Avaşin ADAR / BEHDİNAN /ANF
Güncellenme : 24.06.2014 11:58
İşlediği insanlığa karşı suçlarla adını duyuran Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çetelerinin kadınlara yönelik saldırıları ve evden çıkmalarını yasaklamasına Kürt kadın hareketi YJA sert tepki gösterdi.
IŞİD’in 10 Haziran günü önce Musul’u, ardından geniş bir alanı çatışmasız bir şekilde ele geçirmesi ardından, bu bölgelerde vahşi katliamlar gerçekleştirdi. Yüzlerce kişi parçalanarak, asılarak ya da kurşuna dizilerek katledildi. Daha önce Suriye’de de kadın ve çocuk ayrımı gözetmeden vahşi yöntemler kullanarak insanlık karşıtı suçlar işleyen bu çeteler, Irak’ta ve Suriye’de hakimiyet kurdukları alanlarda kadın düşmanı uygulamalar hayata geçirmeye başladı.
Birçok toplumsal kesim tarafından endişe ve öfkeyle karşılanan IŞİD’in bu saldırılarına Kürt kadın hareketi YJA(Özgür Kadınlar Birliği) sert tepki gösterdi.
ANF’ye konuşan YJA Koordinasyonu üyesi Leyla Agıri, kadının hedeflenerek toplumun yok edilmek istendiğini söyledi. Güçlü bir mücadele yükseltilmezse bu gerici zihniyetlerin yarattığı tehlikelerin büyüyebileceğini söyleyen Agiri, kadın şahsında yaşama düşman olan bu çetelerin, kadını erkeğin, toplumu da devletin kölesi haline getirmek istediği tespitinde bulundu. Agiri, IŞİD saldırıların “İslami kılıf adı altında geliştirilen, erkek terörü” olarak nitelerken, bu “teröre” karşı kadınların demokratik birlik cephesini öneriyor. “IŞİD şahsında pervasızlaşarak atağa geçen erkek terörüne karşı, demokratik birlik cephesi tek ve makul olan çözümdür.”
KAPİTALİST MODERNİTENİN AJANLARI
Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar süreklileşerek devam ediyor. Bölgede en fazla kadın ve çocukların hedeflendiği, kural tanımayan bir savaş hali var. Kadın ve çocuklar neden hedef seçiliyor?
Özellikle Ortadoğu’ya baktığımızda görüyoruz ki; kapitalist modernite güçleri, ulus devlet sistemi ile halkları, kültürleri, dilleri, dinleri, tüm kimlikleri birbirine yabancılaştırma, bölerek parçalama ve yönetmeyi geliştirdi. Bölgede inşa edilmiş tüm devletler,milliyetçilik ya da dincilik ideolojileriyle kapitalist modernitenin birer figüranları, ajanları rolünden öteye rol oynamadılar. Ortadoğu, ulus devlet yapılanmaları ve bu temelde geliştirilen politikalarla son yüzyıllarda birçok büyük savaşa sahne oldu. Bu çatışmalı savaş ortamı başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere bir bütün toplumu vurdu.
KAPİTALİZM KENDİ CANAVARINI YARATIYOR
Ortadoğu’nun sürekli işgal ve savaş koşullarında olması, iktidar ve mezhep savaşlarını körüklediği gibi cinsler arası mücadele zeminini de erkek aklının tahakkümüne kurban etmek istiyor. Bu süreç aynı zamanda özgürlük mücadelesinin de ivme kazandığı bir dönemdir. Bir yandan kadınlar özgürlükleri için mücadele bilinçlerini yükseltirken bir yandan da buna karşı en fazla kadın katledilmiş, tecavüze uğramış ve statüsüz bırakılmıştır. Kadının çehresi adeta Ortadoğu’nun demokratik olmayan yitik çehresine dönüştürülmüştür. Bu durum, kapitalist modernitenin Ortadoğu’ ya uyguladığı politika ve zihniyetten bağımsız değildir. En son gelişen IŞİD saldırıları da bu zihniyetin ve yapılanmaların ürünüdür. Bu korkunç zihniyet ve uygulamalarla Ortadoğu bir tükenişe götürülerek, tüm zenginlikleri yok edilmek istenmektedir. Kadın şahsında hedeflenen tarihsel toplumdur.
Kadının gerçekliği, Ortadoğu’ya benzetilebilir. Bu sancılı gerçeklik aynı zamanda toplumun değişim ve dönüşüm potansiyelini de en güçlü şekilde içinde barındırıyor. Kapitalist hegemonik zihniyetin bütün saldırılarına rağmen yine en fazla kadın toplumsallığı ayakta tutmaktadır. Bu toprakların en büyük kutsalları kadınlardı. Kadın demek kültür demek, toplumsallık demektir. Çocuklarda bu tarihsel toplumun geleceğidir. Bu açıdan, devletçi, iktidarcı, militarist güçler kadınlar şahsından toplumsallığa, çocuklar şahsında da geleceğe yönelmektedirler. Kapitalist modernitenin yarattığı bu canavarlar, kadın, çocuk, yaşlı tanımadan tüm dünyanın gözleri önünde en büyük katliamları gerçekleştirmektedirler. Âdeta bu toprakların özünden ve ruhundan intikam alırcasına, tüm zenginliklere, farklılıklara büyük bir düşmanlıkla saldırmaktadırlar. Kadınları ve çocukları öldürmekle insanlıktan çıkışı gerçekleştiriyorlar.
KADINI ERKEĞİN,
TOPLUMU DA DEVLETİN KÖLESİ YAPMAK İSTİYORLAR
IŞİD’in, Musul’u aldıktan sonraki ilk ‘işi’ kadınlara karşı fetva çıkarmak oldu. Bu zihniyeti nasıl okumak gerekir?
Kadına yönelik geliştirilen tüm saldırı ve yönelimlerin kapsamı ve korkunçluğu IŞİD çeteleri şahsında somutlaşmaktadır. Bu çok çirkin, sinsi ve kapsamlı saldırılar, aynı zamanda egemen erkek ideolojisinin çöküşü, son çırpınışları anlamını da taşımaktadır. Erkekliğin varacağı en son nokta; kana, ölüme doymayan, paravan çeteciliktir. IŞİD çeteleri, Musul işgaliyle birlikte ilk fetvasını kadına dönük çıkardı. “ Kadınlar dışarı çıkmamalı” diyerek, kadının hareket tarzına, giyim ve kuşamına, bir bütün olarak yaşamına,‘şeriat’ adına tekrardan sınırlar çizdi. Kadın şahsında yaşama düşman olan bu çeteler, kadını erkeğin, toplumu da devletin kölesi haline getirmek istiyorlar. Bu paravan çetelerin, Rojava’da başta kadınlara yönelik tecavüz olmak üzere ‘şiddet hakkı’na, yine ölen bir kadınla kırk sekiz saat içinde cinsel ilişki geliştirme yaklaşımlarına, bu anlamda insanlıktan düşme hallerine tanık olduk. Eşref-i Mahlûkat, bugün hiç olmadığı kadar IŞİD şahsında ayaklar altındadır. Kadına tecavüzü bir ‘hak’ olarak ele alan ve kadına yönelik her türlü çirkin ve alçakça saldırıyı geliştiren IŞİD, toplumsal ve kültürel tarihin en köklü ve en temel zihinsel sapma ve yozlaşmasıdır. Kadına yaşam hakkı tanımayan bu zihniyet, ne topluma ne de doğadaki her bir canlılığa, farklılığa ve zenginliğe yaşam hakkı tanımamaktadır. Çıkarılan kadına dönük fetva aynı zamanda bir insanlık kıyımı, toplum kıyımı, doğa kıyımıdır.
ROJAVA BÜYÜK BİR UMUT OLDU
Rojava devriminin yarattığı direniş hattı nasıl bir etki yarattı?
İpleri birçok ülkenin elinde olan, bilinci körelmiş ve vicdanı yozlaşmış IŞİD, kapitalist modernitenin Ortadoğu’ya yönelik son iki yüz yıllık geliştirdiği politikaların bir ürünüdür. IŞİD, hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul’a girdi. Bu saldırı çok önceden planlanmıştı.Bu saldırıABD, İngiltere ya da İsrail’den kopuk ele alınamaz.Yine Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve bu ülkelerin taşeronluğunu yapan güçlerden ayrı değildir. Şu tespit yerinde olacaktır; IŞİD saldırıları aynı zamanda küresel ve bölgesel güçlerin bir hamlesidir. Kadınlar, halklar, inançlar, kültürler üzerinden en kirli politikalar için palazlandırılan bu çeteler, paramiliter, petromiliter, kontra güçler olarak örgütlendirilerek, Ortadoğu değerleri tüketilmek istenmektedir. Her etnisiteye veya mezhebe, kavme devlet oluşturarak, kapitalizmin küreselleşmesine, dolayısıyla sömürünün ve sanayiciliğin azamileşmesini geliştirmek istiyorlar. İki yüz yıllık böl-yönet politikaları yeni biçimiyle devrededir. Bu uluslararası işgalci, katliamcı, idamcı Muaviye torunlarına karşı üç yıldır savaşan YPG-YPJ güçleridir. Bu görkemli direniş Rojava şahsında ezilen tüm Ortadoğu halklarına büyük bir umut ve inanç aşılamıştır.Ayrıca Rojava devrimindeki kadının öncü rolü büyük bir tarihsel kazanım elde etmiştir.
IŞİD’İ MEŞRULAŞTIRMAK İSTEYENLER DE VAR!
IŞİD’i meşrulaştıranlar, aynı zamanda Rojava’da halen devam eden saldırılara destek sunanlardır. IŞİD en büyük askeri ve lojistik desteği Irak-Ninova, Akçakale ve Hatay üzerinden almaktadır. Halep’ten Rakka’ya kadar yapılan ağır silah sevkiyatını hangi güçler ne amaçla geliştiriyor?Bunlar oldukça açıktır. IŞİD’in Musul saldırısından kısa bir süre önce, Şam’da, Tahran’da, Ankara’da bir takım pazarlıklar başladı. Ortadoğu tekrardan çirkin ve sinsi diplomasi ataklarına sahne oldu. Washington düğmeye basınca, Ankara, Tahran, Şam ve Hewler hemen harekete geçtiler. Daha önce yaşanan Rojava deneyiminde görüldüğü gibi,Serekani’de kadın, çocuk, Ezidi demeden yaşanan katliamın sadece burayla sınırlı kalmayacağının işaretleri verilmişti. Basından hepimiz takip ettik, bu katliamı gerçekleştiren çetelerin altısı Türk’tü. Ne gariptir ki o süreçte Humus’un Alevi köylerine de IŞİD çeteleri saldırıp katliam gerçekleştirdiler. Rojava’lılar Türkiye sınırından her geçişlerinde çocuk, kadın demeden öldürüldüler. Ama ne yazık ki kana, ölüme doymayan bu çetelere Türkiye tüm kapılarını açtı. Neye karşılık? Kürtlerin Demokratik Özerkliği geliştirmemelerine karşılık.Bu sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda ABD, İran, Suriye ve KDP’nin yaklaşımıydı. Şimdi de Irak’ı üçe bölmek istiyorlar. Sünnilere, Şiilere ve Kürtlere birer ulus devlet inşa etme planıdır bu. Bu nedenle başta Türkiye olmak üzere, bu çetelere en büyük kaynağı sağlayan hegemon güçler IŞİD’i niye meşrulaştırmasınlar ki? IŞİD onların ortak çıkar ve hesaplarına Ortadoğu’yu kana bulayarak zemin sunuyor. Kan siyaseti en rezil, en korkunç ve en sinsi şekliyle devam ediyor. Başta Türk basın medyası olmak üzere devletçi, cinsiyetçi medya bu vampirlere, IŞİD militanları diyerek ve IŞİD’i bir örgüt olarak tanımlamaktadırlar.Tüm bu çirkin politikalar bize IŞİD’i meşrulaştıran güçlerin bununla neyi amaçladıklarını da göstermektedir. Ancak bu öyle bir ateş ki herkesi yakacak cinstendir.
İSLAM KILIFI ALTINDA ERKEK TERÖRÜ
Tüm bu saldırılar İslamiyet adına yapılıyor. Bu yaşananların İslamiyet’le bağı nedir?
Taliban Afganistan’a girerken ‘şeriat’ yasalarını öne sürerek kadınları köleleştirmeyi esas aldı. İnşa edilen Afgan kadın tiplemesi, köle kadın tiplemesidir. Her bir davranışına bir kural koyulmuş, bedeninin her bir parçasına da fiyat biçilmiştir. Kadın korkunç bir cendere altına alınmıştır. Bu zihniyet IŞİD tarafından daha da pervasızlaştırıldı. İslami kılıf adı altında geliştirilen, erkek terörüdür. Oysaki İslamiyet ilk bu topraklarda boy verdiğinde Arap toplumu açısından bir devrim niteliğinde gelişmiştir. Ahlaki olarak yozlaşan, politik olarak iradesizleşen Arap toplumuna yeni bir ahlak ve politik duruş kazandırmıştır. Diri diri toprağa gömülen kadını yaşam gücüne kavuşturmuştur. Bu anlamda günümüz İslam’ı yeterince hakkı verilmeyen Hatice ve Ayşe gerçeği irdelenmeye değerdir. İslam dini, Hz. Muhammedin vefatından sonra bir iktidar aracı haline getirilerek kendi özünden uzaklaştırıldı. Ümmet anlayışının yerine Arap şovenizmi ve Emevi saltanatı ikame edildi.
GÜNÜMÜZÜN DECCALLARI
IŞİD çeteleri, kendilerini İslam’la özdeşleştirerek, çirkin saldırı ve politikalarını bununla örtmeye çalışıyorlar. Ortadoğu’da, Rojava ve en son Musul’da yaşanan katliamları geliştirenler kesinlikle gerçek Müslümanlar olamazlar. Onlar ancak olsa olsa günümüzün Deccallarıdırlar. Deccal, bugün İslami kimliğe bürünerek açığa çıkıyor, kapitalizmin maneviyatsızlaştırdığı insanları da kandırarak bir insanlık kırımı gerçekleştirmektedir. Şiilik ve Sünniliğin bu kadar karşıtlaşmaları, iktidarcı, devletçi güçlerinin kirli çıkarları ve hesaplarından dolayıdır. Toplum açısından bir ajan, komplo olarak geliştirilen ulus devlet sistemi, bu karşıtlık üzerinden Ortadoğu’da iki yüz yıllık böl-parçala-yönet politikalarının uygulama alanıdır. Bu politikalara zemin sunan, uygulayan ve uygulatan hiçbir gücün gerçek anlamda İslamiyet’le bir bağı yoktur ve olamazda.
DEMOKRATİK BİRLİK CEPHESİ GELİŞTİRİLMELİ
Kadın cephesinden bakıldığında nasıl bir mücadele hattı izlenmelidir?
Öyle görülüyor ki Ortadoğu’daki bu çatışmalı ve savaş durumu derinleşerek devam edecektir. Savaşlar hangi biçimde gelişirse gelişsin, bu savaşların en fazla mağduru kadınlar ve çocuklar olmaktadır. Bu nedenle başta öz savunma olmak üzere kendini en fazla örgütlü güç haline getirmesi gerekenler kadınlardır. En son Musul fetvasıyla şunu bir kez daha iyi anlıyoruz ki kadınlar olarak geleceğimiz tehdit altındadır. Kendi geleceğimize sahip çıkmamızın yolu da örgütlenmekten ve bu temelde güçlenmekten geçmektedir. Kapitalist modernitenin toplum açısından olduğu kadar kadınlar açısından en sinsi tuzakları olan dinciliğin, milliyetçiliğin, cinsiyetçiliğin ve bilimciliğin kadınlar açısından derinlikli ele alınmasına ve doğru tanımlanmasına ve aşılmasına ihtiyaç vardır. Savaşların en büyük suçları kadına karşı işlenen suçlardır. Tecavüz, göçertme, sivil katliamlar kadını hedefleyerek toplumu yok etme, iktidar altına alma amaçlı bilinçli uygulanan suçlardır. İç savaş devam ettiği sürece bu suçlar da devam edecektir. İşgal ve savaşlarla kan gölüne çevrilen bu topraklarda insan yaşamı en ucuz şey haline getirilmiştir. Ne acıdır ki bu topraklar insan mezarlığına dönüştürülmüştür. Ulus devlet katliamların, savaşların ve kırımların asıl kaynağıdır.
Demokratik ulus modeli bu anlamda, kadının toplumsallık tarihine ve kültürüne dayalı yaşamın inşasıdır. Ulus devlet bir erkek sistemi, demokratik ulus da kadın sistemidir. Ortadoğulu kadınlar, Rojava şahsında üçüncü bir yol, alternatif olan demokratik sistem etrafında kenetlenebilmeliler. Kadınların demokratik birlik cephesini ancak bu temelde geliştirebilir, erkek terörünü bu örgütlü duruş ve mücadelemizle durdurabiliriz. IŞİD şahsında pervasızlaşarak atağa geçen erkek terörüne karşı, demokratik birlik cephesi tek ve makul olan çözümdür. Ortadoğu kadınlarının demokratik birlikteliği halkların da demokratik birlikteliğine yol açacaktır. Kadınlar yaşamın her alanında örgütlü bir güç haline gelebilmenin arayış ve çabasını daha yükseltebilmeliler. Etnik kimliğimiz ne olursa olsun kadınlar olarak yaşadığımız sorunlar ortaktır. Bu açıdan ortak çözümlere de ihtiyacımız vardır. Ortak çözümde demokratik bilinç, mücadele ve örgütlenmeyi gerekli kılmaktadır.
İçinden geçtiğimiz süreç Kürtler açısından önemli fırsatları sunmakla birlikte ciddi tehlikeleri de içermektedir. Bu süreçte Kürtlere kazanç sağlayacak tek şey, Kürtlerin demokratik ulusal birlikteliğidir. Kürt kadınları olarak demokratik ulusal birlikteliğin geliştirilme çabası ve mücadelesini güçlü verebilmeliyiz. Kürt kadınları olarak kendimizi savunma olanaklarına ve kurumlaşmalarına kavuşturarak, Kürtlerin ortak savunma örgütlülüğünü geliştirebilmeliyiz. Bu açıdan tüm kadın örgütleri, şahsiyetleri ile ortak platformalar etrafında hemen harekete geçmeliyiz.
Bu vesileyle Ortadoğu kadın inisiyatif grubu başta olmak üzere, Kürt kadın örgütlerini demokratik birlik cephesini geliştirmeye çağırıyorum. Rojava ile başlayan kadın devrimi tüm Ortadoğu’ya yayılmalıdır.
Sponsor Reklamlar
__________________ Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates
HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.
İSTANBUL- DİHA
Güncellenme : 10.07.2014 12:44 Kadınlar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam'ın, "Devletin koruması altında ölen kadın yok" sözlerine tepki göstermek amacıyla Cağaloğlu'nda bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğü'nü işgal etti.
Siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinden bir grup kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam'ın, "Devletin koruması altında ölen kadın yok" sözlerine tepki göstermek için Cağaloğlu'ndaki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğü'nü işgal etti. İşgal için İl Müdürlüğü'nün bulunduğu binaya girmek isteyen kadınlar, binadaki güvenlik personelinin engellemesine rağmen işgal eylemini gerçekleştirerek, "Her yerde kadın cinayeti, meclis olağanüstü toplansın!" yazılı pankart açtı. "Kadınız, öfkeliyiz, peşinizdeyiz", "Kadın cinayetleri her yerde" yazılı döviz açan kadınlar sık sık, "Boşanmayı değil cinayeti engelle", "Aile değil kadınız, kadınlar isyandayız" ve "Jin jiyan azadi" sloganları attı.
'Kadınlar katledilirken meclis neredeydi?'
Bakanlığa ait İl Müdürlüğü binasında kadınlar adına yapılan basın açıklamasını okuyan Feride Eralp, kendi hayatları hakkında karar vermek isteyen kadınların erkekler tarafından katledildiğini söyledi. Kadın katliamlarının sürekliliğinin, katliamları durdurmayan ve gereken önlemi almayan devletin eril yapısını gözler önüne serdiğini vurguladı. Hukuk sisteminin kadına yönelik cinayetleri meşrulaştırdığını ifade eden Eralp, "Temmuz ayının ilk haftasında altı kadın katledilirken meclis neredeydi" diye sordu.
'İslam bakanlığını temize çekmeye çalışıyor'
Eralp, "Ayşenur İslam, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi'ne ilişkin yasadan habersiz ve kadın cinayetleri konusunda bakanlığını 'temize çekmeye' çalışıyor" dedi. Kadın katliamlarından AKP Hükümetinin sorumlu olduğunu vurgulayan Eralp, "Meclisin kadın ve trans cinayetleri gündemiyle olağanüstü toplanmasını ve bu toplantıda kadın örgütlerinin belirlediği cinayetleri önleyebilecek temek şartları doğrultusunda acil bir eylem planı oluşturmasını talep ediyoruz" diye konuştu.
Kadına katliamlarına karşı yapılacak yürüyüşe çağrı
20 Temmuz'da kadın ve trans bireylere yönelik katliamlara karşı Kadıköy Boğa Heykeli'nde yapacakları yürüyüşe katılım çağrısı yapan kadınlar, sloganlar atarak işgal eylemini sonlandırdı. Öte yandan açıklamanın ardından İl Müdürlüğü binasının kapısına döviz asmak isteyen kadınların bina içindeki sivil polis tarafından engellenmesi de dikkat çekti.
Sponsor Reklamlar
__________________ Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates
HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.
148 kadın kurumundan çağrı:
Meclis katliamlara seyirci kalmasın
DİHA
Güncellenme : 22.07.2014 08:30 Günden güne artan kadın katliamlarına rağmen katliamlara karşı harekete geçilmemesi üzerine 148 kadın kurumundan kadınlar, kadın katliamlarına karşı Meclis’in acil toplanması talebiyle Türkiye’nin birçok kenttinde eylem düzenlendi.
Şiddetinizle barışmayız
Son dönmelerde kadınlara yönelik artan şiddet ve cinayetleri kınamak amacı ile Semsûr (Adıyaman) kadın yaşam derneği (AKAY-DER) ve Adıyaman Anadolu İş Kadınları Derneği (AİKD) Adıyaman Şubesi Demokrasi Parkı’nda ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan AİKD Adıyaman Şubesi Başkanı Fadime Kayakıran, “Kadın cinayetlerin sürekliliği, cinayetleri durduramayan gereken önlemleri alamayan devlet eril yapısını gözler önüne seriyor ve mevcut hukuk sistemi de cinayetleri meşrulaştırılıyor” dedi.
Mersin Kadın Platformu tarafından Mersin Forum meydanında yapılan açıklamada ise onlarca kadın bir araya gelerek kadın cinayetlerini, “Dikkat bu ülkede kadın katliamı var”, “Boşanma değil cinayeti engelle”, “Şiddetiniz ile barışmayacağız” ve “Çocuk gelinlere hayır” dövizleri ile protesto etti. Açıklamanın ardından sloganlar eşliğinde eyleme son verildi.
Herkes sokağa çıksın
İzmir’de bulunan kadınlar da kadın katliamlarına karşı Alsancak Garı önünden Sevinç Pastanesi önüne kadar yürüyüş düzenledi. Yüzlerce kadının katıldığı yürüyüşte, herkese kadın cinayetlerine karşı sokağa çıkmaya çağırdı.
Sponsor Reklamlar
__________________ Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates
HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.
HABER MERKEZİ
Güncellenme : 27.07.2014 07:30
Daha önce kadınlara yönelik sünnet fetvası veren kadın düşmanı IŞİD çetesi, bu kez de kadınlara örtünme fetvası verdi. Örgüt, yaptığı duyuruda, “Kadınların kıyafetlerine ve bakımlarına getirilen kurallar, süslenme ve giyimde aşırıya kaçma nedeniyle ortaya çıkan ahlaksızlığı engellemek içindir. Bu, kadınların özgürlüğüne bir kısıtlama değil, onu aşağılanmasını, bayağılığa düşmesini ve bakan gözler için bir şov olmasını engellemektir. Bu kurallara bağlı kalmayanlar ve çekicilik amacıyla giyinenler hesap verecektir. Kuralı ihlal edenlere, toplumu zarardan korumak, dinin gerekliliklerini yerine getirmek ve onu ahlaksızlıktan korumak amacıyla sert cezalar verilecektir” ifadeleri kullanıldı.
Öte yandan CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu twitter hesabında IŞİD’in ele geçirdiği bölgelerde çalışan kadın doktorların işine son verdiğini ve doğum kontrol hapını yasakladığını belirtti. “Şu an Musul’da şeriat kuralları uygulanıyor. Vitrin mankenlerine bile yasak geldi. IŞİD Rakka’da şu ana kadar eşinden izinsiz dışarı çıkıp sigara içen iki kadına recm cezası uyguladı. IŞİD, kadınların facebook hesaplarını yasakladı, yakalanmaları halinde kırbaç cezası veriliyor” diye yazdı.
Sponsor Reklamlar
__________________ Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates
HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.
Şêrîn Hiso / Amed - Jinha
Güncellenme : 05.08.2014 02:34
Etnik müzik tarzıyla dünyada büyük beğeni toplayan Horasan’ın duru sesi Yelda Abbasi, “Ortadoğu’nun kaderini olumlu yönde değiştiren Rojava kadın devrimini yakından takip ediyorum. Orada kadınlar sanatı ve direnişi bir arada gerçekleştiriyor. Onları kutluyorum” dedi.
‘Ruhum Rojavalı kadınlarla’
Farsça anlamı “Güneş’in yükseldiği yer” olan İran’ın Horasan eyaletinin yükselen Güneşi ses sanatçısı Yelda Abbasi, çaldığı ehl-i hak çalgısı ve duru sesiyle tüm dünyada kendinden söz ettiriyor. Sanatçı bir ailenin kızı olan Abbasi, aynı zamanda annesi Rola Esmeryan ile beraber sahne alarak, Horasan’ın rengarenk etnik kıyafetleriyle sahnede süzülen sesleriyle dinleyicilere müzik şöleni vermeye devam ediyor. Tüm dünyada sıkı bir tempoyla müzik turnesine çıkan Yelda Abbasi ve Rola Esmeryan geçtiğimiz günlerde Amed Dicle Fırat Kültür Sanat Merkezi öncülüğünde Amed’de konser vererek, Amedli müzikseverlerle buluştu. Amacının kadın kimliğiyle başta İran olmak üzere tüm dünyada gerçek anlamda sanat yapmak olduğunu söyleyen Abbasi, “Bir sanatçının öncelikli amacının kendi öz kimliğiyle hünerini sergilemesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Kendi kültürüne ait bir sanat
Daha önce Amed’de düzenlenen müzik festivaline katılmak üzereyken İran yönetimi tarafından alıkonulduğunu belirten Abbasi, “Bir amaç ve ciddi anlamda sanat yapanların başına her daim gelebilecek bir olaydı. Fakat şu an buradayım ve Kürt sanatçı dostlarımla bir araya geldim” dedi. Abbasi, “Ben de buraya sanat dolu bir yaşamın inşa edilmesi dileğiyle geldim. Kürtlerin kimlik mücadelesi vermeden özgür bir şekilde kendi kültürüne ait barış dolu sanat icra etmesini diliyorum. Herkesin mutlu olduğu, özgürce sevebildiği ve sanat yaptığı bir dünya diliyorum” diye belirtti.
Rojavalı kadınları kutluyorum
Abbasi, “Bir kadın olarak Ortadoğu’nun kaderini olumlu yönde değiştiren Rojava Kadın Devrimi’ni yakından takip ediyorum. Ruhum onlarla beraber. Orada kadınlar sanatı ve direnişi bir arada gerçekleştiriyor. Onları kutluyorum” ifadesinde bulundu. IŞİD’in Rojava Devrimi’ne karşı gerçekleştirdiği katliamlara da değinen Yelda, “IŞİD’in Rojava halkına yaptığı eziyet, yakın bir zamanda kadınların ve gençlerin gücüyle son bulacaktır. Sadece Rojava Kürtleri için söylemiyorum, tüm Kürt halkı için barış istiyorum. Gönlümüz artık savaş istemiyor. Bir gün dört parça Kürdistan’ın bir olduğu bir zamanda tekrar sahne almayı diliyorum” diye konuştu.
Kadınlar sanatına bağlı
Yaklaşık 16 yıldır sanatla uğraştığını söyleyen Abbasi’nin annesi ses sanatçısı Rola Esmeryan Türkçe, Kürtçe, Farsça gibi daha birçok dilden ezgileri seslendirdiğini belirtti. Esmeryan, “Kürtlerin kabinin attığı Diyarbakır’da Horasanlıları temsil etmek beni çok heyecanlandırdı. Biz bugün Horasan kadınlarını sanatımızla temsil ediyoruz. Horasanlı kadınları gelenek, görenek ve sanatlarına bağlıdırlar. Biz de bu geleneği sanatımızla yaşatmaya devam ediyoruz” dedi. Horasanlı Kürtlerin kimliklerini koruma noktasındaki ısrarcı duruşunun olduğunu söyleyen Esmeryan, “Doğu Kürdistan kadınlarının sanatı korumaktaki rolleri büyüktür” ifadelerini kullandı.
Sponsor Reklamlar
__________________ Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates
HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.
IŞİD - Suriye - Rakka - Recm -
Suriye’de zina yaptığı gerkeçesiyle bir kadın yüzlerce kişinin önünde IŞİD militanları tarafından taşlanarak öldürüldü
El Arabiya’nın haberine göre, IŞİD’in elinde bulunan Suriye’nin kuzeyindeki Rakka kentinde Feddah Ahmed adlı bir kadın zina yaptığı gerekçesiyle suçlu bulunarak recm cezasına çarptırıldı. Başına siyah bir örtü geçirilmiş olarak Rakka Belediye binası önündeki parka getirilen kadın daha önceden kazılan çukurda yarı beline kadar toprağa gömüldü. Ardından bir IŞİD militanı yüzlerce kişinin bulunduğu kalabalığa kadının taşlanarak ölüme mahkum edildiğini bildiren kararı okudu.
Kararı okuyan militan meydana yığılan taş yığınını göstererek kadının taşlanmasını istedi. Bir görgü tanığına göre kalabalıkta bulunanlar taşlamaya yanaşmayınca taşlama işini çoğu yabancı IŞİD militanları gerçekleştirdi. Rakka’daki recm ile birlikte Suriye’de son 24 saatte iki kişi taşlanarak cezaları infaz edilmiş oldu. Önceki gün de Suriye’nin Tebke kasabasında Shamseh Abdullah adlı bir kadın evlilik dışı ilişkiyle suçlanarak aynı biçimde öldürülmüştü. (DHA)
Suriye’de yaşanan iç savaş nedeni ile ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan Suriyelilerin 250 bininin göç ettiği Riha’da (Urfa) Suriyeli kadınlar, Türkiye’nin birçok yerinde yaşadığı benzer durumları yaşıyor. Hem barınma, açlık, işsizlik gibi sorunlar hem de erkek egemen zihniyetle mücadele etmek zorunda kalıyor. İş imkanlarının olmaması ve yaşam koşulları nedeni ile Riha’da ya kuma olarak evlere getiriliyor ya da fuhuşa zorlanıyor. Urfa Barosu Kadın Hakları Danışma Merkezi verilerine göre, 2013 yılında 80 Suriyeli kadın kuma olarak evlere getirilirken, gerçek rakamın bunun çok üzerinde olduğu belirtiliyor. Kuma olaylarının arttığı Riha’da hem kuma gelenler hem de üstüne kuma getirilenler intihara teşebbüs ediyor.
Kuma tehdidiyle terbiye!
Savaş hallerinin en çok kadınları yaraladığına dikkat çeken Wêranşar (Viranşehir) Belediyesi’ne bağlı Berjin Amara Kadın Dayanışma Evi Sosyoloğu Nihal Açar, erkeklerin Suriyeli kadınların mağduriyetini bir tehdit mekanizması olarak kullandığına dikkat çekti ve Rihalı kadınların ‘Suriyeli Kuma’ getirilmesi korkusu ile “Terbiye” edilmek istendiğini söyledi. Suriyeli kadınların kendilerine yönelik bir iş imkânı olmadığı için fuhuşa zorlandığını dile getiren Açar, “Tek çare olarak fuhuşu gördükleri de oluyor. Bazı kadınlar ise ikinci veya üçüncü eş olarak da alınabiliyor. Resmi nikâhlı erkek, imam nikâhı ile bir Suriyeli kadını evine getirip, onu ve eşini mağdur edebiliyor. Bu yüzden Urfalı kadınlarda da kuma korkusu yaşanmaya başladı. 6 ay önce Wêranşarlı (Viranşehir) bir kadın, evinde misafir ettiği Suriyeli ailenin 17 yaşındaki kızıyla kocasının gizlice evlendiğini öğrenince yedinci kattan atlayarak intihar etti. Fatma Aydın, aslında kumalık sistemine, bu şekilde metalaştırılmasına, kadınların yok sayılmasına isyan etti” dedi. Açar, çözüm önerilerini de şöyle sıraladı: “Toplumsal huzurun sağlanması için Suriyeli kadınların yaşadıkları bu mağduriyetin giderilmesi gerekiyor. Ev ve iş bulma konularında yardım sağlanması şart.”
RIHA / DİHA
Güncellenme : 24.08.2014 02:40
IŞİD çetesinin Şengal katliamından kurtulan Êzidîlerin yaşadıkları trajedi, tüyler ürpertici detaylar içeriyor. Katliamdan kurtulan Kasım Koroilyas, ‘Bazı anneler çocukları susuzluktan ölmesin diye parmaklarını kesip kanlarını içirdi’ dedi
İNSANLIĞIN FERMANI
IŞİD çetelerinin Şengal işgalinden sağ kurtulanların anlattıkları, Êzidî Kürtlerin nasıl bir dehşetle karşılaştıklarını gözler önüne seriyor. Günlerce aç susuz kalarak Wêranşar’a ulaşan Êzidî yurttaşlardan Kasım Koroilyas, “Her şeyimizi, kadınlarımızı, çocuklarımızı, hayatımızı aldılar” dedi.
HAYAT VEREN KAN
Koroilyas, “Anneler, açlıktan ve susuzluktan ölmesin diye parmaklarını kesip o kan ile çocuklarını besledi” dedi. 27 yaşındaki engelli oğlunu geride bırakmanın acısını yaşayan Leyli Hasan ise, “Oğluma 27 yıl baktım. Ama IŞİD gelince onu kurtaramadım, bırakmak zorunda kaldım” dedi.
Parmaklarını kesip çocuklarını beslediler
IŞİD çetelerinin Şengal’i işgal etmesiyle birlikte canlarını kurtarmak için yurtlarını terk etmek zorunda kalan Êzidîlerin trajedisinin her geçen gün yeni detayları ortaya çıkıyor. 820 Êzidî’nin geldiği Riha’nın (Urfa) Wêranşar (Viranşehir) ilçesine bağlı Bozca, Burç, Kerme ve Gede (Dinçkök) köylerine yerleşen Êzidî yurttaşların anlattıkları kan donduruyor.
Kanlarıyla can verdiler
Şengal’in Borik Köyü’nden gelen Kasım Koroilyas, dağlardan çıkarak sınıra gelmeye çalışırken bazı kadınların çocukları ölmesin diye parmaklarını kesip o kanı çocuklarına içirdiklerini söyledi. Koroilyas, “Dağlara kaçtık. Kadınlarımızı, çocuklarımızı alıp götürdüler. Evlerde ne altın varsa hepsini kendilerine aldılar. Biz bu zulümlerden kaçarken, yolda ne su vardı ne de yiyecek. Bazı çocuklar susuzluktan öldü. Bazı çocuklar ise açlıktan ve susuzluktan ölmesin diye anneleri parmaklarını kesip o kan ile çocuklarını hayata döndürmeye çalıştı” dedi.
Dağdan inenler yardım etti
Şengal’in Xanesor Köyü’nde yaşarken IŞİD’in Şengal’e girdiği ilk günlerde köyünden çıkmak zorunda kalan Baran Misto (57), gelini ve çocuklarıyla birlikte Gede Köyü’nde okulda kalmaya başladı. Misto, “Biz kendimizi kurtardık, kız kardeşimin 3 kızı 1 oğlu ve eşi katledildi. Dağlardan günlerce yol yürüyerek, ayaklarımız şişmiş bir halde buraya ulaştık. Dağdan inenlerin bize çok yardımı oldu” diye kaydetti. Eşinin Şengal’de çetelere karşı savaştığını söyleyen ve kendisinin de 2 günlük isimsiz bebeği ve diğer 4 çocuğuyla günlerce yürüyerek Kuzey’e geldiğini söyleyen 37 yaşındaki Melike Haci ise evinden çıktıktan 2 gün sonra evinin IŞİD tarafından havaya uçurulduğunu söyledi. Haci, “Doğum yaptıktan 2 gün sonra köyümüze girdiler. 2 günlük bebeğimi ve çocuklarımı alarak köyden çıkmak zorunda kaldım. Her şeyimizi orada bıraktık. Çocuklarımızla birlikte önce dağlara gittik. Daha sonra onca yolu yürüyerek kurtulmaya çalıştık. Eşim orada IŞİD’e karşı savaşmak için kaldı” diye konuştu.
Oğlumu bırakmak zorunda kaldım
Yaşananların Êzidîlerin 73’üncü fermanı olduğunu söyleyen 55 yaşındaki Leyli Hasan da, “Küçük çocuklarımızı bile yürütmek zorunda kaldık. Ayaklarımız şişti yürümekten, bazı çocuklar yollarda öldü. Biz YPG ve HPG’nin yardımıyla kurtulup Rojava’ya geçtik. Rojava’dan da buraya akrabalarımızın yanına geldik” dedi. 27 Yaşında bedensel engelli oğlunu kurtaramamanın ve geride bırakmanın acısını yaşayan Leyli Hasan, “Oğluma 27 yıl baktım. Ama IŞİD köyümüze girince onu kurtaramadım. Arkamda bırakıp gelmek zorunda kaldım” diye kaydetti.
Sponsor Reklamlar
__________________ Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates
HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.
CHP’li kadınlardan Kılıçdaroğlu’na açık mektup…
Kırmızı Haber | 26 Ağustos 2014 | Alt Manşet, Gündem, Manşet, Siyaset, Üst Haberler CHP’li kadınlar: “Sürekli kaybetmekten yorulduk”
Ankara’da aralarında il ve ilçe yöneticisi ve delegesi de olan 20’ye yakın CHP’li kadın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na açık bir mektup yazarak “Sadece seçim dönemlerinde ortaya çıkan suskun ve konuşmayan kadın milletvekilleri” değil, CHP’nin “kadının sorunlarına söyleyecek sözü, çözecek yüreği olan kadınlara ihtiyacı vardır; artık suskun kadın ya da erkekleşmiş kadınlar dönemi sona ermelidir” dedi.
“Bizler sokaktan gelen, mücadele edecek, AKP’nin bizden çaldığı değerleri geri söküp alacak dayanışmayı ve vicdanı yeniden diriltecek, aidiyet duygusunu hissettirecek temsilciler istiyoruz” diyen CHP’li kadınlar kadın yönetici ve milletvekili belirlemede “liyakata dayanmayan eş-ahbap-dost veya ünlü birisi gibi bizleri yansıtmayan, dayatılan tercihler dönemi de artık sona ermelidir” dediler…
Ankaralı CHP’li kadın aktivistlerin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yazdıkları açık mektubun tamamı şöyle:
CHP GENEL BAŞKANI SAYIN KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA,
Bizler yıllardan beri CHP’ne ümit bağlamış, ancak umudunu ve heyecanını yitirmek üzere olan kadınlarız.
Sayın Genel Başkanım; Sürekli kaybetmekten yorulduk!
Biz bir araya geldik, çünkü bizim de bu süreçte vicdani sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. Sizin de her fırsatta “ben iktidar yürüyüşüne kadınlarla birlikte çıkacağım” söyleminizden güç alarak, düşüncelerimizi kaleme aldık. Dikkate alacağınıza inanıyoruz.
Partinin karar mekanizmalarında görev alacak kadınlarımızın sadece kadın olmaları yetmez, vicdanlı kadınları, anne olsun olmasın, anne duyarlılığı olan kadınları kastediyoruz.
Evet, bizim meclisimizde de, dünyanın çeşitli meclislerinde de, erkekler gibi şiddeti öne çıkaran ve erkek egemen kültürün söylemleriyle acımasızlaşan ve kadın vicdanına ihanet eden kadınların sorunları çözemediğine tanıklık ettik. Bir-kaç istisna dışında…
Sadece seçim dönemlerinde ortaya çıkan suskun, konuşmayan kadın milletvekilleri her gün kadına ve çocuğa işlenen taciz ve tecavüze karşı, töre cinayetlerine karşı, kadının yoksulluğu, sefaleti, toplumsal dışlanmalarına ve çaresizliğine karşı bir araya gelemiyen sessiz, suskun kadınlar olunca bir anlam ifade etmiyor.
Türkiye’nin kadının sorunlarına söyleyecek sözü, çözecek yüreği olan kadınlara ihtiyacı vardır; çünkü suskun kadın ya da erkekleşmiş kadınlar dönemi sona ermeli…
Meclis toplumsal vicdanı öne çıkaracak kadınlarla buluşmalıdır.
Çalışmayan Taşra örgütlerinden tutun, il örgütlerine kadar başarısız olanlar yenilenmeli. Bundan da korkmamalı…
Bir lider tek başına partinin yükünü taşıyamaz, yükü paylaşacaklar örgütlerdir, kollardır. Görünen yüz onlardır, halk oy vermek için güven ve güç ister, bunu da gerçekleştirmesi gereken örgütlerdir.
Bizler sokaktan gelen, mücadele edecek, AKP’nin bizden çaldığı değerleri geri söküp alacak dayanışmayı ve vicdanı yeniden diriltecek, aidiyet duygusunu hissettirecek temsilciler istiyoruz. Liyakata dayanmayan eş-ahbap-dost veya ünlü birisi gibi bizleri yansıtmayan, dayatılan tercihler olmamalı. Mustafa Kemal Atatürk’ün bize vermiş olduğu haklara en iyi sahip çıkan tek parti CHP’dir. O zaman biz de hakkımızı istiyoruz.
Biz artık iktidar yürüyüşünü başlatacak kadınlarımızla beklemeden başlatmak istiyoruz. Bizlerin düşüncelerini dikkate almanız dileği ile Sevgi ve Saygılarımızı sunuyoruz.
Ana Sayfa Kadın HDK’den dayanışma ve yardım çadırı
ANKARA
Güncellenme : 26.08.2014 07:20 IŞİD çetesinin katliamına uğrayan Êzidî ve Türkmen halkları ile dayanışmak için HDK Ankara İl Kadın Meclisi, Konur Sokakta yardım çadırı açtı. “Êzidî ve Türkmen halkına elini uzat” dövizlerinin asılı olduğu çadırda kadınlar süs eşyaları, giyecekler ve evlerinde yaptıkları yemekleri satışa çıkardı. Yurttaşların yoğun ilgisiyle karşılaşan kadınlar, her hafta sonu yardım çadırını açacaklarını söyledi. Kadınların açtığı yardım çadırı hafta sonu tüm gün boyunca açık kalacak.
Sponsor Reklamlar
__________________ Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates
HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.