1-İç ve dış siyaset, ülke ve ulusun çıkarları doğrultusunda değil, ABD ve AB’nin çıkarları doğrultusunda dayatmalarla biçimlendirilmekte.
Onlar izin vermeden, Kandile inemiyoruz, terörü bitiremiyoruz, sınır güvenliğimizi sağlayamıyoruz. Dahası, devletin ülkesi ve ulusuyla ile bölünmez bütünlüğü tartışmaya açılmış, özerk bölgelere ayrılması teklif edilmekte, Sevr hortlatılmaktadır.
2-Emperyalistler istedi diye tüm ülke varlıklarını özelleştirme adı altında satıp Devleti küçültüyoruz(!), yandaş sermaye yaratıyoruz.
Neoliberal politikalara uygun, ulusal ve manevi değerlerden uzak, tarihini bilmeyen, sorgulamayan, dili yozlaşmış kuşaklar yetiştiriyoruz.
3-Bilinçli bir şekilde, eğitim “milli” olmaktan çıkartılmakta, dinselleştirilmektedir. Eğitim Birliği Yasası fiilen uygulanmamaktadır. Kız çocukları halâ okula gidememekte, töre cinayetlerine kurban edilmekte, kadınlarımız devrimlerle kazandığı hakları unutmuş, örtünme özgürlüğü istemekte İkinci, üçüncü sınıf vatandaş sayılmayı kabul edebilmektedirler.
4- Anayasa değişikliği ile; yüksek yargı organları, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi siyasetin eline geçecek şekilde yeniden yapılandırılmaktadır.
Değişiklik halkoyundan geçerse hedeflenen düzenin önündeki yargı engeli kalkacaktır.
Yeni düzenin Anayasa ve yasalarına DUR diyecek yargı olmayacaktır.
5- Anayasa değişikliği hakkındaki halkoylaması süreci devam ederken belli ODAKLARCA yeni düzen Anayasasının nitelikleri de belirlenmeye başlanmıştır.
1) Atatürk’ün adı, devrim ve ilkeleri yeni Anayasa’da yer alamayacak, Anayasa sivilleşecektir(!)
2) Bugün değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan maddelerinin değiştirilmesi mümkün olabilecek;
- 2. Maddede sayılı, Cumhuriyetin nitelikleri (demokratik, laik, sosyal hukuk devleti) değiştirilebilecek,
- 3. Maddede yer alan; Devletin, ulusu ve ülkesi ile bölünmez bütünlüğü, dili, başşehri değiştirilebilecek.
- Dili, bayrağı, meclisleri ayrı özerk bölgeler kurulabilecek,
- Laiklik yeniden tanımlanacak ve din ve vicdan hürriyeti çerçevesinde pasifleşecek, dini dogmaların toplum hayatını belirlemesinin önü açılacaktır.
Bu durum; Cumhuriyetin temellerinin çökmesi demektir. İzin verilemez.
6-1982 Anayasası ile yargı, siyasi güce, yürütmeye bağlanmıştır. Yargıç ve savcılar idari yönden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar. Bakan mesleğin düzenleyici organı olan HSYK’da tek yetkilidir. Böyle bir yapılanmada mesleğin her aşamasında siyaset etkindir.
Bugün bazı yargıç ve savcıların hukuku nasıl çiğnediklerini, yargısız infaza dönüşmüş tutuklama sürelerini, yakalama emirlerini izliyor, sistemin sakıncalarını görüyor, değişmesi gerekliliğini anlıyoruz.
Ama getirilen Anayasa değişikliği yargıyı yürütme karşısında bağımsız kılmıyor, aksine, ağırlıklı olarak yürütme ve onun yanında yasamaya, birlikte bağlı kılınıyor.
Bu değişiklikle 1982 Anayasasını aratacak şekilde, Yüksek yargı organları da siyasetin emrine girmiş oluyor.
Atatürkçü düşüncenin temel ilkeleri ile bağdaşmayan, Türkiye’yi Dönüştürmeye yönelik bu değişikliğe DUR demeliyiz.
Kadın erkek, genç, yaşlı, işçisi, köylüsü, esnafı, memuru, emeklisi ile cumhuriyetin değerlerine inanmış, benimsemiş tüm aydınlara, yurtseverlere sesleniyoruz.
Geleceğimizi karartmalarına izin vermeyelim.
Aydınlık yarınlar için anayasa değişikliğine:
HAYIR
diyelim.
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu
|
Sponsor Reklamlar
|