BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ
Bir toplantıda adamın birine sormuşlar:
-Ramazan da kaç gün oruç tuttun?
Adam da;
-Hasta idim bir gün tutabildim, demiş.
Aynı soruyu, Bektaşi ye sormuşlar
Bektaşi, bozuntuya vermeden:
-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş, demiş.
…
İTİBAR
Softa, Bektaşiye:
“İyisin, hoşsun, ilim, irfan sahibisin bir de oruç tutup, namaz kılsan, bizim aramızda da itibarın olur”, demiş.
Bektaşi gülümsemiş:
“Size iyi görünmek için, tanrının önünde itibarımdan olamam”, demiş.
BAYRAMDAN BAYRAMA
Bektaşiye sormuşlar:
-Namaz kılar mısın?
Bektaşi, çabuk, çabuk;
-Bayramdan bayrama, bayramdan bayrama,
-Peki içki içer misin?
Bu kez de uzatarak;
-Akşamdaaan akşama, akşamdaaan akşam, demiş.
RÜYA
Bir Musevi, bir sofu ve Bektaşi, kendilerine ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya yatarlar. Kim en iyi rüyayı görürse, baklava onun olsun derler…
Bektaşi gece kalkar, baklavayı bir güzel yer. Sabah kalkınca da sıra ile gördükleri rüyaları anlatırlar:
Musevi:
-Ben bu gece rüyamda göklere çıktım, göklerde uçtum, diye anlatır.
Sofu:
-Ben de düşümde, cennete gittim, cennette dolaştım der.
Bektaşiye:
-Baba erenler, sen rüyanda neler gördün? Diye, sorarlar.
Bektaşi de:
-Ben de rüyamda birinizin göklerde uçtuğunu, diğerinizin cennette dolaştığını görünce, bunlar artık fani dünyaya dönemezler diye, kalktım baklavayı bir güzel temizledim, der.
ORASINI ALLAH BİLİR
Padişah, içkinin yasak olduğu yıllarda, denetleme amaçlı büyük bir bağı olan Bektaşi Babasını ziyarete gitmiş. Bağın etrafını gezmiş. Bağ oldukça büyükmüş.
Padişah, Bektaşiye:
-Erenler, maşallah, bağın çok büyükmüş, Üzümünü ne yaparsın? Diye sormuş.
Bektaşi:
-Canlarla birlikte yeriz, Sultanım, diye karşılık vermiş.
Padişah, bu açıklamayı pek yeterli bulmamış:
-Buradaki üzüm yemekle bitmez, erenler, deyince,
Bektaşi:
-Yemediklerimizi de sıkıp fıçılara doldurur, içeriz Sultanım, diye açıklamada bulunmuş.
Padişah:
-Peki ama, sıkılmış üzümler, şarap olmaz mı? Diye sorunca:
Bektaşi:
-Ona ben karışamam. Orasını Allah bilir Sultanım, demiş.
NERESİ OLACAK MEYHANE
Bektaşiyi rica minnet camiye götürürler. Hoca başlar anlatmaya:
-Bir yer var ki orada zengin, fakir ayrımı yoktur. Dertli giren neşeli çıkar. Herkesin gönlü ferahtır. Orada herkes mutludur, benzeri açıklamalar yapar. “Cennettir” diye karşılık alacağını düşünerek sorar;
-Bilin bakalım, anlattığım yer neresi?
Bektaşi;
-Neresi olacak, meyhane, der...
BİRİ BİRİNE KARIŞTIRDIN
Bektaşinin biri sarı diğeri de kara iki öküzü varmış. Sarı öküz çalışkan mı çalışkan, kara öküz ise işten kaytaran, yaramaz mı yaramazmış. Bu durum Bektaşiyi çileden çıkarıyormuş. Bektaşi kara öküzden kurtulmak için günlerce Tanrıya dua etmiş. Kara öküzün canını alması için yakarmış durmuş. Günlerden bir gün ahıra girdiğinde ne görsün: Sarı öküz ölmüş, kara öküz duruyor. Bektaşi çileden çıkmış. Komşularını çağırarak onlara sormuş;
-Söyleyin komşular, yerde yatan kara öküz mü, sarı öküz mü diye sormuş.
Komşuları;
-Sarı öküz, deyince de ellerini gökyüzüne açarak;
-Ey Tanrım! sana kırk yılda bir rica da bulundum, sen de sarı öküzle kara öküzü karıştırdın, demiş.
YAĞMUR DUASI
Bektaşi, köylülerle birlikte yağmur duasına çıkıyormuş. Yolda giderken, kendi tarlasına gelince, göğe bakarak, tarlayı işaret etmiş;
-Bizim ki burası, demiş.
Sonra bir yağmur, bir yağmur, başka yere fazla zarar vermeden, Bektaşinin tarlasında ne varsa alıp götürmüş.
Bektaşi ellerini yukarı kaldırıp;
-Kabahat sende değil, sana tarlayı gösterende, demiş.
BİR DE SENİN KULUNA BAK
Bektaşi İstanbul’da gezerken, görkemli bir sarayın önünde durur. Saraydan çıkan sırma elbiseli bir adam görür. Adam binanın önünde şatafatlı bir faytona binerken, muhafızlar selam durur.
Bektaşi oradakilere;
-Faytona binen Padişah mı? diye sorar,
-Hayır Padişahın kuludur, yanıtını alınca, bir adama bakar, bir de kendine, ellerini yukarı açarak;
-Ey Allahım, bir padişahın kuluna bak, bir de senin kuluna, diye yakınır.
KAYIK KÜÇÜK
Bektaşi kiraladığı kayıkla karşı kıyıya geçmektedir. Dalga çoğalır. Bektaşi telaşlanır. Kayıkçı;
-Korkma, Allah büyüktür diye, Bektaşiyi teselliye çalışır.
Bektaşi;
-Öyle, Allah büyüktür de, kayık küçüktür, diye uyarır.
CAMİDE VAAZ
Hoca camide vaaz verir. Uzun, uzun içkinin kötülüklerinden dem vurur. Sonra bir de örnek verir;
-Eşeğin önüne bir kova su, bir kova da şarap konsa, hangisini içer, diye sorar.
Bektaşi;
-Suyu içer, der.
Hoca bu yanıta sevinir, neden diye sorar,
Bektaşi bu kez;
-Neden olacak, eşekliğinden der.
BİTSİN BU DAVA
Bektaşi bir gün, konuklar gelecek diye, komşusu Yahudinin keçisin çalıp kesmiş. Yahudi durumu anlamış. Bir sonuç alamam diye dava etmemiş. Davayı öbür dünyaya bırakmış.
Günü gelince dava öbür dünyada başlamış.
Yahudi, mahkemede durumu anlatmış, ama şahit gösterememiş.
Bu kez hakim söze başlamış;
-İnkar etme, günahlarının arasında yazılı diye, açıklamada bulunmuş.
Bektaşi;
-Hakim şahitlik yapamaz, diye itiraz etmiş.
Hakim kükremiş;
-O zaman getirin keçiyi ona soralım, demiş.
Bektaşi;
-Keçi burada mı, diye sormuş. “Burada” yanıtını alınca
da;
-Öyleyse verin keçiyi sahibine de, bitsin bu dava, demiş.
SEN NE İŞE YARARSIN
Hoca ile Bektaşi içki içerken yakalanır. Doğruca kadının huzuruna çıkarılır. Kadı, Hocayı idama mahkum eder. Bektaşi, Kadıya;
-Ben gayrımüslümüm, der cezadan kurtulur. Sonra da;
-Kadı Efendi, ben Müslüman olsam, Hocayı affedermisin? Der. Kadı, kazanacağı sevabı düşünür, kabul eder.
Her ikisi de Kadının huzurundan ayrılır.
Hoca, Bektaşiye;
-Sen ne biçim adamsın, din, iman yok mu sende? Diye çıkışır.
Bektaşi de;
-Daha ne istiyorsun, gavur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım, der.
HER ŞEY ALLAHTAN
Bektaşinin biri, kasabada her gün, “Her şey Allahtan, her şey Allahtan” diye, dolaşırmış. Bir gün kasabanın serserilerinden biri, Bektaşinin arkasından sessizce yaklaşıp, ensesine okkalı bir şamar atmış. Bektaşinin canı fena halde yanmış. Adama ters ters bakmış.
Adam da;
-Bana ne bakıyorsun, Baba Erenler, hani her şey Allahtandı, diye dalga geçmiş.
Bektaşi;
-Her şey Allahtan da, ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum, demiş.
AHİRETTE DE YAŞADIK
Bektaşi camide vaaz dinliyormuş. Hoca vaazında, içkinin kötülüklerini sayıp, dökmüş. İçki içenlerin sırat köprüsünden, boyunlarında dünyada içtikleri içki şişelerinin asılı olduğu halde geçeceklerini açıklamış.
Bektaşi merak edip;
-Peki hocam şişeler boş mu olacak, dolu mu? Diye sormuş.
Hoca, incecik köprüden, dolu şişelerle geçmenin daha zor olacağını düşünerek;
-Elbette dolu olacak, diye yanıtlamış.
Bektaşi;
-Hay ağzını öpeyim hocam, orada da yaşadık desene, demiş.
NASIL BECERDİN
Bektaşinin konukları gelmiş. Karpuzcuya karpuz almaya gitmiş. İyisinden bir karpuz istemiş. Karpuzcu, bir karpuz seçip vermiş.
Bektaşi yemekten sonra karpuzu kesmiş. Keser kesmez de karpuzun pis kokusu içeri yayılmış. Bektaşi mahcup olmuş. Sabahı zor etmiş. Sabah olur olmaz da soluğu karpuzcuda almış;
-Erenler seni tebrik ederim, demiş.
Karpuzcu şaşırmış;
-Hayrola Baba, niye tebrik ediyorsun? diye sormuş.
Bektaşi;
-Ulan, kesmeden, delmeden o karpuzun içine nasıl sıçtın. Doğrusu şaşıp kaldım. Seni onun için tebrik ediyorum, demiş.
NİYET
Bektaşiye;
-Zöhürde nasıl niyet etmeli? Diye sorarlar.
Bektaşi;
-Tıka basa yedikten sonra, dayanırsam tutarım, dayanamazsam yutarım, diye niyet edip, ağzını çalkamalı diye yanıt verir.
DİLENCİ
Dilencinin biri, Bektaşiye;
-Bir sadaka ver, sana dua edeyim, der.
Bektaşi, dilenciye on para verir;
-Duanı istemem, der.
Dilenci nedenini sorar.
Bektaşi;
-Duan kabul olsaydı, dilenci olmazdın, der.
|
Sponsor Reklamlar
|