Genel konular Katagorisinde ve Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan PİRYOLU Bağımsız haberleri. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>BERF62 Nickli Üyeden Alıntı
Eğitim-Sen: Polis ağır silahlarla gelip içki aradı
TUNCELİ - Tunceli’de sendika şubesinde basın toplantısı düzenlenen Eğitim-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Haydar Çetinkaya, Pertek’te üyelerinin kuruluş yıldönümü nedeniyle ve Pertek Belediye Başkanı EMEK Partili Kenan Çetin’inde katıldığı yemeği polisin bastığını öne sürdü. Yemekte içki servisi bulunmadığını belirten Çetinkaya, şöyle dedi:
"Gecenin ilerleyen saatlerinde içeriye birkaç polis girdi daha sonra polis sayısı 10 civarına ulaştı. Ellerinde kameralar vardı, işyerindeki televizyonda yayınlanan müziklere varıncaya kadar kaydettiler. Gece yapmak için izin ...
Eğitim-Sen: Polis ağır silahlarla gelip içki aradı
TUNCELİ - Tunceli’de sendika şubesinde basın toplantısı düzenlenen Eğitim-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Haydar Çetinkaya, Pertek’te üyelerinin kuruluş yıldönümü nedeniyle ve Pertek Belediye Başkanı EMEK Partili Kenan Çetin’inde katıldığı yemeği polisin bastığını öne sürdü. Yemekte içki servisi bulunmadığını belirten Çetinkaya, şöyle dedi:
"Gecenin ilerleyen saatlerinde içeriye birkaç polis girdi daha sonra polis sayısı 10 civarına ulaştı. Ellerinde kameralar vardı, işyerindeki televizyonda yayınlanan müziklere varıncaya kadar kaydettiler. Gece yapmak için izin alıp almadığımızı sordular, bizim bütün yasal izinlerimiz alınmıştı ve sonra masalarda içki aradılar ama içkiye rastlamadılar mutfağı kontrol edip, gittiler. Polisler içerdeyken, ’Neden böyle yaptınız, yaptığınız doğru değil, biz burada yasal olarak bir gece yapıyoruz arkadaşlar ile yemek yiyoruz, siz buraya izinli mi geldiniz arama kararınız var mı’ diye sorduk cevap bile vermediler."
Çetinkaya, yemek yedikleri mekana ikinci kez gelen polislerde ağır makinalı silahlarla geldiklerini söyleyerek, şöyle devam etti:
"Sivil polisler çıktıktan sonra bu kez 4 özel harekat timi ve birkaç sivil polisi tekrar içeri geldi. Bu durum son derece düşündürücü bir sendika yemeğinde, üstelik eğitimcilerin yemeği ve aramızda eşiyle çocuklarıyla gelen arkadaşlarımız vardı, 7-8 yaşlarında çocuklar vardı. Polisler savaşa gider gibi kuşanarak içeri girmeleri ve tartışma yaratmaları nasıl bir mantıktır anlamadık. İçeriye girmelerinin nedeni içki satışı var mı yok mu? Ya da içki içiliyor mu içilmiyor mu? Bu sadece bir bahane idi, amaç içerde ne yapılıyor bunu görmek ve kameraya çekmekti. Özel hareket timlerinin üzerinde ağır makinalı silahlar ve roketatarlar bile vardı. Şaşkına döndük, sanki savaşa gidiyorlardı, çocuklar çok korktu."
Çetinkaya, konu ile ilgili olarak hem kendilerinin hemde işyeri sahibinin Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunacağını, bu yapılanın emek, demokrasi, eşitlik, adalet barış ve özgürlük mücadelesi, eğitim emekçilerinin özlük demokratik, ekonomik, kültürel, sosyal hakları için fiili ve meşru zeminde yürüttüğü haklı mücadelesine dönük bir saldırı olduğunu da söyledi.
DHA - Ferit DEMİR
bunun amacı FAŞİZMİ iliklerine kadar topluma angaje etmek.
Demokrat Parti, “liberalizm ve demokrasi” söylemleriyle1950’de iktidara gelmişti. Demokrasi beklentisi büyüktü. Bu beklentinin boş olduğu hemen ortaya çıktı. Yıl 1951’di… Türkiye’de olmayan komünizm tehlikesi şizofrenik bir ruh haliyle “büyük bir tehlike” olarak sunulmaya başlanmış ve arkasından tarihe “büyük komünist tevkifatı” olarak geçen tutuklamalar başlamıştı… Bu tutuklamalar, tıpkı bugünlerdeki DHKP-C tutuklamaları gibi önceden planlanmıştı. “Esbab-ı Mucibeli Hüküm”, yani “gerektiren sebeplerden dolayı hüküm” önceden hazırlanmıştı. Tutuklamalar kaçınılmazdı… Sevim Belli ile başlayan tutuklamalar, Zeki Baştımar başta olmak üzere, Doktor Şefik Hüsnü Deymer, Mihri Belli, Ruhi Su, Enver Gökçe, Mehmet Bozışık gibi dönemin bilinen komünistleri ile devam etti ve toplam 187 kişi tutuklandı...
Tutuklanma gerekçeleri önceden hazırlandığı için tutuklananların direnmeden öte yapacakları çok fazla bir şey yoktu. Havada komünistlik ve ajanlık lafları uçuşuyordu. Geniş toplumsal kesimler, ne olduğunu bilmediği “komünizm korkusu” ile “Rus ajanlığını” kendine göre kafasında birleştirmişti bile…
Tutuklamaların amaçlarından biri hasıl olmuştu: Muhalefeti boğmak ve toplum üzerinde ciddi bir komünizm karşıtlığı oluşturmak! Tutuklamaların ikinci amacı ise Amerika’ya “selam durmak” ve Sovyetlere “parmak sallamak” ise fazlasıyla yapılmıştı… Menderes verdiği sözleri tutuyor, arkasında da “Kore Savaşı’nda bizim ne işimiz var” diyen Barış Derneği’ni kapatıyor, Behice Boran ve arkadaşlarını tutuklattırıyordu. Aranan belge fazlasıyla vardı: Barış istiyorlardı, yetmez miydi? Daha ne olacaktı?
Tıpkı bugün gibi… İstanbul Emniyeti operasyonun gerekçesini sihirli gizemli laflarla açıkladı: Kozmik odalar, ardı ardına açılan çelik kapılar, saklanılan dehlizler, suikast planları ve ajanlık… Düne ne kadar benziyor. Yalnızca tarihler ve isimler yer değiştiriyor. Dün öne çıkan isimler Zeki Baştımar ve Şefik Hüsnü’ydü. Bugün Selçuk Kozağaçlı ve Taylan Tanay… ÇHD Başkanı Kozağaçlı’ya zorla yakıştırılmaya çalışılan “Suriye ajanlığı” ile 1950’lilerin devrimcilerine yakıştırılan “Rus ajanlığı” arasında fark var mı? Devlet-i Aliye’nin önceden belirlenmiş, “Esbab-ı Mucibeli Hükümleri” nasıl da hep aynı oluyor… Şaşmamak gerekiyor!
* * *
DHKP-C davası kapsamında gözaltına alınanların aldıkları tavır, bıyıklarıyla, duruşlarıyla ve konuşmalarıyla estirdikleri devrimci hava insanı ferahlatıyor olsa da 60 küsur yıldır bu ülkede estirilen sol ve komünizm karşıtı havayı ve siyasal muhafazakârlığın etkisini ortadan kaldıramıyor. Solculara, devrimcilere karşı yaşatılan hukuksuzluk, adaletsizlik AKP eliyle arttırılıyor. Devrimci olmak, solcu olmak, komünist olmak bu ülkede “öteki” olmaya tekabül ediyor. Balyoz, Ergenekon, KCK, Hopa, Sivas hatta RedHack gibi davalara baktığımızda “ötekileştirmenin” yalnızca devrimci, solcu olmakla da sınırlanmadığını görüyoruz. AKP aslında sisteme tavır alan herkese “öteki” muamelesi çekiyor. Bu artık biliniyor. Ancak işin kötü yanı, bu havanın toplumun sola yakın durması gereken kesimlerini de ciddi etkilediği görülüyor. AKP ve MHP’yi anlıyoruz. Ancak bunların dışındaki siyasi güçlerde ve toplumsal kesimlerde de farklı olana, hele hele sosyalist ve komünist olana karşı ciddi bir ötekileştirme ve dışlama tavrı var… Bunu ısrarla anlamamak geriyor!
Türkiye’nin dördüncü büyük barosu Antalya Barosu hukukçulara verdiği “Uğur Mumcu Özel Hukuk Ödülü”nü bu yıl kadına yönelik şiddet sonucu hayatını kaybeden Eylem Pesen'in davasındaki mücadelesi dolayısıyla Avukat Müjde Tozbey Erden'e verme kararı alıyor. Ancak sonra işler değişiyor; 3 bin üyeli Antalya Barosu yönetimi avukat Erden’in TKP’li bir komünist olduğunu, üstelik cezaevindeki PKK’lı tutukluları da ‘siyasi tutsak’ olarak nitelendirdiğini öğrenince acele toplanıyor ve Erden’e ödülü vermekten vazgeçiyor. Tam bir utanç!
Bir başka örnek, Hüseyin Aygün! En “yumuşak” konuşanlar bile “Hüseyin Aygün’ün dikkati çekilmeli” diyorlar. Ben “ilericiyim, demokratım, solcuyum” diyenleri bıraksanız Hüseyin Aygün’ü bir kaşık suda boğacaklar gibi… Üstelik bütün büyük günahların sahipleri köşelerinde “paşa paşa” otururken!
1951’lerden bu yana yapılan operasyonların hedefinde kimlerin olduğu çok açık… Fazla bir yoruma gerek yok. Lafı uzatmayayım: Bu ülkenin asıl sorunu sistemledir. Bu sistem değişecekse AKP politikalarını onaylamayan bütün çevrelerin solla, devrimcilerle yeniden barışması gerekiyor. “Ara”da durarak kimse bu ülkede değişimi sağlayamaz! Dönem, yönümüzü sola dönme zamanıdır!
Yurt Gazetesi
kırmızı haber
yolumuzu degil gönlümüzü sola dönme zamanıdır,
53 yıldır süren tekci politikalar,
akp diktasını abd emperyalizmine taşeron yaptı.......
Suriye’de çatışmaların başlamasından bu yana, ibadethanelere ve tarihi yerlere silahlı İslamcı gruplar tarafından pek çok kez saldırı düzenlenmişti. İnsan Hakları İzleme Örgütü son iki ay içinde kilise ve camilere yönelik saldırıların yoğunlaştığını kaydetti.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yaptığı açıklamada, Suriyeli muhaliflerin geçtiğimiz Kasım ayından bu yana kiliselere ve Şiilerce kutsal sayılan mekanlara yaptığı saldırılarda artış olduğu kaydediliyor. RT’nin aynı kaynaktan aktardığı bir habere göre, yakın zamanda ülkenin batısında bulunan Latayka’da iki kilise yağmalandı ve İdlib’de Şiilerce kutsal sayılan Hüseyniye adlı bir türbe yıkıldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, saldırıların silahlı isyancı gruplar tarafından gerçekleştirildiğine dair kesin kanıtlar bulunduğunu belirtti.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün gündeme gelmediğini belirterek, “Sayın Aygün bizim iç konumuzdur. Bu, abartılacak bir konu da değil” dedi.
"CHP'NİN İÇ MESELELERİNİ BUNDAN SONRA DUYMAYACAKSINIZ"
CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin, Hüseyin Aygün'ün bir davadan ceza aldığı ve bu cezadan kurtarılmak üzere CHP tarafından milletvekili yapıldığı iddialarının hatırlatılması üzerine ise Meclis'te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dahil neredeyse tüm milletvekilleri için fezlekeler ve sonuçlanmamış davalar bulunduğunu ifade etti. Aygün'ün aldığı ceza hakkında herhangi bir bilgisi olmadığını belirten Tekin, milletvekili olmak için hukuki kriterler bulunduğunu, Aygün'ün de bu kriterlere uyduğunu kaydetti. Tekin, “Bizim, hiç kimsenin bugüne kadar bize yansıtılmamış sorunlarını seçim öncesi bilme şansımız yok. O konuda da hiçbir bilgimiz yok” dedi.
Tekin, bir başka gazetecinin “Hüseyin Aygün, bizi iç sorunumuz dediniz” sözleri üzerine ise “Sorun olmaktan çıktı, rahatlayın. Hiçbir sorunumuz yok. Ne Hüseyin Aygün sorunumuz var ne de CHP'de bundan sonra iç meseleler konusunda hiçbir şey duyamayacaksınız” ifadesini kullandı. CHP'nin ilgi alanının işsizlik, yolsuzluk gibi ülke sorunları olduğunu vurgulayan Tekin, iç meselelerle değil bu konularla meşgul olduklarını belirtti. (AA)
E insaf yani, Hakk'tan iç konunuz, iç sorununuzmuş Sayın Tekin. Bir de dış konunuz olsaydı neler diyecektiniz yapacaktınız bilmiyorum. Hiç parti bir olay çıktığında muhalefet ettiği adamla aynı dilden konuşur mu yahu? Boşbakan Aygün'ün kadın siyasetçilerin taziyesine gittiğinde laf etti diye, vekilinizi saniyesinde şutladınız. Hala ne zırvalıyorsunuz. Chp ne yapmaya çalışıyor, artık anlamış değilim. Nabza göre şerbet verip, rüzgar ne yandan eserse oraya dönüveriyorsunuz yönetim olarak. Hüseyin Aygün'ün de hala Chp'de kalmasını da mantıksız buluyorum ki bunu onun kendisine de söyledim. Chp'nin Aleviler üzerinden prim yaptığı yeter artık. Hatta gitsin Akp ile birleşsin, çünkü bugünkü durum ve konumları itibariyle süper ikili olacaklarından kuşkum yok.
Yıl 2002: 'Bizim hükümetimizde
atamayan öğretmen kalmayacak',
Yıl 2013: 'Al oyunu kendine sakla'
Geçtiğimiz gün Gaziantep'te katıldığı açılışta "Şubatta Atama olmazsa size oy vermeyeceğiz" diyen öğretmene"Al oyunu kendine sakla" diyen Başbakan Erdoğan, 2002 yılında yine Gaziantep’te yaptığı konuşmada, “İnşallah biz hükümetimizi kurduğumuzda bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız” diye konuşmuştu.
Gaziantep'te Organize Sanayi Bölgesi'nde özel bir şirkete ait fabrikanın açılışına katılan Başbakan Erdoğan'a, Şubat'ta atama yapılmasını isteyen bir öğretmen "Şubat'ta atama yoksa oy da yok" demiş, Başbakan Erdoğan da atanamayan bir öğretmen olduğu öğrenilen vatandaşa, "Kusura bakmayın, bir şey söylediysek, ne söylediysek o olur, başkası olmaz. Sağ ol, o oy senin olsun. Biz öyle spekülasyonlara girmeyiz. Al onu kendine sakla. Tamam kendine sakla. Sen vermen gereken yere ver. Bize kimin oy vereceği belli, bak burada görüyorsun. Sen kendine sakla" diye karşılık vermişti.
Bu sırada polisler Erdoğan'a tepki gösteren vatandaş ile yanındaki bir kişiyi, kalabalık arasında gözaltına almış, olay kamuoyunun tepkisine neden olmuştu.
Gaziantep'te söz vermişti
Yaşanan bu olay Tayyip Erdoğan'ın 2002 yılında Gaziantep'te yaptığı başka bir konuşmayı akıllara getirdi. Başbakan Erdoğan o dönem yaptığı konuşmada iktidara gelirlerse "boşta öğretmen adayının kalmayacağı" sözünü vererek şöyle konuşmuştu:
“Yahu bir sürü bölüm öğretmenimiz boşta geziyor. Resim öğretmeni matematiğe, Müzik öğretmeni Beden Eğitimi dersine giriyor niye öğretmen ihtiyacı var. Ama bakın ki işe bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor. O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri yazık değil mi?! Öğretmen almıyorum de. Bu evlatlarım okumasın boşuna. Ama biz iktidar olunca inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak."
Başbakan Erdoğan 2002 yılında katıldığı diğer seçim mitinglerinde de bu iddiasını yinelemiş şunları söylemişti:
Erdoğan'ın bu konuşmaları gerçekleştirdiği 2002 yılında atanamayan öğretmen sayısı 60 bin civarında iken, on yılı aşan AKP iktidarında yüzde 500 artarak 300 binlere ulaştı.
2002 yılında İzmit mitinginde: “Şu sisteme bakın hele ülkede 72.000 öğretmen açığı var. Sen sınavla öğretmen seçiyorsun, hangi akla hizmet ediyorsunuz! Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin göreve başlasın, önüne neden engel koyuyorsunuz! İnşallah biz hükumetimizi kurduğumuzda bütün öğretmenleri göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz.”
2002 yılında Samsun mitinginde: “Buradan sözüm tüm genç öğretmen adaylarına; siz merak etmeyin biz geldiğimizde üniversiteyi bitirdiğinizde ‘Ne yapacağım, sınavı ya kazanamazsam.’ korkun olmayacak çünkü sınav olmayacak.”
2002 yılında İstanbul mitinginde: “Birçok gencimiz özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkede eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış, merkezdeki okullar bile öğretmen diye can çekişiyorken sen sınavla öğretmen seçmeye kalkıyorsun. Bıraksana genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın. O kadar sene beklet sonra al, o damda artık heves kalır mı, öğretmenlik yapabilir mi? Ama inşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek hiç merak etmeyin.”
iki yüzlülük ve riyakarlıktan başka bir şey yapmadı 10 yıldır,
din tüccarlığı hangi ülkede böyle vurdum duymaz yapılır.
Çamlıca’ya cami için çalışmalar sürüyor: 100 milyon lirayı geçecek!
Çamlıca’ya yapılması planlanan cami için çalışmalar devam ediyor. Projenin 100 milyon lirayı geçmesi bekleniyor.AA muhabirine bilgi veren İstanbul Cami ve Eğitim-Kültür Hizmet Birimleri Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ergin Külünk, mimari detaylar üzerinde çalışıldığını, statik projenin bitmek üzere olduğunu, zemin etüdünü tamamlama aşamasına gelindiğini belirtti.
50 bin kamyon hafriyat çıkacak,100 milyon lirayı geçecek
İnşaat alanından 50 bin kamyon (600 bin metreküp) hafriyat çıkacağını belirten Külünk, bölgede yaşayanların rahatsız olmaması için kazma işini gündüz, taşıma işini ise gece yapacaklarını sözlerine ekledi.
Şantiye alanının hazırlandığını, yarışmanın duyurusundaki mimari özelliklerin geçerliliğini koruduğunu ve yarışmayı kazanan projenin uygulanacağını ifade eden Külünk, ek olarak 10 bin 600 metrekarelik Türk-İslam Eserleri Müzesi inşa edileceğini belirtti.
Caminin şimdilik 'Çamlıca Camisi' olarak anıldığını ancak ilerde başka bir isim alabileceğini belirten Külünk, projenin 100 milyon lirayı geçeceğini söyledi.
Otopark kapasitesi artacak.
Bu ülkede cami var, kilise var, sinagog var. Semavi dediğiniz üç dinin mensupları için rahatça gidip ibadet ettikleri mekanları var. Ben bu ülke vatandaşıyım, içtiğim sudan lavabodaki atığıma kadar vergimi ödüyorum. Sen benim ibadetimi bu ülkede kabul etmeyi bırak, ona "Ucube" sıfatını yakıştırıyorsun. Bana da ucube diyorsun. Sonra en Alevi benim gibi, yalan dolan sözlerle herkesi uyutuyorsun. Benim derneklerime, dergahlarıma yardım etmiyorsun. Sözkonusu cami olunca İstanbul'un tepesine dikip yanına bir de İslam müzesi ekliyorsun. Bunca aç, işsiz, beş kuruşa köpek gibi çalışan insan varken, bir de utanmadan proje 100 milyonu geçecek, diyorsun. İstanbullunun da kafasında en az beş tahta noksan olduğunu düşünüyorum. Kararı Ankara veriyor; İstanbul'da ses yok. Ben gibi bir iki hak arayan çıkınca ya her zamanki halleri yada anarşist deyip yanımdan usulca geçiyorlar.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Suriye muhalefetinin Esad'ı devirme düşüncesinin ahlaksızca”
söyledi. Akdeniz'deki Rus gemilerinin, bölgedeki istikrarı sağladığını ifade eden Lavrov, Amerika’nın Suriye’deki krizi çözmede İran’ı uzaklaştırmasının büyük bir hata olduğunu kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dün düzenlediği basın toplantısında Rusya'nın 2012'de izlediği dış politika hakkında konuştu.
Rusya'nın Sesi Radyosu'nun haberine göre, Batı'da ve Ortadoğu'da bazı ülkelerin, Suriye muhalefetini Şam yönetimi ile masaya oturmaması için teşvik ettiğini ve bunun üzüntü verici olduğunu kaydeden Lavrov, "biz rejim değişikliğiyle değil, Suriye halkının huzuruyla ilgileniyoruz" dedi. Lavrov, Suriye muhalefetinin Esad'ı devrime düşüncesinin “ahlaksızca” olduğunu vurguladığı toplantıda, Akdeniz'deki Rus gemilerinin bölgedeki istikrarı sağladığını söyledi.
"Akdeniz'deki Rus gemileri, bölgede istikrarı sağlıyor"
Rusya'nın Akdeniz'de yaptığı tatbikatlar ve Akdeniz'deki Rus varlığıyla ilgili soruyu yanıtlayan Lavrov, "Akdeniz'deki Rus gemileri, bölgede istikrarı için önemli" diye konuştu. Akdeniz'deki istikrarın azalmasını istemediklerinin altını çizen Lavrov, "Kısa süre önceye kadar Rus filoları uzun seyahatlar gerçekleştiremiyordu. Ancak artık durum değişti. Ordumuzun ve filomuzun yaşanacak olası gelişmelere karşı hazırlıklı olması için kara, hava ve deniz komutanlıklarımız düzenli olarak tatbikat yapıyor. Burada sıradışı bir durum söz konusu değil."
"Suriye muhalefetinin Esad'ı devirme düşüncesi ahlaksızca"
Suriye muhalefetinin ülkede yaşanan krizdeki tutumu hakkında konuşan Sergey Lavrov, "Suriye muhalefeti, Beşar Esad rejiminin devrilmesini istedikçe, Suriye'de olumlu bir gelişmenin yaşanmasını bekleyemeyiz. Bu ahlaksız tutum sürdükçe, silahlı çatışmalar yaşanmaya, insanlar hayatlarını kaybetmeye devam edecek." diye konuştu.
Batı'da ve Ortadoğu'da bazı ülkelerin, Suriye muhalefetini Şam yönetimi ile masaya oturmaması için teşvik ettiğini ve bunun üzüntü verici olduğunu kaydeden Lavrov sözlerini şöyle sürdürdü:
Batı'da ve Ortadoğu'da bazı ülkeler, Suriye Ulusal Koalisyonu'nun kurulmasını memnuniyetle karşıladılar. Diyalogdan yana olmayan bir koalisyondan neden memnun olduklarını sorduğumuzda 'Önemli olan koalisyonu oluşturmak. Daha sonra bizler, Suriye krizinin çözümünde yer alan Batılı ülkeler, muhalefeti ikna edeceğiz ve daha yapıcı bir tutum sergileyecekler' cevabını almıştık. Ancak söylenenler yerine getirilmedi. Tarafları diyalog masasına oturtmak için hiçbir çaba sarf edilmedi. Diyalog kurulması için sadece Rusya, Çin ile BM-Arap Birliği Suriye Özel Temsilcileri Kofi Annan ve Lahdar Brahimi bu yönde girişimlerde bulundu.
“İran olmadan bölgedeki sorunlar çözülmez”
Lavrov, Amerika’nın Suriye’deki krizi çözmede İran’ı uzaklaştırmasının büyük bir hata olduğunu, çünkü İran’ın bölgede temel bir ülke olduğunu ve katılımı olmadan problemlerin çözümünün imkansız olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, İran'a karşı herhangi bir savaş senaryosuyla karşı karşıya kalmayacaklarını umduğunu belirten Dışişleri Bakanı, İran'ın bölgenin ana unsurlarından biri olduğunu ve İran olmadan bölgedeki sorunların çözülmesinin olanaksız olduğunu vurguladı.
"ABD ile uluslararası arenada işbirliği yapmak istiyoruz"
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Washington ve Moskova arasında son dönemde yaşanan tartışmalarla ilgili de çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Rus Bakan, "Moskova, ABD ile ilişkileri geliştirme ve uluslararası arenada işbirliği yapma niyetinde. Ancak Washington'un attığı ve atacağı düşmanca adımlara cevap vermeye de devam edeceğiz" diye konuştu.
Rus-Amerikan ilişkilerini en çok etkileyen konunun Avrupa'da konuşlandırılan füze savunma sistemleri olduğunu kaydeden Lavrov, "Amerikalı partnerlerimiz, bu sorunun çözümü için bizimle diyaloga geçmek istediklerini söylüyorlar ancak Rusya'nın hassasiyetini dikkate almadan yine kendi bildiklerini yapmaya devam ediyorlar" ifadelerini kullandı.
(soL- Dış Haberler)
ne yazıkki suriyeyi devirmek için akp diktası ,
abd emmperyalizminden daha hevesli.taşeron yağcılığı.
CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler'in 'Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz' sözlerine tepki gösteren Adıyaman Milletvekili Salih Fırat partisinden istifa etti.
'IRKÇI YAKLAŞIMIN SOMUT BİR ÖRNEĞİ'
Güler'in sözlerine hükümet kanadından da tepki geldi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Sayın Başbakanımızın Salı günü bir açıklaması oldu ırkçılığın ne olduğuna ilişkin. Irkçı yaklaşımın somut bir örneği olarak görüyorum'' dedi. Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömek Çelik şöyle konuştu: "CHP'den türeyen 'ırkçı' ifadeler, tek parti dönemindeki ırkçılığın aynısı. Böyle aleni bir ırkçılık siyasi olmaktan öte ahlaki bir sorundur. Pop-ırkçılık, insanlık suçlarının en tehlikelisidir. CHP bu ırkçılığın 'salgın tehlikesi'nin odağı oluyor. 'Irkçıyım' diyenlerin ırkçılığına karantina uygulamak kolay. Ama sosyal demokratiz diyenlerin ırkçılığı bukalemun gibidir. Çok tehlikelidir."
AK PARTİ'DEN JET DAVET AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, CHP'den istifa eden Adıyaman Milletvekili Salih Fırat'a, Ak Parti'nin kapılarının sonuna kadar açık olduğunu söyledi.
Daha dün akşam, Chp'nin ne yapmaya çalıştığını anlamadığımdan, nabza göre şerbet verdiğinden bahsetmiştim. Ve bugün bu şekilde bir olay yaşandı, Akp jet hızıyla bir atak yaptı. Dediğim gibi Akp ile Chp birleşirse süper ikili olurlar.
CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler'in 'Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz' sözlerine tepki gösteren Adıyaman Milletvekili Salih Fırat partisinden istifa etti.
'IRKÇI YAKLAŞIMIN SOMUT BİR ÖRNEĞİ'
Güler'in sözlerine hükümet kanadından da tepki geldi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Sayın Başbakanımızın Salı günü bir açıklaması oldu ırkçılığın ne olduğuna ilişkin. Irkçı yaklaşımın somut bir örneği olarak görüyorum'' dedi. Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömek Çelik şöyle konuştu: "CHP'den türeyen 'ırkçı' ifadeler, tek parti dönemindeki ırkçılığın aynısı. Böyle aleni bir ırkçılık siyasi olmaktan öte ahlaki bir sorundur. Pop-ırkçılık, insanlık suçlarının en tehlikelisidir. CHP bu ırkçılığın 'salgın tehlikesi'nin odağı oluyor. 'Irkçıyım' diyenlerin ırkçılığına karantina uygulamak kolay. Ama sosyal demokratiz diyenlerin ırkçılığı bukalemun gibidir. Çok tehlikelidir."
AK PARTİ'DEN JET DAVET AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, CHP'den istifa eden Adıyaman Milletvekili Salih Fırat'a, Ak Parti'nin kapılarının sonuna kadar açık olduğunu söyledi.
Daha dün akşam, Chp'nin ne yapmaya çalıştığını anlamadığımdan, nabza göre şerbet verdiğinden bahsetmiştim. Ve bugün bu şekilde bir olay yaşandı, Akp jet hızıyla bir atak yaptı. Dediğim gibi Akp ile Chp birleşirse süper ikili olurlar.
İşte burada siyaset yapma hakkımız var e azıcık da biz yapalım sevmem gerçi Kürt sorunu aslıda çözülür çözülmesine de şu meclisteki boş boğazlar ve gereksizler bir gitse işte o zaman herşey çözülür...
İşte burada siyaset yapma hakkımız var e azıcık da biz yapalım sevmem gerçi Kürt sorunu aslıda çözülür çözülmesine de şu meclisteki boş boğazlar ve gereksizler bir gitse işte o zaman herşey çözülür...
Hadi hadi, sevip sevmemek değil mesela. Ortada hak var, bu sevip sevmemenin pusulası. Kürt sorunundan ziyade bir Türk sorunu vardır diyecek bir duruma geldik Munzur Can. Bu kadar ayrımcılık, ırkçılık nereye kadar? Biliyorsun önceki günlerde de iktidarın ağzına bakıp Aygün'e kapı göstermişlerdi. Kendi vekiline kendi sahip çıkmayan bir parti, bence Kılıçdaroğlu'ndan sonra iyice dağıldı. Her ne kadar Dersimli de olsa onu tutamam. Beceremiyor, gidip bağ bahçe işlerine baksa Dersim'de arıcılık yapsa daha iyi olur