Sponsor Reklamlar
Sponsor Reklamlar



PİRYOLU Bağımsız haberleri.

 Genel konular Katagorisinde ve  Pir Yolu Haber Merkezi Forumunda Bulunan  PİRYOLU Bağımsız haberleri. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Cumartesi, 20 Temmuz 2013 - 18:11 Polis Gezi Parkı'nı kapattı: Düğüne izin verilmiyor Gezi Parkı protestoları sırasında tanışan bir çiftin bu akşam Taksim Gezi Parkı'nda yapılacak bir düğünle evlenmek istemesine karşın polis parkın çevresini kuşattı. Vatandaşların parka girmesine izin vermiyor. Güncelleme 22:27 İstiklal Caddesi üzerinde ve ara sokaklarda polisin saldırısı sürüyor. Mis Sokak’a da saldıran polisin gözaltı yapmaya çalıştığı belirtiliyor. Güncelleme 21:45 İstiklal Caddesi'nde eylemler sürüyor. Gezi Parkı'nda da çok sayıda kişi var. İstiklal'deki grupların yer yer birleşmesiyle kalabalık artmaya ...


Seçenekler
Alt 20.07.13   #1021
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Cumartesi, 20 Temmuz 2013 - 18:11
Polis Gezi Parkı'nı kapattı: Düğüne izin verilmiyor



Gezi Parkı protestoları sırasında tanışan bir çiftin bu akşam Taksim Gezi Parkı'nda yapılacak bir düğünle evlenmek istemesine karşın polis parkın çevresini kuşattı. Vatandaşların parka girmesine izin vermiyor.
Güncelleme 22:27
İstiklal Caddesi üzerinde ve ara sokaklarda polisin saldırısı sürüyor. Mis Sokak’a da saldıran polisin gözaltı yapmaya çalıştığı belirtiliyor.
Güncelleme 21:45
İstiklal Caddesi'nde eylemler sürüyor. Gezi Parkı'nda da çok sayıda kişi var. İstiklal'deki grupların yer yer birleşmesiyle kalabalık artmaya başladı.
Güncelleme 21:10
İstiklal Caddesi'ne yapılan saldırı sırasında akrep tipi araçlar kullanılırken, polisin eylemcilere plastik mermi sıktığı da gözlendi. Eylemciler İstiklal'de yeniden toplanıyor.
İstiklal Caddesi’nde binlerce kişi toplandı. Onlarca polis GS Lisesi’ne ilerliyor. İstiklal üzerinde onlarca polis yürüyor. Akrepten ara sokaklara plastik mermi sıkılıyor.İki akrep İstiklal Caddesi üzerinde ilerliyor.
Güncelleme 20:32
Polis İstiklal'de tekrar saldırmaya başladı. TOMA'lardan ilaçlı su sıkılıyor.
Güncelleme 20:22
Gelin ve damadın Gezi Parkı'na girmesinin ardından polis de tekrar parka girdi. Kalkanlarla gelin ve damadı uzaklaştırmaya çalışan polis şimdi de parkı boşaltmaya çalışıyor.


Güncelleme 19:49
Gezi Parkı’ndaki polis barikatı kaldırıldı. Yüzlerce kişi Gezi Parkı’na sloganlar eşliğinde giriş yaptı. Polisin müdahale sırasında iki yurttaşı gözaltına aldığı ifade ediliyor.

Güncelleme 19:32
Nikah salonundan bir fotoğraf:

Güncelleme 19:19
Taksim'de müdahale başladı. Polis TOMA'larla İstiklal Caddesi'ndekilere saldırıyor.

Güncelleme 19:08
Düğünü polis tarafından engellenen çiftin fotoğrafı. Gelin duvak yerine baret taktı.

Güncelleme 18:48
Polis meydanı tamamen kapatarak eylemcileri kalkanlarla İstiklal Caddesi’ne doğru ittirdi. TOMA'ların ve çevik kuvvet ekiplerinin müdahale için hazırlandığı görülüyor. Eylemciler ise "Katil polis hesap verecek" sloganları atıyor.
Güncelleme 18:35 Polis Gezi Parkı merdivenleri önünde toplananları kalkanlarla ittirerek merdivenlerden indirdi. Metrodan çıkanları polis Divan Otel tarafından çıkmaya yönlendiriyor. Polis barikatı önünde bekleyenler "Faşizme karşı omuz omuza" sloganları atıyor. Kalabalık gittikçe artıyor.
Gezi Parkı protestoları sırasında tanışan bir çiftin evlenmeye karar vermiş, Gezi Parkı’nda bu akşam gerçekleşecek düğün ve forum için çağrı yapılmıştı. Ancak saat 17.15′tan itibaren park girişini kapatan polis içeri girişlere izin vermiyor.Gezi Parkı'nda bulunanlar da polislerce boşaltılıyor.
Bu arada parkın çevresinde bulunan vatandaşlar polise yoğun tepki gösteriyor. "Siz maaşınızı Tayyip'ten değil halktan alıyorsunuz. Belinize silah taktınız diye bizi engelleyebileceğinizi mi sanıyorsunuz" diyen bir vatandaş polisler tarafından uzaklaştırıldı. Halkın polise tepkisi sürüyor.
Park çevresinde bulunan yurttaşlar, "Her yer taksim her yer direniş" sloganları atıyor.
(soL-Haber Merkezi)





mısırdaki begenmedikleri ,

faşist cunta meydanları alanları halka kapatmıyor,

bizdeki sözde demokratlar alanları bırak,

parkları kapatıyor,

halkında bu kadar korkan ,

bir diktatörlük varmı acaba.!!!!!!!!!!!!!!!!
Sponsor Reklamlar

__________________

Konu bilgeyol tarafından (20.07.13 Saat 22:46 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.07.13   #1022
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Cumartesi, 20 Temmuz 2013 - 15:59
Hizbullah İsrail'i uyardı



Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah İsrail'i uyardı ve kazandıkları zaferlerin İsrail için bir dönemi kapattığına işaret etti.
Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah yaptığı konuşmada İsrail'e karşı kazanılan zaferlerin İsrail'in istediğini yapamayacağını gösterdiğini vurguladı. İsrail'e karşı yürütülen direnişin elde ettiği zaferler Tel Aviv’in Lübnan halkı üzerindeki emellerini sona erdirdiğini belirtti.
İsrail'e karşı 2006 yılında kazanılan 33 gün savaşı etkinliğinde konuşma yapan Nasrallah, Hizbullah'ın bütün zorlukları aşabileceğini, gelecekte bir savaş patlak verirse İsrail'in Celile bölgesinin Lübnan'ın başkenti Beyrut'tan daha önce hedef haline geleceği konusunda uyardı.
Nasrallah, "Şu andan itibaren kimse bedel ödemeden Lübnan'a saldırmayı aklından geçirmesin. Biz de savaşmak istemeyiz ancak düşmanlar halkınızı tehdit ediyorsa sizin göreviniz savaşmaktır. ABD bölgede İsrail'in çıkarlarını korumak adına bir şey yapacaktır ama artık İsrail ve ABD bölgedeki ülkelere güç gösterisinde bulunamayacak" dedi.
Hizbullah lideri ayrıca bazı Arap ülkelerini de Filistin halkının zor durumunu görmezden geldikleri için eleştirdi.
(soL - Dış Haberler)
Sponsor Reklamlar

__________________
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.07.13   #1023
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Nobel ödüllü bilim insanlarından AKP’ye kınama


Kırmızı Haber | 19 Temmuz 2013 | Alt Manşet, Dünya, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Son Dakika


Dünya çapında tanınmış bilim insanları geçtiğimiz haftalarda Türkiye’de cereyan eden gösteriler sırasında hükümetin uyguladığı orantısız güç ve aşırı derecede göz yaşartıcı gaz kullanımı üzerine endişelerini dile getirmek amacıyla bir araya gelecek.
Science Dergisi’nin 19 Temmuz sayısında yayınlanacak bildiride, dördü Nobel ödüllü 25 bilim insanı, Türk Hükümeti’nden barışçıl göstericilere uluslararası hukuka uygun bir şekilde davranmasını istedi. Türkiye’de halen devam etmekte olan insan hakları ihlallerine dikkat çekmek amacıyla Türk Tabipler Birliği, İnsan Hakları için Doktorlar Kuruluşu, Türkiye’de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu – Kuzey Amerika Temsilciliği ve Science Dergisi’nde yayınlanacak makalenin yazarları 19 Temmuz’da New York’taki New School Üniversitesi’nde ortak bir basın toplantısı düzenleyecek.
Nobel ödüllü Robert F. Curl (Kimya, 1996), Paul Greengard (Fizyoloji veya Tıp, 2000), Roald Hoffmann (Kimya, 1981) ve Richard R. Schrock (Kimya, 2005) dünyanın farklı üniversitelerinden 25 önemli biliminsanıyla bir araya gelerek Türkiye’de devam etmekte olan olayları bilimsel bir bakış açısından değerlendirdi. Grup, Türkiye hükümetinin göstericilere ve sağlık görevlilerine uyguladığı orantısız ve yasadışı şiddetin önceden görülmemiş boyutlarda yaralanmalara ve ölümlere sebep olduğunu belirtti. Böyle bir bildirinin bilim insanları ve tıp uzmanlarının kaleminden ortaklaşa çıkmış olmasının, Türkiye’de işlenen insan hakları ihlallerinin boyutunun ve duruma müdahalenin gerekliliğinin göstergesi olduğunu vurgulandı.
Science’taki metin şöyle devam etti:

“Barışçıl göstericilerin 31 Mayıs 2013 günü orantısız bir şiddete başvurularak dağıtılması üzerine, Haziran ayında Türkiye’nin 79 ayrı şehrinde resmi rakamlara göre toplam 2,5 milyon kişi gösterilere katıldı. Türkiye Hükümeti’nin aşırı miktarda göz yaşartıcı gaz ve polis şiddetine başvurduğu olaylar, sayısı gittikçe artan ölüm ve yaralanmalara sebep oldu. 15 Temmuz 2013 tarihinde Türk Tabipler Birligi’nden verilen son bilgilere göre gösterilerde 63’ü ağır olmak üzere 8163 kişi yaralandı, 3 kişi henüz hayati tehlikeyi atlatamadı. 106 kişi kafa travması geçirdi, 11 kişi gözünü kaybetti. Olaylarda 5 kişi hayatını kaybetti.
Hastaneler ve geçici olarak kurulan revirler de, yaralıların tedavi edildiği kapalı alanlara biber gazı atılmak suretiyle polis tarafından hedef alındı-. Tıbbi malzemelere el konularak pek çok sağlık görevlisi göz altına alındı. Hükümet ayrıca, İstanbul Tabip Odası genel sekreterini tutuklamak ve protestolar sırasında gerçekleşen yaralanmalar ve ölümleri gösteren bilgileri saklamak yoluyla TTB’yi büyük ölçüde baskı altına almıştır. Buna rağmen, TTB bu bilgilere ulaşım açısından güvenilir tek kaynak olmayı sürdürmüştür. Sağlık Bakanlığı, hasta gizliliğini açık şekilde ihlal ederek tıp kuruluşlarından protestolar sırasında yaralanmış hastaların isimlerini, sağlık durumlarını ve bu hizmetlere gönüllü olan sağlık çalışanlarının kimliklerini talep edecek kadar ileri gitmiştir. Hükümetin anayasaya aykırı olan bu talepleri, Erdoğan yönetimi tarafından kara listeye alınmak korkusu yüzünden tıbbi yardıma ihtiyacı olan binlerce yaralı eylemcinin tedavisini engellemiştir.
Türk Tabipler Birliği, kimyasal maddelere maruz kalan bireylerin yaşadığı yan etkileri daha iyi tespit edebilmek için internet üzerinden 11.115 kişinin katıldığı bir anket düzenledi. Bu araştırma, etkilenenlerin çoğunluğunun kadın ve 20-29 yaş aralığındaki genç nüfus olduğunu ortaya koymaktadır. Yaralanmaların yüzde yedisi, gaz bombalarının kısa mesafeden göstericiler doğrudan hedef alınarak kafa, göğüs ve yüz gibi hayati tehlike arz eden bölgelerine gelen hasarlar sonucu oluşmuştur. Biber gazından etkilenenlerin yüzde altmış sekizi aşırı derecede yüksek miktarda biber gazına maruz kalmış, ancak kimyasal maddelere maruz kalan kişilerin tümünün sadece yüzde beşi tedavi almak için başvuruda bulunmuştur.
İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü, kullanılan bu kimyasal maddelerin tür ve bileşenlerinin açıklanmasına dair talepleri, bu bilgiler etkilenen kişilerin tedavisinde hayati önem teşkil etmesine rağmen cevapsız bırakmıştır. İstanbul Kimya Mühendisleri Odası, farklı türden göz yaşartıcı gazları fareler üzerinde test etmiş ve kullanılan kimyasal maddelerin ölümcül dozaj ve konsantrasyon bilgilerini açıklamıştır. Göstericilerin büyük bir çoğunluğunun bu kimyasallara hem kısa menzilden hem de uzun süreli maruz kaldığı göz önünde bulundurulduğunda, sağlık durumlarının düzenli olarak takip edilmesi elzemdir. Kimyasal maddelerin insanlar üzerinde böylesine kayıtsızca ve aşırı oranda kullanılmasının tıbbi sonuçları yeterince araştırılmadığı ve ölüme sebebiyet verme olasılıkları yüksek olduğu için bu tür maddelerin kullanımına derhal son verilmesi gerekmektedir.
Birçok uluslararası sivil toplum kuruluşu, polisin aşırı ve orantısız şiddet kullanımı ve hükümetin yasalara aykırı uygulamaları ile ilgili endişelerini dile getirmiştir. Dünya Tabipler Birliği, doğrudan Başbakan’a gönderdiği mektuplarda topluma karşı aşırı şiddet ve kimyasal madde kullanımını kınamıştır. İnsan Hakları için Doktorlar Kuruluşu’nun (Physicians for Human Rights; PHR) Sağlık Bakanlığı’na gönderdiği 1 Temmuz tarihli mektupta, sağlık personelinin, göstericiler de dahil tıbbi yardıma muhtaç olanlara acil yardımını engelleme amaçlı yasa tasarısı konusundaki derin endişelerini bildirmiştir. 12 Temmuz tarihinde PHR, Dünya Tabipler Birliği, Alman Tabipler Birliği ve Avrupa Doktorları Daimi Komisyonu bir araya gelerek Başbakan’a gönderdikleri mektupta hükümetten biber gazı kullanımı ve sağlık personeline yapılan hukuksuzlukları da içeren insan hakları ihlallerine son vermesini talep etmiştir. Bu mektupta Türkiye’ye biber gazı satışının durdurulması için tüm dünyaya çağrı yapılmış, alınacak siyasi kararlar ile insan haklarının korunması ve tıbbi tarafsızlık ilkelerinin garanti altına alınması istenmiştir.
Bu çabalara ek olarak 70’e yakın ülkeden 500’ün üzerinde eğitim ve bilim kuruluşuna üye 4000’den fazla akademisyenin imzalarıyla desteklediği, barışçıl göstericilere uygulanan aşırı polis şiddetini kınayan ve göstericilerin temel anayasal haklarını özgürce kullanmalarını destekleyen bir bildiri yayınlandı. Gezi ile Dayanışma Boston Grubu ‘Bostonbullular’ ve ‘Türkiye’de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu – Kuzey Amerika Temsilciliği (GIT-NA)’ tarafından ortaklaşa hazırlanan bildiride ölümlere ve binlerce yaralanmaya yol açan polis şiddeti, anayasal haklarını kullanan göstericilerin insan haklarını ihlal ederek uygunsuz bir biçimde gözaltına alınıp fişlenmeleri, ana akım medyadaki sansür ve barışçıl protestocular hakkında hükümetin küçümseyen ve marjinalleştiren söylemi kınandı. İmzacılar düşünce, ifade ve vicdan özgürlüğünün ve ayrımcılık yapmamak kaydıyla görüş farklılıklarının her demokratik toplumun temeli olduğunu vurguladı.
Bu vesileyle biz akademisyenler, bilim insanları ve aydınlar olarak Türkiye’deki barışçıl göstericilerle sağlık görevlilerine uygulanan pervasız ve orantısız şiddeti ve bu esnada kimyasal maddeler kullanılmış olmasını bir kez daha kınıyoruz. Hükümetin daha fazla sağlık sorununa ve can kaybına mahal vermeden barışçıl göstericilere karşı kimyasal madde kullanımına derhal son vermesini talep ediyoruz.”

Metin ve imzacılar:
Türk Tabipleri Birliği (TTB), geçen yedi hafta içerisinde polis şiddeti sebebiyle 8121 kişinin hastanelere başvurduğunu bildirdi. Bu sayı dahilinde 5 ölüm, 61 hayati tehlike içeren yaralanma, 104 kafa travması ve kısa mesafeden atılan biber gazı kartuşları nedeniyle bir gözün kaybını içeren 11 oftalmolojik yaralanma vakası bulunmaktadır. Uluslararası medya raporları ve TTB’ye göre Türk polisi, hastaneler ve revirler gibi kamusal ve kapalı alanlarda aşırı derecede biber gazı (göz yaşartıcı madde) kullanmıştır. Boğucu gazların kamusal alanda ve kapalı yerlerde bu şekilde kullanımı, toplum sağlığı açısından oldukça tehlikeli olmasının yanısıra Türkiye’nin de imzacıları arasında bulunduğu Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalarca da kesin bir şekilde kısıtlanmıştır. Güvenlik güçleri son 20 günde 130,000 biber gazı kartuşu kullanmıştır ve Türkiye 100,000 yeni kartuş almaya hazırlanmaktadır. Gazdan ve polis şiddetinden etkilenen hastaları tedavi eden doktor ve hemşireler ile İstanbul Tıp Odası genel sekreteri, uluslararası hukuk ve insan haklarına alenen aykırı bir şekilde göz altına alınmışlardır. Dünya çapında 4000’den fazla akademisyen halihazırda polis vahşetini protesto eden bir dilekçeye imza attılar. Buradan, Türkiye hükümetini protestoculara ve onlara tıbbi yardım sağlayan görevlilere davranışlarında uluslararası yasalara uymaya ve protesto hareketiyle iyi niyetli bir diyalog kurmaya davet ediyoruz.
Emrah Altındiş, M. Ali Alpar, Emre Aksay, Jonathan Beckwith, Christian Bökel, Robert F. Curl, Robert B. Darnell, Stephen J. Elledge, Burak Erman, Jens Frahm, Stephen P. Goff, Paul Greengard, Roald Hoffmann, Bayazit İlhan, Jan Kaslin, Steven M. Lipkin, Cornelia Poulopoulou, Erez Raz, Mark A. Rubin, Mehmet Saltürk, Richard R. Schrock, Alain Trautmann, Derya Unutmaz, Harel Weinstein, Çağhan Kızıl.
--------------------------------------------------------------------------------------------------
dünyadaki en gerici ve din tüccarlığı ile ülkesini yöneten kendini demokrat sanan tek iktidar.
Sponsor Reklamlar

__________________

Konu bilgeyol tarafından (20.07.13 Saat 23:27 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.07.13   #1024
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


‘Ben de Kürdüm’ diyemeyecek!
– Veli Bayrak


Veli Bayrak | 19 Temmuz 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Üst Haberler, Yazarlar

velibayrak

Siyasal anlamda kirlenenler geçmişte temiz kalmış ne arsa onlara sarılmaya başlamışlardı. Deniz Gezmişleri sahiplenmek, “Yaşasaydı şöyle olurdu, böyle olurdu” demek biraz da bu yüzdendi. Amaçları kendi kirlenmişliklerini ört bas etmekti. Dinsel ve mezhepsel aşınmaların sonucu da bu olsa gerek. Zira “Madem öyle ben de Aleviyim” demek biraz da bu anlama geliyor olmalı. Normal bir insanın ancak düşünde görebileceği şeydir bu.

Kuşkusuz partiler, dernekler, federasyonlar yani tüm sivil toplum kuruluşları eğer sorun varsa aralarında muhatabıyla görüşmeli, sorunların çözümüne ilişkin birbirleriyle fikir alış verişinde bulunmalılar. Ama işte işin dozu biraz kaçınca bazen istenmeyen şeyler de yaşanabiliyor. Örneğin Başbakan bile bir iki açılım süreci ve bir iki aşure sofrasından sonra işi iyice ilerletip “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse, ben dört dörtlük bir Aleviyim” diyerek çıktı işin içinden.

Aslına bakılırsa şimdilik Aleviler için her hangi bir sorun yok. Hatta olmayacakta. Zira Alevilik “Ben de olmak istiyorum” demekle olunmuyor. Kaldı ki “Hz. Osman’ı sevmek Sünnilikse bende Sünni’yim” demekle de Sünni olunmuyor.

Fakat her ne kadar tam karşılığı bu değilse de, Başbakan Erdoğan’ın bu söylemi o’na güvenen ve oy veren Sünni vatandaşları da tedirgin etmiş olmalı. Daha doğrusu tedirgin etmeli de. Zira “Madem öyle ben de Aleviyim” demenin “Bıktım artık Sünni olmaktan Alevilik daha iyi” gibi anlaşılma ihtimali de var. Öyle ya, Alevilik ya da Sünnilik takım tutmak gibi değil ki, takım kötü gidince antrenör ya da futbolcu değiştirilsin.

Aslına bakılırsa bu işin buralara kadar geleceği “Alevi açılımı” sürecinde yaşanan “aşure sofraları” ve sonrasındaki gelişmelerden belli olmuştu. Hatırlıyorum da o günleri, Hükümetin kabine olarak katıldığı davetlerde araya bir iki tane Alevi sıkıştırılmış, Başbakan Erdoğan da fırsat bu fırsat diyerek kabine üyelerine “Sevgili Canlar” diye hitap etmiş ve kendince Aleviliğe ilk adımı atmıştı.

E tabi Alevi olmanın koşulunun Hz Ali’yi sevip aşure yemekten ibaret olduğu düşüncesinin tohumları da, zamanın AKP’li Alevi milletvekili Reha Çamuroğlu öncülüğünde daha o günlerden atılmış oluyordu.

O günlerde toplantıya katılmayan gerçek Alevi kesimin düşüncesi ise tüm bu yaşananların bir düzmeceden ibaret olduğuydu. Zira onlar biliyordu ki ha Mecliste AKP Grup toplantısı yapılmış ha AKP’liler lüks otellerde “Aşure sofraları” kurmuştu. Kaldı ki Alevilerin azınlıkta olduğu bir Alevi toplantısında Cemil Çiçek’in omzuna yaslanıp uykuya dalan eski Turizm Bakanı Atilla Koç’un uykudan uyanıp “Alevilik aşure yemekse ben de Aleviyim” deme riski bile vardı.

Her neyse olan olmuş geçen geçmiştir bugün. Ama her şeye rağmen Başbakanın bugünkü söylemi iyi bir söylem değildir. Her şeyden önce kurgusu bile iyi değildir. Zira aynı mantıkla gidildiğinde hayatının hiçbir evresinde söyleyemeyeceği şeyler vardır bu ülkede.

Örneğin “Kürt olmak Abdullah Öcalan’ı sevmekse ben de Kürdüm” diyemeyecektir hiçbir zaman. Süreçten bahsedecektir, barıştan dem vuracaktır, “Benim Kürt kardeşlerim” diyecektir ama “Ben de Kürdüm” diyemeyecektir. Dese bile Alevilerin yemediği gibi Kürtler de yemeyecektir. Peki ya düşleri mi? Görmeye devam edecektir.

Demokrat Haber
Sponsor Reklamlar

__________________

Konu bilgeyol tarafından (20.07.13 Saat 23:33 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.07.13   #1025
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


ÖSO, Reyhanlı’da ev bastı


Kırmızı Haber | 18 Temmuz 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Siyaset, Son Dakika, Yerel Haberler
Reyhanlı’nın Yenişehir Mahallesindeki bir eve gece yarısı baskın yapan silahlı iki ÖSO cihatçısı, ev sahiplerini yaralayarak geldikleri gibi sınırdan kaçtı. Cihatçılar aileden para istedi. Aile vermeyince ateş açarak kaçtı.


Yurt Gazetesi’nden Coşkun Sönmez‘in haberine göre; Hatay Reyhanlı’da iki ÖSO(Özgür Suriye Ordusu) militanı önceki gece yarısı Hazırlar ailesinin kapısını çaldı. Aile tarafından ÖSO’cu olduğu ilk anda anlaşılamayan ve Tanrı misafiri olarak kabul edilen militanlar, evde yedi içti. Yeni kıyafet istekleri de karşılanan militanlar, aileden bir de para istedi. İstedikleri parayı alamayınca sinirlenen iki ÖSO militanı, aileyi tabancayla yaralayıp kaçtı.

SURİYE’YE 50 METRE MESAFEDE

Reyhanlı’da Yenişehir mahallesinde Suriye sınırına 50metre mesafede evlerinde oturan Hazırlar ailesinin önceki gece saat 23:30 sularında kapıları çalındı. Yarım yamalak Türkçe konuşabilen ve Çeçen oldukları tahmin edilen iki kişi aç olduklarını söyleyerek aileden yardım istedi. Tanrı misafiri olarak kabul edip eşi Fatma Hazırlar’a yemek hazırlatan Halil Hazırlar, daha sonra gelen iki kişinin kiyafet isteğini de karşılayıp giysi verdi.
‘SURİYE ORDUSUN’DAN KAÇTIK’
Bozuk Türkçeleri ile ÖSO militanı olduklarını ve Esad ordusundan kaçtıkları söyleyen militanlar ev sahibinden para da istedi. Yanlarında el bombası ve tabanca bulunan militanlar, “Biz işçiyiz bizim paramız yok” diyen ev sahibinin üzerine yürüdü. Ailesini korumak isteyen Halil Hazırlar ile militanlar arasında bir arbede yaşandı. Halil Hazırlar’a ateş ederek kolundan yaralayan ÖSO’lu militanlar, evin 18 yaşındaki oğlu İsmail Hazırlar’ın peşine düştü. Bu arada oğlunu korumak isteyen Fatma Hazırlar araya girerek silaha hamle yapınca tabancadan çıkan kurşun koluna isabet etti. Silah sesleri üzerine komşuların toplanınca iki militan ortadan kayboldu. Kolundan yaralanan Fatma Hazırlar ameliyata alındı.
“OLANLAR OLACAKLARIN İŞARETEDİR”
Suriye sınırının yol geçen hanına döndüğünü söyleyen CHP Reyhanlı İlçe Başkanı Tamer Apiş, hükümetin 26 aydır yanlış Suriye politikası uyguladığını belirterek, bu tarz olayların artmasından
duyduğu kaygıyı dile getirdi. Buna benzer olayların daha sık yaşanacağına dikkat çeken Apiş, “Aylardır bu konuda hükümeti ve yetkilileri defalarca uyardık. Cilvegözü ve Reyhanlı patlamalarının bunun en canlı örneğiydi. Gerekli tedbirler alınmazsa bu olayların daha çok yaşanacak. Nerede ise haftada bir yerlerde el bombaları bulunuyor. Bu hafta
başı da bir Suriyelinin üzerinde 3 adet el bombası bulundu. Olanlar olacakların göstergesi. Derhal önlem alınmalı” dedi


akp diktasının beslediği çakallar,

ülkede kaos ortamı ve gerilim politikaları yaratmada,

piyon olarak görevini çokiyi yapmaktadır,

suriyede bataklığa saplanan akp,

mısırdada sadırgan durumdadır,

sırf abd yaranmak için insan ülkesini ezdirir,

kişiliksiz vaziyete sokarmı.
Sponsor Reklamlar

__________________
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.07.13   #1026
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Direnen Gazeteciler Anlatıyor:
“Eleştirinin İhanet Sayıldığı
Bir Dönemden Geçiyoruz”



Kırmızı Haber | 21 Temmuz 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Söyleşi


Bazısı yazdığı köşe yazısı, bazısı attığı tweet’i yüzünden işten çıkarıldı. Bazısı da eli kolu bağlanınca istifa etmek zorunda kaldı. Gezi sürecinde meslekten koparılan altı gazeteci yaşadıklarını Etraf’a anlattı: O gün herkesin yüzü üzüntüden simsiyahtı. Eleştirinin ihanet sayıldığı bir dönemden geçiyoruz.
O günü hayatım boyunca unutmayacağım
» Murat Toklucu Eski NTV program müdürü
3 HAZİRAN pazartesi günü NTV binasında gördüğüm manzarayı hayatım boyunca unutmayacağım: Yüzleri üzüntüden simsiyah olmuş, başı önde yüzlerce insan… Herkes bir yakınını kaybetmiş gibiydi. Bazı arkadaşlarla daha cumartesi günü istifadan başka yol kalmadığını konuşmaya başlamıştık. Yönetici olduğum için ilk günden ceketimi alıp gitme şansım olmadı. Ama istifa edeceğimi üst yönetime bildirmiştim, birkaç gün üzerimdeki işleri devretmekle uğraştıktan sonra da ayrıldım.
Keşke Ruşen Abi gittiğinde
Bence mesleğimiz açısından bu sürecin en önemli kazanımı insanların ilk kez haber alma hakkına sahip çıkması oldu. Biraz geç oldu gerçi ama olsun. İlk gün NTV’nin önüne protestoya gelenlerden birinin elinde “Banu Güven nerede, Ruşen Çakır nerede?” yazılı bir döviz gördüm. İçimden, bu arkadaşın yanına gidip “Banu üç, Ruşen Abi iki yıl önce gitti. Bu kadar zamandır sen nerdeydin?” demek geldi. Hakikaten bu insanlar bu tepkiyi zamanında gösterseydi şimdi çok başka şeyler konuşuyor olurduk. Ama geç de olsa artık geniş kitlelerin haber alma hakkına sahip çıkması çok önemli bir şeydir. Eskiden bunu yalnızca gazeteci cenazelerinde yaparlardı. Bundan sonra habercilik işine girecek olanlar artık gözü açılmış bu okuyucu/ izleyici kitlesini göz önüne almak zorunda. Ya adam gibi habercilik yapacaklar ya da bu işlere hiç girmeyecekler. Haberin asıl “müşterisi” olan okumuş yazmış kentli kitle bu saatten sonra “Ama bizim şu kadar milyon dolara mâlolmuş haber stüdyomuzun tasarımı Amerika’da ödül aldı” numaralarını yemez.
Aynı zamanda bu dönem yeni yayınların çıkması için de büyük fırsat. Şimdiden birçok yeni yayın girdi hayatımıza. Bu yayınları çıkaranların samimiyetinden ve iyi niyetinden hiç şüphem yok. Ama haber televizyonu, dergi, internet yayını yapmak işyerinden arkadaşlarla amatör tiyatro topluluğu kurmak gibi bir şey değildir. Amatör habercilik sürdürülebilir bir şey de değildir. Taşlar yerine oturduktan sonra hem daha profesyonel hem gerçekten bağımsız habercilik yapan yeni yayınlar göreceğiz gibi geliyor bana.
Kalp kalbe karşı değilmiş
» Işın Eliçin – Eski Yeni Şafak yazarı
EYLÜL 2012-Haziran 2013 arasında köşe yazarları arasında yer aldığım Yeni Şafak gazetesiyle ilişiğimin kesilmesine yol açan “Memet Ali Alabora ve kökü dışarıda mihraklar” başlıklı yazımda, öncelikle Türkiye’de öteden beri yaygın olan ama Gezi olayları ertesinde gazetenin editoryal politikasına hâkim olmaya başladığını gördüğüm bir tutumu, toplumsal olayları komplo teorileri ile açıklama eğilimini eleştirmiştim. Yazının sonunda ise, gazetenin başta Memet Ali Alabora, birçok kişiyi bu komploların failleri olarak hedef gösteriyor oluşunu ise çok açık bir dille tehlikeli ve yanlış bulduğumu dile getirdim. Yazım yayınlanmadı. “Sağlık olsun” denip geçilebilirdi de; zira gazete yönetimlerinin editoryal politikalarına ters düşen, hatta onları eleştiren yazıları basmak istemeyişi yahut böyle bir yazıyı kaleme almış köşe yazarı ile yollarını ayırmak istemesi anlaşılır bir şey. Bu bakımdan kendimi çok da sansüre uğramış yahut mağdur hissetmiyorum. Ancak benim başıma geldiği üzere, bir gazete yönetiminin köşe yazarına yazısının basılmayacağına dair hiçbir tebliğ, bilgilendirme yapmaması, hatta yazının çıkmadığı gün ve sonrasında telefon dâhi edilmemesi anlaşılır gibi değil. Üstelik editoryal karar alma süreçlerinin parçası olmayan, yazılarını dışarıdan yollayan bir yazar olmakla birlikte, ben kendi adıma meslektaşlık ve arkadaşlık ilişkimizin sorumluluk ve samimiyetine dayanarak hem genel yayın yönetmenine hem de diğer bazı çalışanlarına, bu yazıdan önceki günlerde telefon açarak kişileri hedef gösteren haber ve yazılarla ilgili kaygı ve eleştirilerimi de dile getirmiştim. Ne denebilir? Kalp kalbe karşı değilmiş deyip, geçer giderim kendi adıma.
Kolay olmayacak
Mesleğim adına ise karamsar bir öngörüde bulunmak isterim: Çalıştığımız kurumların sahipleri başka sektörlerde de iş yaptıkları yahut sadece gazetecilik işinden para kazanmadıkları sürece; yatırım öncelikleri insan değil teknoloji olduğu sürece ve biz medya çalışanları ürettiğimiz iş ve aldığımız ücretler konusunda temel standartların yerleşmesi için mücadele etmediğimiz sürece işimizi hakkını vererek yapmak hiç kolay olmayacak…
Soru sorunca kahraman oluyorsan…
» Özkan Güven Eski NTV program editörü
SOKAKTA gencecik çocuklar gözlerinden gaz bombası fişeğiyle vurulurken, hiç şiddet uygulamadıkları hâlde haşere muamelesi görüp biber gazına maruz kalırken televizyonlar dilsiz ve sağırdı. Zaten tüm bu süreçte en büyük tepkiyi Başbakan’dan sonra haber kanalı olduğunu iddia eden televizyon kanalları aldı. Gündüz insanlar NTV’yi protesto ediyor, akşam NTV’de çalışanlar birilerini protesto etmek üzere sokağa çıkıyordu. Hastalıklı bir durumdu bu. Bir grup arkadaş olarak çok rahatsızdık. Kararımızı verdik, yapabileceğimiz tek şeyi yaptık; istifa ettik.
Uzun yıllar gazetecilik yaptım ama mesleğin bu denli çıkmaza girdiği bir dönemi hatırlamıyorum. Bir gazeteci Başbakan’a soru sorduğu için halk kahramanı gibi alkışlanıyorsa, insanlar Twitter üzerinden para toplayıp sokağın sesi olacak bir TV kanalı kurmayı konuşuyorsa o ülkede iyi gitmeyen bir şeyler var demektir.
Gezi’nin birçok kazanımı oldu ama belki de en büyüğü zihinsel devrimdi. Artık kimse ekranlardan sunulana körü körüne inanmıyor. Çünkü televizyonların birçoğu yalan söylüyor, gazetelerin çoğu haberi çarpıtıyor. Gezi ile birlikte şu aralar herkesin eli televizyon kumandası yerine Twitter’a uzanıyor, çünkü gerçeğin orada olduğuna inanıyor. Son bir buçuk aydır yaşadığımız her şey gibi bu da normal değil. Bütün bunlar geçecek, sular durulacak ve bu devir bitecek; haberi bir gün gerçek haberciler verecek.
Protesto için elimde sadece istifam vardı
» Dilara Eldaş – Eski NTV yeni medya editörü
BENİM sürecim tamamen Gezi olayları ile ilgili.. Tam da istifamın ertesi günü birçok tepkiye yanıt olarak CEO’muzun biz çalışanlarından neden özür dilediğiyle ilgili. Yoksa medyanın her ayağı tökezlediğinde bu tepkiyi göstermek doğru olmaz. Kurum içinde kalıp elimizden geldiğince düzgün haberler yapmak doğru seçimlerden biri; kaldı ki ben sesimi en çok sosyal medya haberleri ile duyuruyordum, kendi işimi yapamam gibi bir durum söz konusu değildi. Ama benim ekol olarak özümsediğim, sayısız eğitiminden geçtiğim bir kurumu protesto etmek için elimde bir tek istifam vardı. Ben de onu verdim. Kalıp çalışanlara saygım sonsuz, protestosunu dile getirenlere de.
Çocuğuma anlatamadım
» Tuluhan Tekelioğlu Eski Sabah yazarı
PAZARTESİ sabahı editörlerimizden Yeşim Kasap aradı. Yeni dönemde gazetenin benden artık röportaj istemediğini, yazı işleri müdürü tarafından kendisine iletildiğini, telefonda mahcup bir şekilde dile getirdi. Böylece gazete ile 2008 yılında başlayan ilişkimiz son bulmuş oldu. 19 yıldır gazeteciyim. Bunun 10 yılı farklı TV kanallarında günlük canlı yayınlarla geçti. Her yönetimle çalıştım. Bazı TV programlarımıza son verildiği de oldu. Ancak ilk kez böyle bir üslupla karşılaşıyorum.
Belki de bu yüzden özgür gazeteci olmayı seçtim. İstikrarlı bir freelance yazarıyım. Çalıştığım gazeteyle altı yıl boyunca böyle bir ilişki kurdum. Sektördeki deneyimim bana şunu gösterdi; aidiyet duygusu geliştirmek, hele gelişmekte olan bir ülkede habercilik yapıyorsanız, çok yanlış. Çünkü başka insanların hakkını arayan haberlere imza atarken kendi haklarınız için mücadele etme şansınız yok.
Eleştiri ihanet olarak algılanıyor
Eleştirinin ihanet olarak algılandığı bir dönemden geçiyoruz ne yazık ki. Hiçbir zaman ideolojik olmadım. 28 Şubat’ta Hürriyet’te muhabirdim. Başörtülü arkadaşlarımızın taleplerini desteklediğim için de o zaman tepkiler almıştım. Acaba o dönemde Twitter olsaydı yine aynı şey gelir miydi başıma? Sanırım evet. Şu an tek fark tarafların yer değiştirmiş olması.
Yeni projem ergenler üzerine. Gezi Parkı’na sıklıkla gidip gençlerle konuştum. O gençlerin direnişi hiçbir siyasi görüş ve partiyle bağlantılı değildi. Her mezhepten, her mahalleden, her çevreden genç oradaydı. Onların dilinde “siz-biz” yok. Hakikiler. Gelişmek, bu gençlere AVM sunmakla olmaz. Onlara nefes alma yeri açmak da gerekli, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi… Bölünmeye değil, birleşmeye, nefret söylemlerine değil sağduyuya ihtiyacımız var. Tweetlerim bu doğrultudaydı. Twitter’daki düşüncelerim yüzünden işimden olduğunu cocuğuma anlatmakta zorlandım.
Bir gazeteci olmanın ötesinde bir kadınım. Erkek yöneticilerden nezaket gereği bir açıklama yapmalarını beklerdim.
Olsun, yaratıcılığa, mesleğini tutkuyla yapan insana kimse engel olamaz. Birand’ın bize öğrettiği bir şey var; “Her şekilde yola devam. Önümüze bakalım.”
Medyada Gezi avı bizimle başladı
» Sevim Gözay – Eski Akşam yazarı
GEZİ protestolarının hemen öncesinde TMSF Akşam’a el koydu. En sert süreci TMSF altında geçirdik. Buna rağmen, direniş boyunca İsmail Küçükkaya yönetimindeki gazetemle gurur duydum. O günlerde kimselerin atamadığı manşetleri attı, haberleri gördü Akşam. Ben de yedi yıldır yazdığım gibi özgürce yazdım, eleştirdim. Ne zaman ki Gezi duruldu… Bamm! Küçükkaya’yı aldılar. Aynı gün, içlerinde benim de olduğum “Üç kadın yazar da kovuldu!” haberleri yağmaya başladı. Ben, Tuğçe Tatari ve ekler sorumlusu Nilay Örnek’in adı geçiyordu.
Özellikle bazı taraflı haber siteleri tarafından ağızlara sakız edilmeye ve karalanmaya çalışıldık. Bizlere tebliğ edilen bir şey yoktu. Fakat haberler ayyuka çıktı. Aynı gazetede olmak dışında 3 benzemeziz aslında ben, Tuğçe ve Nilay. Niye üçlü olarak anıldığımız belli değil. Belli olan tek şey; Gezi avının başladığıydı. Tam bir hafta sürdü haber kampanyası. Kulak tıkayıp işimi yapmaya devam ettim. Başka türlüsünü bilmiyorum çünkü. Ben sadece işime bakarım. Netice olarak iki yazı yazdım, üçüncüde kovdular. Bingo!
Aynı gün Tuğçe’yi de çıkardılar. Nilay ise işinin başında, haftasonu eklerini yapmaya devam ediyor. Konu olduğumuz üçlü haberlerin karanlık esrarı hâlâ çözülmüş değil. Birileri bizi hedef tahtasına koydu. Sonuç alıncaya kadar da bayağı “eğlendi”. Sonraki günlerde istifalar, tasfiyeler devam etti. Sonuç olarak hayırlısı oldu -kendi adıma. Akşam’ın yeni hâli ortada. Gezi sürecini yüzüne gözüne bulaştıran AK medyaya amiral gemisi tayin edilmiş meğerse Akşam. Yazık oldu (hem de kuruluşunun 95. yılında). Ama yazık eden en başta Karamehmet. Yıllarca ne yokluklara rağmen ayakta tutuldu bu gazete. Ne zor zamanlara göğüs gerildi. Ha bugün düzelecek, ha yarın diye diye… İnançla, umutla, sabırla, aşkla yapıldı o gazete yıllarca. Sonuç ise bu işte.
Kelle koltukta, sansür tavan
Medya genelinde sonuç daha da vahim. Hergün kime üzüleceğimizi, neyin yasını tutacağımızı şaşırdık. İşten atmalar, dergi kapatmalar, mobbingler, istifalar, gözaltılar, tehditler, şiddet… Kelle koltukta, sansür tavan. En kara günlerini yaşıyor medya. Zaten az olan güvenilirliğini tamamen yitirdi. Uğradığı baskıyı, işgali bile dile getiremiyor, eleştiremiyor. Ne kelimelerin anlamı kaldı, ne cümlelerin, ne de dilin. Histerik şekilde, gerçeği çarpıtmaya hizmet ediyor gazeteler, TV’ler. Halka değil iktidara hizmet ediyorlar. Halkın haber alma özgürlüğü gasp ediliyor. O kadar zavallı ve yalancılar ki (çoğunluk). Halka hakaret bu. Sanıyorlar ki, susturabiliriz. Sanıyorlar ki, manipüle edebiliriz. Yanlış! Her yer, herkes medya artık. Yalancı gazeteleri-TV’leri kim ne yapsın? Onlar ancak Başbakan’dan aferin almaya yarar. Tüm senaryoları kirli. Tüm referansları karanlık. Tüm bakış açıları yanlı ve zehirli. Komplo teorileriyle kriz (ve hatta ülke!) yönetmeye çalışıyorlar. Kargalar bile gülüyor. Gerçek basit oysa: Özgürlük ve adalet istiyor bu toplum. Buna kör-sağır kalanları tarih affetmeyecek. Direnen ve bu şartlar altında habercilik yapmaya devam eden tüm medya mensuplarına minnet ve selam ile.
Tuğba Tekerek/Taraf
[email protected]
Sponsor Reklamlar

__________________

Konu bilgeyol tarafından (21.07.13 Saat 23:00 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 21.07.13   #1027
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Türkiye Solu, Gezi Direnişi sınavından çaktı mı?


Kırmızı Haber | 21 Temmuz 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Sol Haber, Üst Haberler

Mayıs ayının sonlarında başlayıp Haziran’da tüm Türkiye’de yükselişe geçen ve ramazan ayının gelmesiyle birlikte –yer yer direnişler çeşitli illlerde sürse de- forumlar ve yeryüzü sofraları iftar yemeği arasında sıkışan Gezi Direnişi hakkındaki “bundan sonra ne olacak?” sorusu, gündemin bence en can alıcı sorusudur.


Direnişin “a-politikliğine” methiyeler düzenlerin yarattığı hasarın altında kalmak üzereyiz. Yazılan rakamlara göre “2,5 milyon insanın katıldığı bir isyan nasıl oluyor da a-politik oluyor?” sorusunu bir kenara koyarsak, bir çok farklı siyasetten gelen insanın ortak eylem kararlılığı göstermesine, tek bir siyasetin ayaklanması olmaması bağlamında “a-politik” denmesindeki bilinçli ya da bilinçsiz yapılan müdahalenin önüne geçmek zorundayız.


Bu anlamda forumları yabana atıyor değilim; hatta Tarık Ali’nin 24 Haziran 2013’de BirGün gazetesinde yayınlanan röportajındaki şu bölüme kesinlikle katılıyorum:


Bazen kitlesel bir ayaklamanın başlaması çok kolaydır. Nasıl ilerletileceği ve gerekirse nasıl sonlandırılacağı meselesi daha zordur. Hareket bölünmemeli. Eylemlere aynı biçimde devam etmek isteyenler ile, “Şu an için biraz bir şeyler kazandık, gücümüzü koruyalım ve eğer gerek olursa 6 ay sonra yeniden geliriz” diyenler arasında bölünme olmamalı. Çünkü işte o zaman devlet gelip az kalan kitleyi ezme fırsatını yakalamış olur. Tavsiyem şu olacaktır; bu hareketin en önemli özelliği birleşik bir şekilde, toplumun her kesiminden insanın bir araya gelmesiyle oluşmuş bir hareket olması. 3 ay önce belki bu insanlar birbirleriyle konuşmuyorlardı bile. Yaşam içerisinde farklı farklı görevler ve yerlerde olan insanlar bir araya geldi. Bu birlik bozulursa işte o zaman kritik bir noktaya gelir ve çok ciddi problemlerle karşı karşıya kalırız…





Biraz nefes almayı ve durmayı mı öneriyorsunuz?
Sonsuza kadar durun demiyorum. Ama hareketin herhangi bir anlamda yenilgiye maruz kalmaması için durmanız gereken noktayı bilmeniz gerekiyor. Bunlar bizlerin geçmişten aldığı dersler. Güney Amerika’dan çok iyi hatırlıyorum. Küba’da başarıya ulaşan devrimden sonra Güney Amerika’nın diğer ülkelerinde de aynı taktiklerin kullanılmasıyla devrimlerin yaşanabileceği düşünüldü. Fakat baktığınızda felaketle sonuçlandı. Bizler gençtik. Aynı şeyleri takip edersek olacak diye düşünüyorduk. Ama çok fazla iyi insan öldü ve diktatörlükler ortaya çıktı.



Ancak bu durgunluğun işe yararlığı forumlardan ortak bir siyaset kanalı açılıp açılmamasına bağlıdır. Bugün geldiğimiz noktada Anti-Kapitalist Müslümanlar Direnişin siyasi kanalının baş aktörü konumundalar. Benim gibi radikal bir ateistin bile sayın İhsan Eliaçık ile omuz omuza direnmesinin önünü açması bağlamında bu önemli bir şeydir elbette; lakin bu direnişe destek vermiş, kökleri 40 yıl öncesinin devrimci örgütlerine dayanan partilerin, grupların ve sendikaların bu direnişin fikirsel yapısına neredeyse doğru dürüst bir katkı yapamamasının mazereti nedir?


Sayın İhsan Eliaçık’ı forum forum, iftar iftar gezdirip, kendisi de bunu belirtmiş ve kesinkes öyle olmak istemediğini söylemiş olmasına rağmen onu, Gezi Direnişi’nin neredeyse tek sözcüsü ve hatta neredeyse pop yıldızı konumuna yükseltmek ve olası bir siyasal kanalın kökünü tek bir insanın ya da grubun düşün dünyasına bağlamak Türkiye Solu’nun ciddi bir acizliği ve eksikliğidir.


Sosyalist, anarşist ve komünist gruplar elbette fikir köklerinde anti-kapitalisttirler. Bu anlamda Anti-kapitalist Müslümanlarla omuz omuza olmamızda bir terslik yok; ancak ne var ki, bugün ulusalcılar bile Kurtuluş Savaşı’nın anti-emperyalist bir savaş olduğunu iddia edebiliyorlar. Dönemin emperyalistlerine karşı savaşmakla emperyalizme karşı savaşmanın bir ve aynı şey olduğunu sanıyor olmaları elbette onların budalalığıdır; fakat yukarıda saydığım bu üç siyaset sadece anti-emperyalistlik ve anti-kapitalistlikle tanımlanabilir değildir. Bundan daha fazlasıdır. Öyleyse sadece anti-kapitalistlik fikrinden herkesi kapsayan bir siyasi söylem çıkarabilir miyiz? Kendimizi solda nitelendirmemizin nedenlerinden bir tanesi anti-kapitalist olmamızdır; ve fakat sadece buradan yola çıkarak güçlü bir siyasi kanal açılabilir mi? Bana kalırsa bu temel, sadece farklı grupları bir araya çeken ve onları birbirine kaynaştıran küçük bir mıknatıs olabilir ancak.


Misal, yeryüzü sofraları iftar eylemi, ben gibi keskin atesitleri, inançsızlığı küfür bellememiş Müslümanlarla barıştırabilmesi anlamında kesinlikle çok önemlidir; yarattığı kardeşlik duygusu vazgeçilmezdir; Gezi Parkı içerisinde yaptıkları ibadetlerin, aralarında inançsızların da olduğu insanlar tarafından kollanıp, koruma kalkanına alınması karşılıklı olarak müthiş bir saygı ve kabul ediş devrimi yaratmıştır. Sayın İhsan Eliaçık’ın sözleri, şimdiye kadar neredeyse hiç ilişki kurmamış; birbirine en fazla yan gözle bakan zıt kutuplardaki insanları birleştirmiştir; çok değerlidir…


Ayrıca, bu Direniş, birbirlerine karşılıklı saygı duyan Alevilerin, Kürtlerin ve bir çok ezilen kesim insanının bazılarının ortak “ötekisi” olan LGBT üyelerine karşı husumetlerini bile büyük oranda yerle bir etmiştir; bunu da yabana atmayalım elbette ama artık hepimizi kapsayacak daha büyük bir siyasi söylemin zamanı da gelmiştir. Çünkü misal ben kendi siyasi fikrimi “Mülk Allah’ındır” üzerine değil; “Mülkiyet hırsızlıktır” üzerine kuruyorum. Bu anlamda Anti-kapitalist Müslümanlar ile ortak paydalarımızda omuz omuza oluruz; ancak ne benim gibilerin fikirleri, ne de sayın İhsan Eliaçık’ın sözcülüğünü yaptığı grubun fikirleri bu direnişi oluşturan herkesi kapsamaz. O nedenle, ilk paragrafta sorduğum “bundan sonra ne olacak?” sorusu üzerine çok ciddi düşünmemiz gerek.


Forumlar, bu direnişin kazanımı olacak siyasi kanalı açabilecek konumdan uzak durumdalar maalesef. İftarlar ve önemli forum konuşmacıların söylemleri haricinde yeni bir fikir ve eylem üretemiyor olmak ve var olan hazır paket siyasetlere bel bağlamak; yani kısaca siyasetsizlik bizi bitirmek üzere, kanımca… Tarihin beni yanıltmasını çok ister ve bunu bir madalya gibi taşıyabilirim üstelik…


Klasik bir klişe ile son veriyorum: “Tehlikenin farkında mısınız?”.
fraksiyon-özgür apak
Sponsor Reklamlar

__________________
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 22.07.13   #1028
bab'ül ilim
bab'ül ilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: TERCAN
Mesajlar: 429
Rep Puani : 50
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.



Hasip Kaplan: Türkiye'nin 3 tarafı Kürdistan





BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, PKK çizgisinde yayın yapan Nuçe TV canlı yayınında ilginç açıklamalar yaptı.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, AK Parti ile birlikte dönüşü olmayan tek yönlü tünele girdiklerini, mutlaka ışığı görmeleri gerektiğini söyledi.

Suriye'deki gelişmeleri de değerlendiren Kaplan, hükmetin refleks ve korkulardan arınmasını isterken, "Türkiye’nin 3 tarafı deniz; Karadeniz, Ege, Akdeniz. 3 tarafı da Kürdistan’dır. Bu da Ortadoğu’nun bir gerçeğidir" dedi. Kaplan, Kürtler’in 1000 yıldan bu yana birlikte yaşadığını, eşit ve özgür biçimde binlerce yıl daha birlikte yaşama imkanları olduğunu söyledi.

Hasip Kaplan, Danimarka’da PKK doğrultusunda yayın yaptıkları gerekçesiyle yayın lisansları iptal edilen bu hafta ekranı kararması beklenen 3 kanaldan Nuçe (Haber) TV’nin dün gece stüdyo konuğu oldu. Kaplan, BDP’nin yasama dönemi sona eren TBMM’de, Türkiye’de gündemi belirleyen parti olduklarını, arkadaşları hakkında 700 kadar fezleke çıkarılması, 6 milletvekili, 30 belediye başkanları, 10 bine yakın siyasetçilerinin tutuklu olmasına rağmen barış ve çözümün umudu olduklarını söyledi. Meclis’teki diğer muhalefet partilerinden MHP’nin her şeye karşı olduğunu, sosyal demokrat olduğunu belirten CHP’nin ise bu görüşe aykırı politikalar izlediğini iddia eden Hasip Kaplan, Ramazan bayramından sonra Meclis’in çalışmalarına başlamasını, üzerinde uzlaşılan Anayasa’daki 48 maddenin değiştirilmesini böylece ‘Çözüm süreci’ ile bağlantılı güveni arttıracak adımların atılmasını istedi. Kaplan, "Silahlar sussun, düşünceler konuşsun' diyorsak çözüm umudumuzu güçlendiren adımları da atmamız gerek. Haklarında 5 yıl hapis istenen ancak 4.5 yıldan bu yana tutuklu arkadaşlarımız var" dedi.

"AK PARTİ VE BDP TEK YÖNLÜ TÜNELDE"

BDP’li kaplan, bugünkü iktidarın ‘Çözüm süreci’ için görüşmelere 1 günde başlamadığını anlatırken, şöyle konuştu:

"Görüşme süreçleri bu iktidar döneminde 1 günde başlamadı. 2006’da Oslo Süreci ile başladı. 2013 yılı Temmuz ayındayız. 7.5 yıllık bir zaman geçmiş. Hataların bu sürede nelere mal olduğu görüldü. Sanırım hatalardan ders çıkarılıyor. Ama yapılması gerekenler var. Yeni anayasa konusunda belli ki hükümet seçim hesabı yapıyor. Bu hesap ülke önüne konulmaması gereken bir durum. Çözüm öyle bir şey ki; AK Parti de BDP de tek yönlü bir tünele girdi. Işığı görmek zorunda, dönüşü yok. Şu anda kamuoyunun yüzde 70’inin üzerinde desteği var. Akil insanlar gitti bölgede çalışmalar yaptı. AK Parti de biz de gittiğimiz yerde anlatıyoruz. Elbette her şey dümdüz gitmiyor. Bunlar bazen engebeli, bazen sıkıntılı. Sonuçta AK Parti, muhafazakar, milliyetçi partidir. Demokrasi anlayışı, öngörüsü belli bir noktaya kadardır. Halkların hak talep ve özgürlükleri mantalitesi konusuna bakış açısı da sınırlıdır. Kendisine göre attığı adım çok büyüktür. Ancak, halka sorduğunuz zaman çok küçük bir adımdır.”

Hasip Kaplan, hükümetin ana dil yasaklarını kaldırıp, anayasal güvence altına alamadığını, bu konular gündeme geldiğinde durup, seçim hesabı yaptığını anlatırken, "Hükümet biliyor ki; muhalefette karşısında ulusalcı ve sağcı bir cephe hemen saldırıya geçiyor. Önümüzde yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı, ardından 2015 milletvekili seçimleri var. AK Parti hesabında olmayan Taksim Gezi Parkı olayları ile karşılaştı. Taksim Gezi Olayları bir noktada hükümetin ‘feleğini şaşırttı.’ Bir anda ‘Ne oluyor?’ deyip arkasından ciddi komplo teorileri üretmeye başladı" dedi.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Taksim Gezi Parkı olaylarının arkasında 30 yıldan bu yana süren çatışma ortamında cenazelerin gelmesi, ülkenin bölüneceğine dair görüşlerle halkın baskı altında tutularak sosyal, çevre, yaşam gibi en doğal istemlerinin taleplerini suskunluk içerisinde hapsedilmesi olduğunu savundu.

BDP’li Kaplan, Suriye sınırındaki çatışmaları da değerlendirirken, kimliksiz, ezilen, yok sayılan halkın, kendi kaderini özgürlükçü güçle harekete geçirerek yönetim oluşturduğunu, çatışmalar sürerken CHP’nin El Kaide’nin kolu El Nusra’nın yanında yer alarak Kürtler'le savaşmasını isteyebildiğini söyledi. Kaplan, "Garip bir durum. Allah CHP’ye akıl-fikir versin" diye konuştu.

Türkiye’nin Kuzey Irak’ta Kürt yönetim oluşunca daha önce “Kırmızı çizgilerimiz var” diyerek yıllarca düşmanlık yaptıktan sonra son 2-3 yılda konsolosluk açmaya, uçak seferleri düzenlemeye, 880 şirket ile iş yapmaya, petrol, doğalgaz anlaşmaları imzaladığını günümüzde ise, Suriye’nin kuzeyinde yaşayan Kürtler'e karşı savaşan El Nusra’ya destek olmasının yanlış olduğunu belirtti. Suriye’deki Kürtler’in Suriye’nin bütünlüğü içerisinde Türkiye ile birlikte yaşayarak, diyalog kurmak istediğini, fiziki olarak sınır bulunmasına rağmen tel örgünün iki tarafında birbirleri ile akraba halkın yaşadığını anlatan Kaplan şunları söyledi:

"Suriye’nin bütünlüğü içinde Kürtler’in hakları tanınarak sorunun çözülmesini istiyoruz. Kürt halkının hakları olunca bir refleks düşmanlık oluşuyor. Bu yaklaşım tarzı cumhuriyetin kuruluş felsefesi değildir. Cumhuriyet’in kuruluşunda en başta Kürt halkının haklarının tanınması vardır. Ardından inkar, imha asimilasyon, isyanlar ve bugüne kaldık. Geçen 100 yıldan derslerimizi çıkarmak zorundayız. Sayısal nüfusu 40 milyonu bulan Kürt halkı anahtar konumundadır. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçiminde, yeni anayasanın hazırlanmasında, demokrasi ve barışçıl çözümde; hepsinde anahtar rolündeyiz. Türkiye’de her kesim hep beraber kazanacağız. Çözüm süreci, çözüm projemizin bir parçasıdır. Türkiye ile Suriye arasında 3 sınır kapısını şu anda El Kaide kontrol ediyor. Suriye’de 600 bin Kürt kimliksiz. Bu süreci sabırla örmeye, sonuna kadar götürmeye çalışacağız. Hep birlikte kazanılacağına inanıyoruz. Son sözüm hükümete: Refleks ve korkulardan arınsınlar. Türkiye’nin 3 tarafı deniz; Karadeniz, Ege, Akdeniz. 3 tarafı da Kürdistan’dır. Bu Ortadoğu’nun bir gerçeğidir. Afrin’den Serakani’ye, Kamışlo’dan Derik’e Daho’dan Duhok’a, Duhok’tan Zagros’a böyle. 1000 yıl birlikte yaşadık, binlerce yıl daha ama eşit ve özgür bir şekilde yaşama imkanı vardır. Kimse düşman, korku güzeyle bakmasın. Bir bayrak görünce de uykuları kaçmasın." DHA








Sponsor Reklamlar

__________________
Nur-ı Nebi, Kerem-i İmam-ı Ali, Pirimiz Hunkar Hacı Bektaşı Veli, gerçekler demine hû
bab'ül ilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 22.07.13   #1029
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


AKP’den

çocuklar için 10 yeni cezaevi


Kırmızı Haber | 22 Temmuz 2013 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Manşet Altı Gündem Haber, Numaralı Haberler, Son Dakika
AKP hükümeti, çocuklar için 10 yeni çocuk cezaevi yapacak. 2016 yılının sonuna kadar 5 olan çocuk cezaevi sayısı 15′e çıkartılacak.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bir soru önergesine verdiği yanıt, hükümetin çocuklar için 10 yeni cezaevi yapma planını ortaya çıkardı.
Bakan Ergin, İstanbul Ümraniye Çocuk Eğitimevi’nin 2013 Aralık, yeni İzmir Çocuk Eğitimevi’nin 2014 Temmuz, Elazığ Çocuk Eğitimevi’nin 2017, Erzurum Çocuk Eğitimevi’nin 2014 Kasım, Diyarbakır Kapalı Çocuk Cezaevi’nin 2014 Aralık, Hatay Çocuk Kapalı Cezaevi’nin 2014 Aralık, Tarsus Çocuk Kapalı Cezaevi’nin 2014 Aralık, Kayseri Çocuk Kapalı Cezaevi’nin 2015 Ocak, Konya Çocuk Kapalı Cezaevi’nin 2015 Kasım, Çorlu Çocuk Kapalı Cezaevi’nin ise 2016 yılında açılacağını açıkladı.

F TİPİ DÜZENİ


Adalet Bakanı’nın verdiği bilgilere göre, çocuk cezaevlerinde tecrit sistemi esas olacak. Her ünitede tek kişilik 9 oda bulanacak. Çocuklar, birlikte zaman geçirilebilecek ancak tek kişilik hücrelerin kapıları istenildiği zaman cezaevi idaresi tarafından kapatılabilecek.

2001 ÇOCUK CEZAEVİNDE


Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye cezaevlerinde bin 608′i tutuklu 393′ü hükümlü olmak üzere 2 bin 1 çocuk bulunuyor. Cezaevlerindeki çocukların yöneltilen suçlamalara göre, dağılımları ise şöyle: Hırsızlık (488), yaralama (402), yağma/gasp (352), adam öldürme (287), uyuşturucu (193), cinsel suçlar (101), fuhşa teşvik etmek/yaptırmak/aracılık etmek (26), sahtecilik (3), dolandırıcılık (2), adam öldürmeye teşebbüs (2).



gelişmiş demokratik ülkelerde ceza evi degil,

okullar,sanat ve kültür merkezleri,

her şeyden önce çocuklar aileden alınıp,

ana okullarında dünyaya uyum sağlamasını,

ilk öğretimde başarı grafiğinin yüksek olması için

etüd merkezleri açılır,

oysa bizde ceza evi açılarak çocuklara

ne kadar deger verdiklerini gösteriyorlar,

biat eden bir toplum sevdasında olan akp diktatörlüğü,

herhalde küçük yaşta biat etmeyecek çocukları ve gençleri

düşünüp ceza evi açıyor,

her hamle başarıya ulaşmaz,

bazen ellerindede patlaya bilir,

suriye ve mısırda izlenen politikalar gibi........
Sponsor Reklamlar

bab'ül ilim bunu beğendi.
__________________
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 22.07.13   #1030
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.776
Rep Puani : 76
Standart Cevap: PİRYOLU Bağımsız haberleri.


Pazartesi, 22 Temmuz 2013 - 13:18
‘TOMA’ları getiriyorlar ama asansör parçası getiremiyorlar’

Gezi Direnişi boyunca Kartal’dan yola çıkıp her gün eylemlere katılan Oktay Hacıoğlu, engellilerin hapsedilmeye çalışıldığı kadere inatla direniyor. Hacıoğlu, “Metro asansörü haftalardır bozuk. Engelliler için bir parça getiremiyorlar fakat biber gazlarını, TOMA’ları getirmeyi biliyorlar” diyor.
Dilem Taştan/soL
Engellilerin önlerindeki fiziki ve sosyal engellerin kaldırılması için 1 Temmuz 2005’te çıkarılan Özürlüler Kanunu’nun belediyelere ve kamu kurumlarına tanıdığı 7+1 yıllık yasal süre, bu ayın başında doldu. Sekiz yıllık geniş süreye karşın, büyükşehirler dahil olmak üzere pek çok belediye, yasa gereği zorunlu olan çalışmalara tamamlamadı. Birçok iş ise göstermelik olarak yapıldı, ya da bakımsızlığa terk edildi.
Kent yaşamında her gün defalarca kez yapılan, caddenin karşısına geçmek, otobüse ya da metroya binmek gibi basit eylemler, bedensel engelliler için bir varoluş mücadelesi… Zira engelli ve hastalar için yapıldığı söylenen asansörler, çoğu zaman bozuk. İstanbul’un Kartal ilçesinde yaşayan Oktay Hacıoğlu, Kadıköy-Kartal metro hattında yolculuk yapan engelli yurttaşların asansörleri kullanamamaktan muzdarip olduğunu söylüyor.
Kendini gençlere siper etti
Oktay Hacıoğlu, engellilerin hapsedilmeye çalışıldığı yaşama inatla direniyor. Gezi Parkı eylemleri boyunca, üşenmeden Kartal’dan kalkıp onlarca engele karşın tüm eylemlerde yer almış. İstiklal Caddesi’nde birçok kez polis TOMA’larının önünde durarak bedenini gençler siper etmiş.
Hacıoğlu, metro görevlilerine asansörün neden çalışmadığını sorduğunda, “yurdışından parça getirilemediği için tamir edilemiyor” cevabını almış. Hacıoğlu, “Engelliler için bir parça getiremiyorlar fakat yurtdışından biber gazlarını, TOMA’ları getirmeyi biliyorlar” diyor.

'O sandalye benim bedenim'
Gazetemizi ziyarete gelen Hacıoğlu ile fotoğraf makinamızı da aldık düştük yola… Yenisahra’da bulunan gazete binamızdan Kadıköy’e kadarki, İstanbul koşullarına göre oldukça kısa olan mesafe uzadıkça uzadı; çünkü engelli yurttaşların karşıya geçebilmeleri için yapılmış bir alt ya da üst geçit yoktu. Biz de mecburen arabaların geçtiği alt yoldan gittik Yenisahra metro istasyonuna…
Hacıoğlu, yine bir gün mecburen araç yolundan ilerlemek zorunda kaldığı bir gün, kendisine araba çarptığını anlatıyor. Şikayetçi olunca da mahkeme, tekerlekli sandalyenin hasar gördüğünü saptayarak, “mala zarar verme” suçundan ceza kesmiş. “Beni mal yerine koydular!” diyor Hacıoğlu, yüzünde üzgün bir ifadeyle… “Çünkü bu tekerlekli sandalye, benim ayaklarım, bacaklarım. Bu sandalye benim bedenim.”
Yolda görme engelliler için yapılmış sarı, kabartmalı kaldırım taşlarına da dikkat çekiyor Hacıoğlu: “Bunlar çok kaygan… Görme engelli arkadaşlar için aslında çok tehlikeli, hiç de sağlıklı değil” diyor.
Metro Kadıköy’e vardığında, bozuk bir asansör karşılıyor bizi… Görevlilerin de yardımını alarak, yürüyen merdivenden yukarı çıkarılıyor Hacıoğlu. “Neden hâlâ bozuk bu asansörler” diyor görevlilere. Yine aynı cevabı alıyor: “Yurdışından parça gelmedi!”
sol haber



iktidar baskı ortamını sürdürmek için,

tomaları,biber gazını göz yaşartıcı bombayı getirir,

topluma insanlıga faydalı olan şeyleri öteler,

ileri demokrasi birazda toma ve gaz bombası demek ,

AKP DİKTATÖRLÜĞÜ İÇİN.
Sponsor Reklamlar

__________________

Konu bilgeyol tarafından (22.07.13 Saat 23:49 ) değiştirilmiştir.
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 7 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 7 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zaytung haberleri. dAbBe Komik Bölüm 33 26.03.14 22:44
Bu Yolu Sürenler Bilir Yılmaz Bakar Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 09.01.12 11:41
“Bağımsız Türkiye” Düşünü Gerçeğe Çevireceğiz… yorum111 Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 3 27.03.11 00:59
Turgut Öker, AABK adına bağımsız milletvekili adayı Pir Mehmet Siyaset,Politika ve Ekonomi 8 20.02.11 09:10
Sefire Yolu Gösterin !!! akdora Mustafa Kemal ATATÜRK 0 23.05.10 00:48






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2