Genel konular Katagorisinde ve Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan PİRYOLU Bağımsız haberleri. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Suriye iki yıldır diz çökmedi
2
Muhalifler sallantıda
Suriye'ye karşı başlatılan savaşın en önemli kozu olan dış destekli muhalifler, 24 ayın ardından hala birliği sağlayamamış durumda. Suriye Ulusal Koalisyonu, geçiş hükümeti tartışması yürütürken, ABD'ye daha yakın olan başkanları Muaz El Hatip, “geçiş hükümetinin kurulmasını” reddediyor. Daha önce Esad ile görüşmeye hazır olduğunu açıklayan Hatip'e karşı Katar ve Türkiye'ye daha yakın olan Müslüman Kardeşler ekibi koalisyonun kalan üyelerini yanlarına çekmeyi hedefliyor. Abdulbasit Seyda'nın başarısızlığının ardından Katar'da Kasım ayında işbaşına gelen Hatip'in ...
Muhalifler sallantıda
Suriye'ye karşı başlatılan savaşın en önemli kozu olan dış destekli muhalifler, 24 ayın ardından hala birliği sağlayamamış durumda. Suriye Ulusal Koalisyonu, geçiş hükümeti tartışması yürütürken, ABD'ye daha yakın olan başkanları Muaz El Hatip, “geçiş hükümetinin kurulmasını” reddediyor. Daha önce Esad ile görüşmeye hazır olduğunu açıklayan Hatip'e karşı Katar ve Türkiye'ye daha yakın olan Müslüman Kardeşler ekibi koalisyonun kalan üyelerini yanlarına çekmeyi hedefliyor. Abdulbasit Seyda'nın başarısızlığının ardından Katar'da Kasım ayında işbaşına gelen Hatip'in ise istifasının yakın olduğu yorumları yapılmaya başlandı. ABD, Fransa ve İngiltere ise muhalifleri 24 aydır silahlandırmalarına rağmen, Mart ayındaki yenilgi dalgasıyla Esad'ın güçlenen elini dengelemeye çalışıyorlar. Bu kapsamda Suriyeli militanlara doğrudan silah yardımı yapacaklarını söyleyen üç ülke “Esad sonsuza kadar savaşamayacağını anlamalı” mesajlarıyla asıl hedeflerinin bir uzlaşma olduğunu da açık etmekten çekinmiyor. Son olarak ABD Dışışleri Bakanı John Kerry muhaliflerin birlik olarak Esad ile masaya oturmasını isterken, muhalifler de ikinci kez geçici hükümetin kurulmasını ertelediklerini açıkladılar.
Türkiye ise büyük bir destek sunduğu militanların Esad yönetimiyle uzlaşmasına en sert biçimde karşı çıkan ülke... Koalisyonda Müslüman Kardeşler üzerinden rejimle görüşmeyi sabote etmeye çalışan Türkiye, El Nusra Cephesi, Ahrar-u Şam, Kuzey Fırtınası gibi selefi grupları da doğrudan destekliyeyerek, sahada askeri güç olarak da bulunmaya çalışıyor.
Suriye yönetimi beklenilenin aksine süreç içinde dağılmak bir yana daha bütünlüklü bir yapıya kavuştu. Libya'dakinin aksine çok az sayıda üst düzey yönetici taraf değiştirdi. Orduda firar eden ve taraf değiştiren askerlerin sayısı oldukça kısıtlı kaldı üstelik ordunun üçte ikisi sünni askerlerden oluşurken, komuta kademesindeki her dört generalden üç sünniyken beklenen olmadı. Bugüne kadar üst düzey komutadan taraf değiştiren hiçbir general olmadı.
Suriye'nin bu durumu, militanların ve dış destekli muhaliflerin dış müdahale isteğinin önündeki en büyük engeli teşkil ediyor. Ayrıca beklenilenin aksine Suriye bütün kışkırtmalara ve katliamlara rağmen mezhep savaşına da sürüklenmedi.
El Nusra takviyesi
Büyük silah ve mühimmat desteği de ÖSO militanlarına bekledikleri zaferi getirmedi. Özellikle Nisan ayında Humus'taki Bab-ı Amr'ın ordunun kontrolüne girmesiyle El Nusra Cephesi adlı El Kaide militanları Suriye'de boy göstermeye başladılar. Bu militanların ÖSO'ya en büyük faydası ise sınır kapılarını ele geçirmeleri oldu. Türkiye'ye açılan Bab El Hava, Carabulus, Tel Abyad gibi kapılar Tunus, Libya, Yemen, Afganistan, Çeçenistan, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkelerden gelen radikal islamcı militanlar tarafından ele geçirildi. Türkiye ve Suudi Arabistan'ın desteklediği militanlar kısa sürede güçlenerek, ordu karşısında belirgin bir güç oldular. ÖSO veya üst düzey muhalifler bu militanları “devrimin parçası” olarak değerlendirdi. Bu militanlar sivillere ve esir askerlere yönelik kanlı infazlarıyla büyük bir korku yaratmayı hedeflediler. ABD ise geçtiğimiz Kasım ayında, ÖSO'dan ve yeni kurulan Suriye Ulusal Koalisyonu'ndan bu gruplarla arasına kesin bir mesafe koymasını istedi. Ancak ne muhalifler bunu kabul etti ne de ABD'nin siyasi desteğiyle Suriye'deki savaşa silah ve savaşçı sağlayan Türkiye ve Suudi Arabistan radikal islamcı militanlara desteğini kesti.
Kürtler ortaya çıkıyor
Suriye'deki savaşın en ilginç gelişmesi ise Kürtlerin örgütlü bir toplam olarak kendi ağırlıklarını hissettirmeleri oldu. Çoğu zaman çatışma olmadan yaşadıkları kentleri Suriye ordusundan alan PKK'ye yakınlığı ile bilinen Demokratik Birlik Partisi (PYD) Türkiye'nin hışmını da üzerine çekti. Dışışleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan Tayyip Erdoğan defalarca kez PYD'nin kontrolünü artırmasına müsaade etmeyeceklerini ve gerekeni yapacaklarını söylediler ve yaptılar da. Suriye Kürdistan'ın giriş kapısı olan Ras El Ayn'a yönelik silahlı militanların saldırısı durmadı. Bu militanlara Türkiye'nin tank verdiği bile iddia edildi. Ancak PYD'ye bağlı Halk Savunma Güçleri (YPG) saldırıları püskürttü. Muhalifler, PYD'nin Esad'a destek verdiğini iddia etse de gerçekte bu grup, Suriye'nin dış destekli olmayan Ulusal Koordinasyon Komitesi'yle birlikte hareket ediyor. PYD Şubat ayında ÖSO ile anlaştığını duyursa da, ÖSO Genelkurmay Başkanı Salim İdris bu iddiayı yalanladı.
Hizbullah ve İran'a darbe
Suriye'ye yönelik vekalet savaşının en önemli hedefinin Lübnan direnişini zayıflatmak, İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırmasını engellemek olduğu sır değil. 2007 yılında “Yeni yönelim” başlıklı ünlü yazısında ABD'li Seymour Hersh, Washington yönetiminin, Hizbullah'ı zayıflatmak için Suriye'yi hedef alabileceğini yazmıştı. Hersh'e göre bu stratejiyi de ABD'li yetkililere Lübnanlı siyasetçi Velid Canbolat verdi. Canbolat ayrıca ABD'lilere, bu iş için Müslüman Kardeşler'e başvurabileceklerini belirtti. İsrail'i tanımayan ve gerek Filistin gerekse Lübnan direnişine silah sağlayan Suriye'nin 2010 yılından olayların başladığı Mart ayına kadar ABD tarafından ikna edilmeye çalışıldığı da batı basını tarafından sızdırıldı. Haberlere göre, ABD Suriye'ye bu kampı terketmesi karşılığında İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'ni önerdi ancak Şam bu teklife olumsuz yanıt verdi. Türkiye ise 2011 yılının Ağustos ayına kadar Suriye'ye “reform” telkin ederken, son olarak ABD'li yetkililerle görüşen Davutoğlu Washington'un mesajını Esad'a iletti. Ancak bu teklif de reddedilince, ABD Başkanı Barack Obama, Esad'a “ya ülkendeki dönüşüme liderlik et ya da yoldan çekil” dedi. Başbakan Erdoğan ise bir hafta içinde “kardeşim” dediği Esad'ı diktatörlük ve mezalimle suçladı.
Bu haftaki CHP grup konuşmasını “Uludere Katliamı”na ayıran Kılıçdaroğlu, önemli belirlemeler yaptı. Ortak mücadele çağrısı yaptı. Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Bir devlet düşünün ve o devleti yöneten bir hükümet düşünün, 34 yurttaşımızı öldürüyoruz, talimat veriyoruz ‘Git burayı bombala’ gidiyorlar bombalıyorlar ve 34 yurttaşımızı katlediyoruz… Aradan tam on dört ay geçti. On dört günde aydınlanması gereken bir sorun on dört aydır çözülemiyor… 34 yurttaşımızı bilerek ve isteyerek birilerinin talimatıyla gidip öldüren hükümet, olayı kapatmaya çalışıyor.”
Uludere ile ilgili oluşan komisyonun geçen hafta yayınlanan raporunu da çok ağır bir dille eleştiren Kılıçdaroğlu, “komisyon gerçekleri araştırma değil, gerçekleri karartma komisyonu gibi bir işlem üstlenmiş durumda” dedi. Arakasından da önemli bir çağrı yaptı: “Mademki bütün hukuksuzlukların üzerine gidiyoruz, mademki adaleti arıyoruz, kimliği ne olursa olsun, oturduğu yer ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, rengi ne olursa olsun, herkese eşit yaklaşmak zorundayız. Gelin bunun mücadelesini hep beraber yapalım” dedi.
***
AKP ile PKK arasında “müzakerenin” bütün hızıyla sürdüğü, görüşmelerin bir parçası olarak, PKK’nın doğru bir hamleyle kaçırdığı kamu görevlilerini serbest bıraktığı bir ortamda böyle önemli bir konuşma ve çağrı, aradan birkaç gün geçmiş olmasına rağmen ne Kürt muhalefetinden ne de medyadan da hak ettiği desteği bulamadı. “Bütün kurgusunu CHP eleştirisi üzerine kurmuş olan merkez medyanın” tavrını anlamak mümkün ama bu konuda Kürt muhalefetini ve genel olarak HDK bünyesinde yer alan sol muhalefeti anlamak mümkün değil!
Tamam çözüm sürecinde dikkatli olmak gerekir. Tamam, silahlar susmalı. Tamam, barış olmalı… Ama el insaf! Başbakanlığın ve Genelkurmay’ın birlikte hazırladığı, AKP’yi ve ilgili bütün sorumluları saklamayı hedefleyen böyle bir raporu da “aman ha barış süreci var” diye eleştirmeyecek miyiz? Bu insanlık ayıbını gündeme taşımayacak mıyız? 14 aydır “bombaları kimin attığı” bilinmiyor mu? Cevabı belli bir soru karşısında susmak her şey bir yana ahlaki bile değildir. Bir katliamı duymazdan gelerek, barış olabiliri mi? Katliamların üzeri örtülerek, “karşılıklı susma sözü verilerek” barış olur mu?
Deneme-yanılma yöntemiyle 11 yıldır yeterince test ettiğimiz ve her seferinde “derin hayal kırıklığı yaşadığımız” AKP’den “başkanlık karşılığı barış” alınabileceğine inanmak ham bir hayal değil mi? Daha dün referandum sürecinde de sabah akşam “ileri demokrasi” lafı eden bu AKP değil miydi? Sene 2010’du... Aradan üç yıl geçmiş: Bu süredeki, Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargah, Hopa, Sivas ve KCK davaları bize AKP gerçeğini yeterince göstermiyor mu?
Ne yapmamız gerekiyor? “Müzakere sürecin” helal gelecek diye, AKP uygulamaları hakkında konuşmayacak mıyız? Eleştirmeyecek miyiz? “Aman ha” uyarıları karşısında AKP propagandası yapanlara katılıp, AKP övgücülüğü mü yapacağız?
Adamlar birlik diyerek, kardeşlik “İslam dini” diye “ümmeti” daha fazla öne çıkaracaklar ama biz sormadan, sorgulamadan onlara inanacağız ve güveneceğiz! Üstelik yaptıkları, yapacaklarının göstergesi olmasına rağmen! Yalnızca 10-12 yıldır değil, tam 500 yıllık yaptıkları ortada: Başbakan Erdoğan’ın “İslam dini hepimizi birleştirir” vurgusu boşuna değil. “Ecdadımız yaptı” diyerek Yavuz Selim’e ve İdris-i Bitlisi’ye atıfta bulunması boşuna değil. Asıl derdi, barış, eşitlik ve kardeşlik olmayan Erdoğan, başkan olacağı “Yeni Osmanlı”da kendisine karşı çıkamayacak daha geniş bir Kürt desteği arıyor. Dün bu Bitlisli İdris’le başarılmıştı ve Osmanlı Doğu’da ve Güney’de Aleviler başta olmak üzere iktidarına itiraz eden herkesi tasfiye etmişti! Şimdi neden olmasın? Kürt muhalefetini teslim alarak işe başlamak gibi…
***
Evet, silahlar sussun, anaların gözyaşları dursun! Ama bu AKP’nin “iyi niyeti ya da kötü niyetiyle” alakalı bir durum değil, doğrudan demokrasi güçlerinin pazarlık gücüyle ilgilidir. Eğer sorun yalnızca iyi niyet sorunu ya da yalnızca “silahların susması” olsaydı, silahın ve şiddetin hiç olmadığı Alevi sorunu çoktan çözülürdü. Ya da Ruhban okulu veya Mor Gabriel sorun olmazdı! Suriye karasularında düşen uçakta ölen 2 pilotla ilgili gerçekler ya da Afyon’daki 25 askerin ölümündeki gerçekler çoktan açıklanırdı! Bir kez daha bilmek gerekir ki; AKP karşısında, eşitlik ve kardeşlik lehine güç olmadan sorun çözülmez!
Yurt Gazetesi
kırmızı haber
28 şubat sürecine gösterdikleri önemin,
binde birini,
marşa,sivasa,gaziye ve roboskiye gösterselerdi,
bu sorunlar bindefa çözülürdü,
ama niyetleri yok,
bu sorunları çözerlerse ayaklarına kurşun sıkmış gibi olurlar,
diğer tüm hükümetlerdede olduğu gibi Devlet politikası......
Ahmet henüz 13 yaşındaydı. Yaşıtları henüz oyun oynamaya devam ederken, Ahmet okul harçlığını çıkarmak için fabrikada çalışan bir emekçi çocuğuydu. AKP'nin ve zenginlerin iktidarı, 13 yaşındaki Ahmet’i okul harçlığını çıkartmak için çalıştığı fabrikada pres makinesine sıkıştırarak öldürdü.
Bir yanda zenginler kârlarına kâr katmaya devam ederken emekçilerin payına yine ölmek düşüyor. 13 yaşındaki ilkokul öğrencisi Ahmet Yıldız, okul harçlığını çıkarmak için çalıştığı fabrikada korkunç şekilde yaşamını yitirdi.
Patron hem ölümüne neden oldu, hem yalan söyledi!
Olay dün öğlen saatlerinde merkez Yüreğir İlçesi Keresteciler Sitesi'ndeki Koç Plastik'te meydana geldi. DHA'da yer alan habere göre, Şehit Öğretmen Sait Korkmaz İlkokulu 7'nci sınıf öğrencisi olan Ahmet Yıldız, okul harçlığını çıkarmak için Ali Koç adlı bir patrona ait plastik fabrikasında çalışmaya başladı. Çay ve temizlik işlerine yardımcı olması için 100 lira haftalıkla işe alınan Ahmet, işyeri sahibi tarafından ağır yaralı olarak Adana Devlet Hastanesi'ne getirildi.
Patronun önce gerçek dışı bir ifadeyle hastane görevlilerine, "Plakasını alamadığımız bir otomobil çarpıp kaçtı" dediği Yıldız, yapılan tüm müdahaleye karşın öldü.
Ahmet Yıldız'ın kafasının her iki yönünde de ezilme olduğunu belirleyen doktorlar, "Trafik kazası olması imkansız" diyerek polise bilgi verdi. Doktorların uyarısı üzerine harekete geçen Cinayet Bürosu ekipleri, Ali Koç'un ifadesini aldı. İlk ifadesinde yalan söylediğini kabul eden Ali Koç, "Pres makinesinden çıkan numuneleri alırken kafası sıkıştı. Yaralanınca hastaneye getirdik" itirafında bulundu.
Çoğu kayıt dışı çalıştırılıyor
2012 yılında en az 154,3 2012 yılında ise yine binin üzerinde emekçi hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden bu işçilerin içinde küçük yaşta çalışmak zorunda kalan Ahmet gibi yüzlerce emekçi çocuğu da vardı. Çoğu kayıt dışı çalışan ve öldükleri dahi bilinemeyen yüzlerce çocuk işçi gibi o da harçlığını çıkarmak için çalışıyordu.
Adana'da 13 yaşındaki Ahmet Yıldız, okul harçlığını çıkartmak için haftalık 100 liraya çalıştığı plastik fabrikasında pres makinesine sıkışarak yaşamını yitirdi.
Türkiye'de 1 milyon çocuk işçi var
Çocuk işçi ölümleri yaşanmaya devam ederken geçtiğimiz yıl DİSK tarafından açıklanan bir veri dünya genelinde çocuk işçiliği ve Türkiye'deki durumu gözler önüne sermişti. Buna göre, Dünya genelinde 306 milyona ulaşan çocuk işçi sayısı Türkiye’de ise 1 milyona yaklaştı. DİSK-AR’ın çalışmasında, Türkiye’de 958 bin çocuk işçinin olduğuna vurgu yapılırken, çocuk işçiliği ile mücadelenin ivmesinin de giderek düştüğüne dikkat çekilmişti.
Çocuk işçiler ağır işe
Konuya ilişkin bir diğer skandal gelişme ise kısa süre önce gerçekleşti. Çocuk işçiler kayıt dışı biçimde ağır işlerde çalıştırılarak öldürülmeye devam edilirken, AKP iktidarı çocuk işçilerin ağır işlerde çalışmasının önündeki yasal engelleri de kaldıracak bir düzenleme hazırladı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, "Çocuk ve gençlerin çalışamayacakları işler" listesini yönetmelikten çıkarırken, 16 yaşındaki çocuk işçilerin ağır işlerde çalıştırılmasına da olanak sağladı.
Gerici yazarlardan Mehmet Şevki Eygi, AKP iktidarının verdiği güvenden aldığı cesaretle “Bir gün mutlaka şeriat gelecek” derken, soL’un “Afyon’a Şeriat mı geliyor” haberine değinerek “Afyon Valisi'ni tebrik ediyorum” dedi.
Milli Gazete’de yazan Mehmet Şevket Eygi adlı yazar, bugün köşesinden açık bir şeriat çağrısı yaptı.
“Afyon Valisini Tebrik Ediyorum” başlıklı bir yazı kaleme alan Eygi, okullarda mescit açılmasını, alkol yasağını ve kadınlara ayrı otobüs uygulamasını övdü.
Konuya ilişkin soL’un haber başlığını hedef seçen Eygi, bu üç şeyle şeriat gelmeyeceğini belirtirken, bu uygulamaların Türkiye’nin genelinde hayata geçmesi gerektiğini yazdı.
“Bunlarla Şeriat gelmez, biraz ahlak ve dirlik düzen gelir” diyen Eygi yazısına şöyle devam etti:
Türkiyeye bir gün elbette Şeriat gelecektir. Şeriat uygulaması tabiî ki, türbeleri yıkan Selefilerin zihniyetine uygun olmayacaktır. Ülkemize Osmanlı tipi, Mevlana Celalettin Rumî zihniyeti ışığında Şeriat gelmelidir.
Şeriat adalet, güvenlik, insaf, ahlak, fazilet, yardımlaşma, iyilikleri emr etmek, kötülükleri yasaklamak, mürüvvet, fütüvvet demektir.
Şeriat düzeninde gayr-i Müslimlere de hürriyet vardır.
Müslüman ile İslamcı başka olduğu gibi bedevî usulü Şeriat düzeni ile medenî Müslümanların Şeriat düzeni farklıdır.
Şeriat düzeninde hırsızlık olmaz, sömürü olmaz, soygun ve talan olmaz. Şeriat, saçı bitmedik yetimlerin haklarını kimseye yedirmez. Yemeye kalkanı tepeler.
Şeriat düzeni haram, kara, kirli, necis servetler edinilmesine izin vermez.
Şeriat düzeninde müstehcen medya olmaz.
Şeriat düzeninde büyük soyguncular, büyük uyuşturucu tacirleri icabında asılır.
Şeriat düzeninde iç savaş ve terör olmaz.
Şeriat düzeninde kapıları kilitlemeye lüzum kalmaz.
(soL - Haber Merkezi)
akp diktasına kadar kurulan bütün hükümetler,
emperyal taşeronu bu hükümeti yaratmak için çalışmışlardır,
milliyetcilik ve mukadesatcılık meger emperyal taşeronlukmuş.
ABD'nin merkezi haber alma teşkilatı CIA'nın Suriye'deki olası İnsansız Hava Aracı saldırıları için bilgi toplamaya başladığı iddia ediliyor.
Suriye'de 2 yıldır devam eden ve Batı destekli silahlı "muhalefet"in Devlet Başkanı Beşar Esad'ı devirememesi, ABD'yi ve müttefiklerini yeni arayışlara itiyor.
Los Angeles Times'tan Ken Dilanian ve Brian Bennett'in haberine göre, ABD'nin merkezi istihbarat örgütü CIA, Suriye'de İnsansız Hava Aracı (İHA) saldırıları için bilgi toplamaya başladı.
Habere göre, CIA'nın Yemen ve Pakistan'daki İHA saldırılarındaki ana karargahı Kontr-terör Merkezi, bünyesindeki bazı yetkilileri, Suriye'de bulunan ve "ABD'ye tehdit oluşturabilecek" unsurları izlemekle görevlendirdi. Bu unsurlar arasında, Irak'tan Suriye'ye kaydırılan El Kaide, yani Nusra Cephesi sayılıyor.
Bu istihbarat faaliyetinin yalnızca İslamcı unsurlar için değil, aynı zamanda Suriye'nin elinde olduğu iddia edilen kimyasal silahların "yanlış kullanımını" engellemek için de yapıldığı belirtiliyor.
Türkiye ve Ürdün'deki 'muhaliflerle' görüşüyorlar
Haberde istihbarat için savaş bölgesine çok sayıda görevli gönderilmediği, ancak Suudi, Ürdün ve diğer istihbarat servisleriyle yakın bir mesai yürütüldüğü söyleniyor.
Eski ve muvazzaf ABD'li yetkililerin söylediklerine göre, CIA'nın bu birimi, aynı zamanda Türkiye ve Ürdün'deki muhalefet liderleri ile de görüşmeler yapıyor. Bu kontr-terör faaliyetinin aynı zamanda Suriye'deki "ılımlı" muhaliflere de "radikal" unsurlar karşısında destek vermek anlamına geleceği de ileri sürülüyor.
Times'a konuşan eski bir CIA yetkilisi ise, eğer İHA saldırıları için istihbarat toplanacaksa, öncelikle Hizbullah için toplanması gerektiğini söyledi.
(soL - Dış Haberler)
ve ülkemiz hükümeti bu amerikya,
suriyedeki yönetimi devirmek için uşaklık yapıyor.