Sponsor Reklamlar


Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen Sun's Son

 
Seçenekler
Alt 29.08.12   #1
Sun's Son
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Nov 2011
Nereden: Halep
Mesajlar: 333
Rep Puani : 10
Standart Fuzuli'de İki'den Bir'e (2)- Cavit Mürtezaoğlu


Sekizinci konu:Gam ve nişat ikilisi:

Ehli irfandır cihan keyfiyetin tahkik eden
Kim nişattan bulunurr yüz gam,gaminden yüz nişat

Bir fi’le çözüm bulunmadık zaman,insan için yüz veren bir haldır gam.bu duygu herkesin başına gelmiştir.Bir şeyi elde edemezsin ve ya kaybedersin veya çözüm bulamazsın, onda mahzun olup ve kederlenirsin. Aslında gamla umut arasında, güçlü bir irtibat vardır. Umut gamın aşısı sayılabilir. aşıdan öte umut, tedavi edecek bir güce sahiptir. Onun içindir ki Kuran,”allahı sevenler mahzun olamazlar” imasında bulunuyor. Desek ki “umut, Allahın bir ismidir” yanılmayız. Umut, insanın içinden, gamı çıkarmaya ikna etmek için, en yakın arkadaşı olan, nişat”ı, sahnaye davet ediyor. nişat, aktivasyon, mantıklı mutluluk, ferahlık ve beyinin defregmentidir.

Şimdi umudun olduğu yerde, hareket ve tahkik vardır. Hareket varise, bilgi ve irfanda var. Bunlarda varise, umud köprüsünün sağ ve solundaki gam ve nişat diyarına mükerrer yolculukta olacaktır. Yine okuyalım:

Ehli irfandır cihan keyfiyetin tahkik eden
Kim nişattan bulunur yüz gam,gaminden yüz nişat.


Dokuzuncu konu:Küfr ve iman ikilisi:

Her bir insan düşündüğü zaman, bir fikir ortaya çıkabiliyor. İnsanlar, iki amaçla, bir mevzuya bakabilirler.

1.amaç, hakikatın ortaya çıkmasıdır.(hatta eğer bu hakikat kendini ve düşüncesini ve hatta hayat tarzını nefy ve inkâr etse de. )

2.amaç, ortaya çıkan fikir, çıkarlarını garanti etmelidir.(her bir düşünceyi, olayı ve hareketi, kendi çıkarlarıyla ölçüyor. yani inancı, çıkarlar üzerine kuruluyor. Küfürde budur.

İnançta, ahlak sınırları olduğu için, ahlak sınırları, kâfirlerin sınırsız dünyalarına aykırı geliyor. Muhammed habibullahın, sloganında var: “ben ancak ahlak seviyesini yükseltmek için gönderildim”.yani risaletinin ve amacının; siyaset, hakimiyyet, saldırı, intikam ve bu gibi şeyler değil, ahlak olduğunu vurguluyor. İrfan dünyasında, yarin yanında olmak(liga) ve yarin küyinde olmak,(yarın, düşünce atmosferinde olmak demektir.)

Müslümanlık bahane değil, teslim olmakdısa, yarsız bir keyf alanı olan cennete inanmak, küfr sayılır. Çünkü maddi insanlara göre, amac hedef değil, mukafatlı yaşam biçimidir. fezl sahibi buyurur:

Yar köyünde müsülmanlar ger olsaydı yerim
Kafirem ger rövzeyi,rizvane eylersem heves

Bazı beyitlerinde görüyoruz ki, büyük Fuzuli, taşlaşmış düşünceleri ve insanları görüpde, gerçek bir dünyanın arzusunu ederek, imana gelmiştir. Çünkü her bir ütopyada eğer adalet ve sevgi varsa, Fuzüli’nin cananını da bir türlü orda görebilir:

Kâfir ki değil müterifi nari cehennem
İmane gelir ateşi hicranını görcek

Yine Bâtınilik ve Fuzuli dünyasındaki ütopyayı burada da göre biliriz:

Girip meyhaneye müğ meşribile kimki xu eyler
Olup mümin behişte, kafirem ger arzu eyler

Asıl serbestlik ve demokraside budur. Hakkı her yerde görmek. Yani uzlaşmak dersidir bu beyt. Kardeşlik ve tahammül gücüdür. Şekilciliktense sevgiyi aramaktır. herkes siyah olsun değil, renkli bir bahçenin arzusudur.dil değil kulağı açmak programıdır.her kesi akıllı görmek ve kibirden uzaklaşma zeminidir. fakat bir acı gerçekki, fuzüli 450 sene önce yaşayan biri olarak bunları düşünüp, inanıp ve yaşamıştır ama hala hakimiyetler başında olan bazı insanlar anlamak ve uygulamakta zorluk çekiyorlar.

Bu diktatör hâkimlerin mantık ve bahanelerinden bunları saymak mümkündür:

—düşman var
—öldürmesek, üldürürler
—oyuna gelmeyelim
—başka eller var
—casuslar korkusu
—zen ve şüpheler ve sağlam programın olmadığından dolayı insanları sevmek yerine, kontrol sistemine geçmek ve bu gibi diğer bahaneler.

ve böle oldu ki, zalim hakimiyetler, hatta din adıil, hakikat, yani azatlık ve hürriyet hakkının büstünün üstünü, bahaneler perdesiyle,örtüp ve kafir olmayı seçtiler. hürriyete nihilizm deyip ve ezdiler.



Onuncu konu:mestlik ve naseh ikilisi:


Alevilik ve tasavvuf âleminde, mestlek veya sarhoşluk, geniş anlamda, zaman ve mekânı değişen bir kuvvedir. Bu değişiklik, trans haliyle başlar ve modülasyonla devam eder.

Mestlik, mestanelik, ilhamla, görev arasındaki, köprüdür. mest olan daima hareket ve yenilikte olan bir seyyar ve canlı kitaptır. o kitapdır ki, bazen kendi yazdığından faydalanabiliyor. Ona göre de daima sabitler ve hareketi sevmeyenler, bu yolcuyu engellemeye ve yolundan vazgeçirmeğe, öğütler veriyorlar. naseh oluyorlar:

Buyurma tövbe bana ol şaraptan naseh
Ki görse onu tutar cezmi terki tövbeyi nasuh

Mestlikten tövbe edilir mi? bu tövbe hatta nasuh olsa bile,(nassu tövbesi, günaha dönmek ihtimali olmayan tövbedir)şarabın gücü o tövbeyi bozabilir. Biliyorsunuz ki şarap, ariflerin ramz rumuzunda, yar hakkında konuşulan ve komple olarak, maşukun hakkında ne varsa batini algılarla duymak imkânıdır.

Derviş, yardan konuştuğu zaman; zaman ve mekânı kaybedebiliyor. Yara ait bir şey gördüğünde, yine sermest oluyor. Bir haber, bir benzetme, bir yarın kokusuna benzeyen bir rayihe ve bu gibi şeyler, yar ile âşık arasında, aracılık yaptığı için, şarap sayılabilir. Seyir ve hal, pozisyonların farklı olduğu gibi, âşıkların dilinde mest olmak için, şarap sözü, yerini, bade, mey, şerbet ve diğer tat ve adlara verilmiştir. Şarap ve mestlik hakkında, Fuzüli’nin gazel divanında, çok cesaretli beyitler görebiliriz:

Kıldı benden refi teklifi namazi, mestlik
Saldı ancak neşeyi cami meyi golgun mene

Bence bu beyit apaçık Fuzuli’nin şeriat aşamasından çoktan uzaklaştığını ve tarik dünyasına vardığını ortaya koyuyor.namazı hedef değil bir vesile olarak gösteren Fuzuli,çok net bir şekilde,irtibat formunun klişe olmadığını vurguluyor.Tabii ki burada namaz, zikir, vird, dua,arotiv gibi konular ortaya çıkabiliyor.

Bu alternatifler aslında ruh haline uygun, irtibat için müsait pozisyonlardır. Fakat zahitler tarafından uygulanan şablonlar vasıtası ile halkı, araştırmak ve bu pozisyonları anlamaktansa taklitçilik semtine yönlendirmişler. Düşünün ki, eger bir inançlı Türk, kürt, fars, düşünebilse ki, namaz veya tüm irtibatları, kendi dili ile sağlayabilir, onda irtibat değişikliği ile beraber, birçok şeyinde değişme ihtimali söz konusu olacaktır ve bu da zahitlerin hoşuna gitmeyen bir konudur.

Bu bir hakikattir ki, çok zamanda, halk dil farklılığı yüzünden, düşünce ve tasavvurun, düğümlerini çözemiyor. Büyük bir felsefe, dil açısından, bayağı karışık hale geliyor ve insanlar çaresizlikten inamsızlığın yerine, taklitçiliği seçiyorlar.



Onbirinci konu:Raz ve rüsva ikilisi:

Bir kurum veya şahısın amacına doğru aşama varsa raz ve sırda olacaktır. İlkokul öğrencisine üniversite dersleri sır sayılabilir. Çünkü o yaştaki öğrenci, zor anlamları, anlamak yeteneğine sahip değildir. Anlamak için, zaman önemli unsurlardan biri sayılır.

Sırların, zaman ve mekâna göre, hassasiyet ve önemleri değişebilir. Kullanma kılavuzunu okuyup, tecrübe etmeden, hiç bir tehlikeli makineyi, birinin eline vermezler. Tarihte, ele bu sırlar yüzünden, aleviler mum söndürme ve çoklu iftiralara maruz kalmışlar. “ser dehem sır nedehem” prensibine giren düşünürler, atom gücünün kültürünü öğrenmeden, cahil eline vermektense, susup, canlarını feda etmeğe hazır olmuşlar. Fuzuli’de bunu öneriyor:

Razi aşkın saklarım elden nihan ey servnaz
Gitse başım şem’ tek, mümkün değil ifşai raz

Ve ya:

Razi deruni eşiğe salmak reva değil
Budur günahı kim asılır müttesil ceres

Bu beyt bana şirazlı hafızın gazalin hatırlattı kim:

Goft an yar kezu geşt sere dar bolend
Cormeş inbud ke esrar hoveyda mikerd

Ama bazi anlarda var ki, bıçak kimiğe dayanır:

Razi aşkın halktan kılmak nihan mümkün değil
Aşığın ol vechden alemde rüsvadır senin

Artık tepki zamanı başlıyor. Zahitler işe başlıyorlar. İnanıyorlar ki artık bu adam kırmızıçizgiyi geçti. Bu durumda, bildiğimiz o meşhur prensip ortaya çıkıyor. Ya bize katıl -ya git –ya da öl.



Onikinci konu:karar ve semah ikilisi:

İran Alevileri(ehli haklar)’’ın 500 senelik el yazmalarında, karar ve maddi dünyayı ihate eden, felek hakkında ilginç açıklamalar vardır.

Felek, hakkın emriyle, bir inci olmuş ve hak onun içine girip çıktığı an, inci patlamış ve tüm kâinat yaranmıştır. Büyük patlayış yani bigbang. Gören Fuzuli’de o dem hakında, böyle buyurmuş:

Felek hem ol gece bulmuş sefa ki sufi tek
Gerar tutmayıp olmuş o bezmde rekkas

Doğru bir tespit. tanrının kutsadığı bu kainat, her saniye harekettedir. Bu hareketin bir düzeni olduğu için, Fuzuli onu sema düzeniyle, kıyaslandırıp ve değerlendirir.

Semah, semaha kavuşmak içindir. Sema yani asuman ve gök, sonsuzluk içinde, sonu simgeliyor. Seyyar, semaha ve hakka kavuşandan sonra devam ve istimrarın peşindedir. Burada sefa sözünün anlamını, düzen ve her şeyin, ferahla yerinde olma modu desek, bence yanılmayız. madde medde olduğu için hareket payı azdır ve bu az olma payı; onun sakin görünmesine bir haklı nedendir. Ama bu karar, sukun ve sabitliği, hareket aşığımı diyelim mi? büyüme aşığımı veya oyun aşığımı diyelim mi?

Bu hem enerji ve hem meddenin tetikçisi, itici gücüyle, konfeyekun duygusunu harekete geçirmiştir. Bu tetikçi, esrarengiz, heyecan verici ve en önemli olan, düzenle hayret verici bir improvize yapmıştır.



Onüçüncü konu:fegr ve seltenet ikilisi:

Burada Fuzuli; sultanlıktan, ruhani ve batini anlamda değil,tam real bir şahlık ve hükümranlıktan bahsediyor.

İkisinden birini seçmek zorunda kalsaydı, kesinlikle Fuzuli’nin seçtiği, fegr ve yoksulluk olurdu. Bir yoksulun derdi yalnız yoksulluk ve fakirliktir. Ama bir sultan ve padişahın derdi, adaletsizliği ve günahları da, şahlık kadar büyük olmasıdır. Fuzuli’nin gözünde, ruhani olmayan adil padişah yoktur. Onun örneği, Şah Hatayıdır. Fuzuli’nin kıyasladığı zaman, hangi bir padişah vardı ki aynı zamanda ülke ve gönüller padişahı olsun. Fuzuli, fakir olup da hakkın kapısında kul olmayı öyle bir ruhsuz padişahlığa tercih ediyor:

Gör ganimet fegr mülkünde gedalık şivesin
İtibari menseb o dergahi sultanı unut

Çekme alem geydini ey ser bülendi fegr olan
Seltenet tahtına erdin bendü zindanı unut

Ve ya:

Çekme tahtü tac geydin,biseropalıkda gör
Kim ayağa bend’dir tahto bela’dır başe taç

Buradaki biseropalık, serseri anlamında değil, başsız ve ayaksız anlamındadır. O tahtı ayağa ve tacı başına büyük bir bağlılık hesap ediyor. Neden? Çünkü o,maneviyatsız bir siyaseti, tek yön bir cadde hesap ediyor. Bir sistem kurulmuş ve bu kuruluşta başta gelen konu adaletsizliktir. Bu padişah öbürünü ve evladını hâkimiyet için zalimcesine öldürür. Hak ve adalet kuralları değil kendinin fani akılına geldiği kurallarla, hükümranlık sürdürmek istiyor. bir millet bir bireysel düşüncenin zulmü altında yaşamak zorunda kalıyor ve buradadır ki millet, millet anlamını kaybediyor ve tüm renkli gerçekler, bir fikrin hakimiyetine kurban gidiyor ve lailahe illahu,bir boyanın altında bir renk olmaya mecbur kalıyor.

Ey fuzuli sureti fegrin kabuli dosttur
Hiç dervişi senin tek görmedim sultan pesend

Gel ey rahati canan esbabi cem’in kılma nadanlık
Terigi fegr tut kim fegrimiş alemde sultanlık


Ondördüncü konu:Vesl ve hicran ikilisi:

Vesl kadrin bilmedim firget belasın çekmeden
Zülmeti hicr etti çok müphem işi rövşen bana

Sanki âdemin olayını da hatırlatıyor bu beyit insana. Hani ata baba sözü var ya: balık sudan çıkarsa, suyun, farkına varır. Burada da dünyanın aldatıcı yönleri çok olduğu için, çok insan o aldatmacaların tuzağına düşüyor.

bir gün birisi şeytanı takip ediyormuş, görür ki şeytan bazı insanlara bir şeyler verir ve onlara bu verdiğinin karşılığında, boynuna bir boyunduruk ve tasma geçirir ve peşinde gezdirir. Fakat alan razı veren razı. takipci görür ki insanlar her ne istiyorlarsa, araba,para,şöhret ve...şeytan hemen veriyor.şeytana yaklaşıp ve kendine de bir tasma istiyor ve şeytan şöyle cevaplıyor ki:sana tasma lazım değil çünkü sen zaten benimle dolaşıyorsun.

İşte budur dünya işinin hikâyesi. Şimdi bu tuzakları fark eden ve mücadele eden insan, afiyet küncünün ne kadar güzel olduğunun farkına varıyor.

men ol sehrayi vahşet manzil etmem afiyet küncün
esiri dami zülmet olmazam çün talibi nurem.

Yine fuzüli divanında, bu iki mevzuya raslanıyoruz:

Şefayi vesl gedrin hicrile bimar olandan sor
Zülali zevk şevkin teşneyi didar olandan sor

Yine Fuzuli’nin yüzü maşuka doğrudur. Onsuz onu hiç bir görüşme ve tanışma ve dostluk, tatmin etmiyor. O zevkin şeffaf şevkini, yalnız maşukta görüyor. O insanların aşksız irtibatlarından bıkmış ve usanmış. O öyle bir görüşün susuzluğunu yaşıyor ki, o görüşte, geydiyyat ve hasarlar olmasın.

Halka hublardan vüsali rahat efzadır garez
Aşığa ancak tasarrufsüz temaşadır gerez

Fuzuli, burada, vüsal ve kavuşma arzusunun niyetinden söz açmıştır. Onun dünyasında, maşuku sevmek, yalnız kâmına varmak ve bir keyfi elde etmek değildir. O sevgilisinin güzelliğine temennasız seyretmek erdemine sahip bir candır. Onun sevgisi, ne vüsalın rahatlığı ve nede keyif içindir. Diğer taraftan, ne de ayrılığın ıstırap ve azabı içindir. o üçüncü halet için yaşıyor, onun sevgilisi sevilmeye değer. Ona göre de, hakiki hayatı, onun vüsaline bağlıyor ve o pak olan tanrıyı, ölüm ve hayatı yaratan sayıyor.

Vaslin bana hayat verir,fırkatın mümat
Süphani haliki halikel moti vel hayat


Onbeşinci konu:Var ve yok ikilisi:

Hayatın iç içe olan iki önemli unsurları, var ve yok olan, iki türlü algılanmaktadır:

1-madde ve enerjiyi var eden var.
2-medde ve enerjinin varlığı.

yokda bir var olarak, böyle algılanır:

1-var olmayan yok.
2-var eden yokluk.

Fuzuli’de,yokluk,perde arkası,yani batin anlamına geliyor:

Varımı fikri dehanile yok ettim kim kaza
Öyle emr etmiş bana yoktan beni var eyle geç

Fuzuli alın yazısını,yarın sırrı dehanının fikriyle,yanı o şifreleri keşfetmekle,hayatında pratik olarak zahir ve aşikar etmelidir.buradaki var ikinci dereceli vardır.halkın gözündeki varı,Fuzuli hayatında ve hayat tarzında yok etmeli ki,yok sayılan var,hayatında var olsun.karışık görünse de aslında çok basittir.fakat bu unsurları büyük patlayıştan

Önce ve sonra ele aldığımızda ilginç mevzular ortaya çıkıyor ki, burada onların açıklamasına mecalimiz var içinde yoktur. Bir başka yerde üstat Fuzuli, var ve yok mevzusuna, böyle bakmış:

Var fikrin, yok gamin çekmek nedir? bir cam ile

Bihaber kıl kim bana bir ola yokluk, varlık

Var ve yok mevzusunu tam idrak etmek için, Fuzuli’nin önerisi yine, sarhoşluk ve ondan elde ettiğimiz, trans ve modülasyon imkânıdır. Yersiz değilki, habersiz sözünü cami şarap önünde kullanmıştır.

Baka mülkün dilersen varını yok eyle dünya tek
Etek çek gördüğün aftabi alemara tek

Güneş gurub edip battığında, dünyaya göz yumup tablosunu canlandıran Fuzuli, yine var ve yoku, baki ve fanilikle bir yerde kullanmış. Bu mevzuda var ve yok bahsimizde olan, ikinci dereceli mevzudur ve batin, zahirin önündedir.

Onaltıncı konu:Yar ve ağyar ikilisi:

Yar kelimesi, türk sözüdür. Yarım demek, bir benin, yarısı demektir. Eskiden de Türkler sevgililerine can ve ruh olarak yar demişler ve bu adalet,sevgi ve ortaklığın,en yüksek seviyesidir:

Yarı eğyar ile görmek aşığa düşvar olur
Böyle görmekten esir_i dag_i hicran olsa iyi

Fuzuli’nin tüm şiir, kaside ve gazellerinde, apaçık malumdur ki Fuzuli’deki maşuk, sevgili, dost, dilber, dildar, yar ve benzer eş anlamlı terimler, onun inandığı hak yani, allahdır. Onun bakış açısı tanrıya, zamanında ve hatta şimdiki, zahiri dincilerden çok farklıdır. o leyli ve mecnun gazellerinde, leylinin babası ve iş birlikçisi olan, zahit şeyhi, mezemmet ediyor.o leylini onların yanında ve daha doğrusu onların esaretinde gördüğünde, sonuçlarından dolayı,o kadar üzülüyor ki, ayrılık ve hicranı kendi ve maşuku arasında bile olsa tercih ediyor.

Yar hakkında, hem Fuzuli’de, hem diğer sufi ve ariflerde, bolbol görünür ve bu konu bir bedihi konu olduğu için, fazla örnek vermek, zaman kaybına neden olur.



Onyedinci konu:Zahit ve meyhane ikilisi:


Zöhd sözünün Arapça anlamı, perhiz ve takva demektir. zahit zöhdün fail ismi olarak, perhiz eden ve ehli takvadır. Aslında buraya kadar Fuzuli’nin zahitle bir sorunu yok, fakat zahit sözü, tarih sürecinde, mahiyetini kaybeden sözlerden olduğu için, Fuzuli içi boş şekili, eleştirmeye başlıyor.

O zamanki sabir “nerde müsülman görürem korkuram”diyor, amacı yalancı ve şekilci ve maskeli, inançsız insanlardır ki, takva ve müsülmanlık kalıbı içinde, kendi amaçlarını yürütüyorlar. Mesele burada zahidin aşırı dinci olupta, muhalefet ettiği söz konusu değildir. Mesele zahidin iftiralar, töhmetler ve binlerce taktikle doğru ve dürüst yolu, sıratı, toz ve dumanla gizletmesidir. Yoksa hakiki bir zahitin, bilgisi az olduğunda, onu bilgilendirip ve aydınlattığın zaman, inadı bırakıp ve uzlaşabilir. Hani derler ya yatan bir kişiyi,uyandırmak olur, kendini uyumuş gibi gösteren kişiyi,asla. Neden? Çünkü uyanmak istemiyor. Mesele yine çıkarlardır. Bakalım üstat Fuzuli’nin buyruğuna:

Zahit ve ehli meyhane:

Zahit sual ederse ki meyden nedir murat
Bizde sefadır onda keduret cevab ona

Bu ikinin bir farkı da:toplandıkları yer ayrı tavanın altında olmasıdır.Meyhane ehli, zahidin tersine, oranlar tavanı altında, bir olan noktaya ulaşmağa uğraşır. Meyhane ehli ise çıkarları için, bu budur ve mutlakıyetçi değildir. O bilir ki, mutlakıyetçilik, önce diktatörlüğü armağan getirir ve sonra halkı, inançtan usandırır. O zalim şekli olan paranın, diğer yüzüdür. Zahit, sefa nedir anlamaz ve ona hâkimiyetini sürdürmek için, tabii ki, keduret, karanlık ve sefasız bir ortam lazımdır.

Ey esiri dami gam bir guşeyi meyhane tut
Tutma zühhadın muhalif pendini peymene tut

Fuzüli yine önerilerdedir. O savaşçı bir şairdir. O düşüncesini, maharetle nezme çekendir. Daima uyarıda olan Fuzuli, “allahı seven mahzun olamaz” ayetini böyle süslemiş ve inançlı birine kederle dolu yerler değil, hakiki cem evleri gibi zevk ve sefa mekânına davet etmekdedir. Yine bir başka yerde yüzünü tutmuş hilekâr zahide ve böyle feryat edirki:

Müvehhidlere kılma inkâr zahit
Meyi vehdeti sanma ümmül hebais

Vahdet sözü geldiğinde, fuzüli öyle bir meyden bahsediyor ki, içen bir akil, mest olupta, rakamlarda saklanan, gizemli birin kuyine doğru, tuttuğu yola, devam desin. O öyle bir meydir ki onda hainlik ve kötülük yoktur. O abi kevserdir; canla bedeni, vahitleştirip ve bir nokta yapıyor.

Sorma zühade fuzuli, rahü resmin aşkın
Ne bilirler revişi ehli xired,nadanlar

Zühdden geçmez fuzuli,eylemez terki riya
Pend çok verdim eşitmez,arsızdır arsız


Ey fuzuli,zahid er davay_i akıl eyler ne sud?
Nefy_i zog_i aşkdır,cehline eyni etiraf

Maruzemi, bu cümle ile son veriyorum. Hüseyin gazi kültür derneği ve vakfına şükranlarımı sunarak, umarım hepimiz, hak âşıkları gibi, Fuzuli’nin gösterdiği rahü resmi aşktan çıkmayıp ve zahitler gibi,

esiri dami zülmet olmayız,çün talibi nuruz. amin

Haziran 2009

“Cavit murtezaoğlu”
Sponsor Reklamlar

muharrem bunu beğendi.

Konu Sun's Son tarafından (29.08.12 Saat 15:52 ) değiştirilmiştir.
Sun's Son isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Fuzuli tuncer yilmaz Ozanlarımız 3 03.11.12 12:42
Fuzuli'de İki'den Bir'e (1) - Cavit Mürtezaoğlu Sun's Son Felsefi Açılımlar 0 29.08.12 15:47
Fuzuli ve Eserleri Dede-baba Alevi Kitaplari 0 01.01.10 14:33




Totobo Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2