6- اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ
Elem tere keyfe fe'ale rabbuke bi'âd.
S. Ateş Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd (kavmin)e?
7- اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ İrame zatil'imâd.
S. Ateş Sütunlu İrem'e?
Yb O herşeyin desteğini alan (Ad’i) kökünden silip süpürdü
Kelimeler :
(ارم) E-Re-Me = bir şeyi kökünden silip süpürmek, ortadan kaldırmak
(الْعِمَاد) el-imad = herkesin desteğini almış olan, yönetici/reis, dayanak
8- اَلَّتٖى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى الْبِلَادِ Elleti lem yuhlak misluha filbilad.
S. Ateş Ki ülkeler arasında onun eşi yaratılmamıştı.
Yb Ülkelerde benzeri yapılmamış/inşa edilmemiş/yaratılmamış ve herkesin desteğini almış olan Ad’ı Rabbinin nasıl kökünden silip süpürdüğünü görmedin mi?
Kelimeler :
Âd kavmi, siyasî, ekonomik açıdan büyük bir güç olmuş ve İrem Bağları diye anılan, muhteşem sarayların, ihtişam ve zenginliğe ulaşmış, ancak bu denli azmış, sapmış bir kavim olup, A’râf 50–60, Şuara 123–140, Ahkâf 21–28, Kamer 18–22 ve Fussılet 13–16 sürelerde açıklanır.
• Âd’a da kardeşleri Hûd’u [gönderdik] . Dedi ki: “Ey kavmim / halkım! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka ilâh yok. Siz uydurmacılardan başka bir şey değilsiniz.” Hûd; 50.
• Her yüksek tepeye şaşılacak bir bina kurarak mı eğleniyorsunuz? Belki sonsuzlaşırız diye sanayi üreten yerler [fabrikalar] mi edinirsiniz? Yakaladığınız vakit de zorbaca mı yakaladınız? Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin.” Şuara; 128–131.
• Halkının inkârcı ileri gelenleri “Biz seni bir beyinsizliğe düşmüş görüyoruz ve kesinlikle senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz” dediler. A’râf; 66.
• Dediler ki: “Sen, yalnız Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın kulluk etmekte olduklarını terk etmemiz için mi bize geldin? Eğer doğrulardan isen hadi bize bizi tehdit ettiğini getir.” A’râf; 70.
• Dediler ki: “Ey Hûd! Bize bir açık kanıt ile gelmedin. Senin sözünle ilâhlarımızı terk edecek değiliz. Biz sana inananlar da değiliz.” Hûd; 53.
• Dediler ki: “Sen ha öğüt vermişsin, ha öğüt verenlerden olmamışsın; bizim için aynıdır. Bu, öncekilerin hayat tarzlarından başka bir şey değil. Biz azaba uğratılacaklar değiliz.” Şuara; 136–138.
• Andolsun, onlara size vermediğimiz imkân ve kudreti vermiştik. Onlar için işitme gücü, gözler ve gönüller de oluşturmuştuk. Fakat ayetlerimize karşı direndikleri zaman işitme güçleri de, gözleri de, gönülleri de kendilerine hiçbir yarar sağlamadı/kendilerinden hiçbir şeyi uzaklaştıramadı ve alaya aldıkları şey onları çepeçevre kuşatıverdi. Ahkâf; 26.
• Nihayet onu vadilerine doğru gelen geniş bir bulut halinde gördüklerinde: “Ha işte!”, dediler, “bu bize yağmur getirecek bir bulut!” Hayır, aksine o, çabuklaştırmaya çalıştığınız şeyin ta kendisi; Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eden, içinde acıklı bir azap olan rüzgâr. Sonunda o hale geldiler ki, konutlarından başka hiçbir şey görünmüyordu. Günahkârlar topluluğunu işte böyle cezalandırırız Biz. Ahkâf; 24–25.
• Allah’ın astlarından yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhlar onlara yardım etseydi ya! Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanları ve uydurup durduklarıydı. Ahkâf; 28.
• İşte bu, Rablerinin ayetlerine kafa tutan, O’nun elçilerine isyan eden ve her inatçı zorbanın emrine uyan Ad’dır. Bu dünyada ve kıyamet günü arkalarına lanet takıldı. Dikkat edin; Âd, Rablerine nankörlük etmişti. Dikkat edin, Hûd’un kavmi olan Âd geri gelmez oldu. Hûd; 59 60.
9- وَثَمُودَ الَّذٖينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ Ve semudellezîne cabussahre bilvâd.
S. Ateş Vâdi('l-Kurâ)da kayaları oya(rak evler yapa)n Semûd (kavmin)e?
Yb vadilerde kayaları kesen Semud kavmine
Kelimeler :
Semede: Suyu kıt olan, az su, kırağı, çiy. Su sarnıçları, az su bulunan çukurlar, çukur kazılıp suyun bulunamaması durumu “semd” sözcüğüyle ifade edilir. (Tacü’l-Arus, 4/373, 374 ve Lisanü’l-Arab, 1/698 HY.
Semud kavmi, kayaları kesen, oyan, şatolar yapan, az suya rağmen sarnıç vb yöntemlerle döneminin ve coğrafyasının ileri gitmiş ülkelerinden olup, yoldan çıkmaları sonucu uyarılar gönderilmiş ve azgınlıklarına devam etmiş olmaları nedeniyle helak olmuş kavimlerdendir. Semud kıssasında deve sembolüyle anlatılmak istenen Allah’ın hakkıdır, toplumun hakkıdır, yoksulun hakkıdır. Kur’ân’da A’râf sûresinin 73–79; Şuara sûresinin 141–159; Neml sûresinin 45–53; Hud sûresinin 61–68; Kamer sûresinin 23–32; Şems sûresinin 11–15; Fussılet sûresinin 17,18 ve Hakka sûresinin 4–8 sürelerinde açıklanır.
• Semûd’a da kardeşleri Salih’i [gönderdik] . Dedi ki: “Ey halkım! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka ilâh yok. Sizi yeryüzünden oluşturan ve size orada ömür geçirten O’dur. Artık O’ndan af dileyin. Sonra O’na tövbe edin. Rabbim Karib’dir [çok yakındır] ,Mucib’dir [cevap verendir] .”Dediler ki: “Ey Salih! Sen bundan önce aramızda aranan/ümit beslenen bir kişiydin. Şimdi kalkmış, atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi mi yasaklıyorsun? Gerçek şu ki, biz, bizi çağırdığın şey hakkında kafaları karıştıran bir kuşku içindeyiz.” Hûd; 61–62.
• Dediler: “Sen ve beraberindekiler yüzünden başımıza uğursuzluk geldi [Seni ve beraberindekileri uğursuzluk belirtisi sayıyoruz.] ” Dedi: “Uğursuzluk kuşunuz Allah katındadır. Daha doğrusu siz, sınanan bir halksınız.” Neml; 47.
• Bir imtihan aracı olarak kendilerine dişi deveyi göndereceğiz. Artık gözetle onları ve sabret. Suyun, aralarında bölüştürüleceğini de onlara bildir. Her su alış, içiş nöbetlidir/içilecek her miktar hazırlanmıştır. Kamer; 27–28.
• Kibre sapanlar “Biz sizin inandığınızı inkâr edenleriz” dediler. Bu arada dişi deveyi boğazladılar. Ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar: Dediler ki: “Ey Salih! Eğer Allah tarafından gönderilenlerdensen, bizi tehdit ettiğin şeyi bize getir.” A’râf; 76,77.
• Biz, onlar üzerine bir tek ses gönderdik de, ağılcının serptiği kuru ot gibi kırılıp ufalanıverdiler. Kamer; 31.
• Zulme sapmış olanları o korkunç titreşimli ses yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş hâle geliverdiler. Sanki hiç hayat sürmemişlerdi [zenginlik taslamamışlardı] . Orada. Dikkat edin! Semûd kavmi, Rablerine nankörlük etmişti. Dikkat edin, Semûd yok olup gitmiştir. Hûd; 67,68.
• İşte, onların, işledikleri zulümler yüzünden çatıları çöküp ıpıssız kalmış evleri… Hiç kuşkusuz bunda, bilen bir halk için bir âyet/gösterge vardır. Neml; 52.
10- وَفِرْعَوْنَ ذِى الْاَوْتَادِ Ve fir'avne zil'evtâd.
S. Ateş Ve kazıklar sâhibi Fir'avn'a?
Yb o kazıkların/askerlerin sahibi Firavun'a
Kelimeler :
Vetede = kazık çakmak, bir şeyi sıkıca sabitlemek evtad(çoğul) kazıklar, çadırların iplerinin bağlandığı kazıklar, reisler, askerler
Kazıklar sahibi: Arapçada eski bir bedevî terimidir. Deyimsel olarak “güçlü bir otorite” yahut “sarsılmaz, yıkılmaz bir güç”ten mecaz olarak kullanılmaktaydı. Bir bedevî çadırını ayakta tutan kazıkların sayısı, o çadırın büyüklüğüne bağlıydı. Çadırın büyüklüğü, her zaman çadır sahibinin statüsüne ve gücüne göre değişmekteydi. Bundan dolayı güçlü bir kabile reisi için çoğu zaman “sayısız direkler üstünde duran çadırın sahibi” tanımlaması yapılırdı.
78Nebe 7- وَالْجِبَالَ اَوْتَادًا Vel cibale evtada. Dağları birer kazık? âyetinde olduğu gibi yere çakılmış gibi sağlam, yüksek dağlar "kazıklar" diye nitelendirilmiş olup, onun yaptırdığı, dağlar gibi yüksek Piramitlere işarettir.
Bu kıssaların ana çizgileriyle hatırlatılması, o dönem insanların, bunlardan haberdar olduklarını gösterir. Sâffât 133-138- Lût da gönderilen elçilerdendi. Onu ve ailesini kurtardık. Yalnız (azâbda) kalacaklar arasında bulunan ihtiyar bir kadın hariç. Sonra ötekileri kırdık. Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyin ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?"
11- اَلَّذٖينَ طَغَوْا فِى الْبِلَادِ Ellezîne tağav filbilâd.
S. Ateş Bunlar ülkelerde azmışlardı.
Kelimeler :
Tagave:Tagut, put, azmak, haddi aşmak, afet,zorba,ahmak,
12-فَاَكْثَرُوا فٖيهَا الْفَسَادَ Feekseru fihelfesâd.
S. Ateş Oralarda çok kötülük etmişlerdi.
Yb fesadı/bozgunculuğu çoğaltmışlardı
Kelimeler :
Fesede: Fesat, bozulmak,
Bu tâğûtlar tuğyan etmişler, hak ve adalet sınırlarını aşmışlar, büyük bir yozlaşmaya ve çürümeye neden olmuşlardı. Zulüm, israf, zevk ve eğlenceye aşırı düşkünlükle Rabbi unutmuşlar; fesat çıkarmışlar, düzeni [ilâhî dengeyi], ahlâkı ve fikri yozlaştırmışlardı. Onun için yeryüzünde fitne ve fesat çıkaranlar, tâğûtluk edenler, azgınlık, taşkınlık ve bozgunculuk yapanlar Allah’ın görmediğini, bilmediğini, yaptıklarından gafil olduğunu, dolayısıyla da Allah’ın azabından kaçıp kurtulacaklarını sanmamalıdırlar. HY.
13- فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ Fesabbe 'aleyhim rabbuke sevta 'azâb.
S. Ateş Bu yüzden Rabbin onların üzerine azâb kırbacını çarptı.
Kelimeler :
SeveTa:Kamçı, karışık,
Ankebût 40- Hepsini günahıyla cezalandırdık: Onlardan kiminin üstüne taş yağdıran bir fırtına gönderdik, kimini korkunç ses yakaladı, kimini yere batırdık, kimini de boğduk".
42Şûra 40- وَجَزٰٶُا سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمٖينَ Ve cezau seyyietin seyyietum misluha, fe men afa ve asleha fe ecruhu alellah, innehu la yuhibbuz zalimîn. Kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükafatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.
78Nebe 26 جَزَاءً وِفَاقًا Cezaev vifaka. Yaptıklarına uygun bir ceza olarak.
14- اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ İnne rabbeke lebil mirsâd.
S. Ateş Elbette Rabbin gözetleme yerindedir (her an kullarının fiillerini gözetlemektedir).
Kelimeler :
RaSade: Rasat, gözetleme, hazırlık yapma
15- فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰیهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّٖى اَكْرَمَنِ Feemmel'insanu iza mebtelahu rabbuhu feekremehu ve na'amehu feyekulu rabbi ekramen.
S. Ateş Fakat insan öyledir; Rabbi ne zaman kendisini sınayıp ona ikrâmda bulunur, ona ni'met verirse: "Rabbim bana ikrâm etti" der.
Yb İnsana gelince, Rabbi onu her ne zaman sınayıp da kendisine değer verir/kerimleştirir ve nimetler verirse: "Rabbim beni değerli kıldı/kerimleştirdi" der.
Gerçek şudur ki insan vahiyden uzaklaşır ve aklını kullanmaz olunca “yasa” konsepti gözlerinin önünden yok olur. İyi veya kötü her olan şeyin kendilerinin ferdi veya kolektif olarak yaptıklarının bir sonucu olduğunu unuturlar. Bu gerçeği realize edemeyenler her şeyin şans eseri oluştuğunu zanneder. Bu anlamdaki bir kimsenin hayatında iyi şeyler gerçekleştiğinde bu iyi şeylerin hangi davranışlar sonucu oluştuğuna bakmadan Allah’ın koyduğu ceza yasalarının(karşılık verme yasalarının) olmadığı anlamında “Bu bana dilediğini dilediğine bağışlayan Allah’ın bağışıdır” deyip işin içinden çıkıverir. Bir insanın bir şeyi dilemesi o kişin ihtiyaçları ve arzuları ile yönlendirilen kaprisleri ve duyguları iledir. Peki hiç bir şeye muhtaç olmayan Allah’ın dilemesi bir beşerin dilemesi gibi anlaşılabilir mi? Allahın dilemesi kendi koyduğu yasalara göredir. İyilik yapan iyilik bulur kötülük yapan kötülük bulur. İyinin karşılığı iyilik kötünün karşılığı kötülüktür. YB
Kelimeler :
Enese:İnsan, anlamak, farkına varmak, gözüne çarpmak.
Beleve:İmtihan,
16- وَاَمَّا اِذَا مَا ابْتَلٰیهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّٖى اَهَانَنِ Ve emma iza mebtelahu fekadera 'aleyhi rizkahu feyekulu rabbi ehanen.
S. Ateş Ama Rabbi onu sınayıp rızkını daraltırsa: "Rabbim beni alçalttı (perişan etti)" der.
Yb Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa/ölçülendirirse: "Rabbim beni aşağıladı" der.
Diğer taraftan yaşamında kötü şeyler ortaya çıktığında yaşamı zorlaştığında da bu kötülüklere ve zorluklara sebep olan davranışlarını araştırma zahmetine katlanmadan hemencecik “hiçbir neden yokken Rabbim beni aşağıladı” deyip işin içinden çıkmaya çalışır.YB
Kelimeler :
Hevene:Kolay, basit, düşüklük, aşağılık, zillet,
Kadere:Ayarlama, takdir, daraltma,kıymet, azamet,güç, kudret, miktar, süre, tencere,
Hacc 11- İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan, ibâdet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzûra kavuşur (sevinir) ve eğer başına bir kötülük gelirse yüz üstü döner. O, dünyayı da, ahreti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan budur.
17- كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَتٖيمَ Kella bel la tukrimunelyetîm.
S. Ateş Hayır, doğrusu siz (Allah'tan ikrâm bekliyorsunuz ama kendiniz) yetime ikrâm etmiyorsunuz.
Yb Hayır… Doğrusu siz yetimi kerimleştirmiyorsunuz.
Bu tarzda düşünenler yanılgıdadır. Allah hiçbir kimseyi ne kayırır ne de aşağılar. Sizin aşağılanmanızın sebebi insana değer vermeyen-özellikle yanlız güçsüz (yetim) kişilere değer vermeyen öte yandan gücü kuvveti ve malı elinde tutanı değerli gören bir toplum anlayışı oluşturmuş olmanızdandır.YB
Kelimeler :
ikram”, üstün kılma, saygın hâle getirme demektir. Bu da eğitim vermekle, fırsat vermekle, iş imkânı vermekle mümkün olabilir. Bir başka ifade ile ikram , “aç, susuz, öğretimsiz, eğitimsiz, becerisiz bırakma, toplumda seviyesiz hâle getirme” demek olan “ قهر - kahr etmenin” tam tersidir.HY
18- وَلَا تَحَاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكٖينِ Ve la tehaddune 'ala ta'amilmiskîn.
S. Ateş Yoksula yedirmeğe teşvik etmiyorsunuz.
Kelimeler :
Hada:Teşvik etmek,
Sikefne:Sakin, boynu bükük, meyletme,teskin olma,ülfet, ikamet, mesken, huzur, mutmain, sebat,bıçak,
Miskin :sözcüğü fıkıh literatüründe “fakirden daha yoksul olan kimse” olarak tanımlanmıştır. Gerçekte “miskîn” sözcüğü “sakin olmak, hareketsiz durmak” anlamındaki “سكن - sekene” sözcüğünün türevlerindendir. Lisanü’l-Arab adlı eserde “sekene” sözcüğünün esas anlamının “واضع - eğilen/boynunu büken, tevazu gösteren” demek olduğu belirtilmektedir. (Cilt 4, Sh. 630–635, Sekene maddesi ) HY.
Bu iki anlam bir arada düşünülürse, “miskîn”in gerek fakirlik yüzünden gerekse başka bir etken nedeniyle hareketsiz kalmış, serbest hareket imkânını kaybetmiş, boynu bükülmüş kimse” olduğu anlamına ulaşılır.
19- وَتَاْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلًا لَمًّا Ve te'kulunetturase eklel lemma.
S. Ateş Mirâsı hırsla yutuyorsunuz.
Kelimeler :
Ekele :Yemek, tüketmek, yakıp bitirmek, haksız yemek
Verase :Varis, miras, sahip olma, ele geçirme,
Lememe:Eksiksiz, tamamen yeme
Hatta başkalarının [zayıfların] mirasına [toplumun onlar için harcayacağı birikime, onların toplum zenginliği içindeki paylarına] el koyuyor, onu büyük bir oburluk, düşüncesizlik ve aç gözlülükle yiyorsunuz. Malı da sınırsız bir sevgiyle öyle çok seviyorsunuz ki, aklınıza ne hesap vereceğiniz geliyor, ne de Rabbiniz. HY
20- وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا Ve tuhibbunelmale hubben cemma.
S. Ateş Malı pek çok seviyorsunuz.
Kelimeler :
21- كَلَّا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكًّا دَكًّا Kella iza dukketil'ardu dekken dekka.
S. Ateş Hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz edildiği zaman,
Yb Hayır.(bu düzen böyle devam edemez) Bu düzenin sahipleri yeryüzünde tek tek ezildiklerinde
Kelimeler :
Dekeke:Kırmak, ezmek, düzleme, paramparça, tesviye etme,
Yükseği dümdüz etmek veya kırıp un ufak etmek anlamlarına gelir ki bu, birbiri ardınca gelen iki deprem ile dağların yerle bir edilip yüksekliklerin ve alçaklıkların düzleneceğine işarettir. "O gün o deprem sarsar, ardından bir deprem daha gelir"SA
Erada: Arz, yer, arazi, ülke, memleket, ağaç kurdu,
22- وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا Ve cae rabbuke velmeleku saffen saffa.
S. Ateş Melekler sıra sıra dizili durumda Rabbin geldiği zaman.
Yb Rabbin sistemi gelip tüm güçlerini teker teker düzenlediğinde
Dağ gibi duran zalim yönetim güçleri teker teker ufalanıp kum taneleri gibi dümdüz edildikten sonra onların yerine gelenler Rabbin adaletini/düzenini/yasalarını/meleklerini saf saf dizecekler ve ilahi sistemi kuracaktır.YB
Rabbimizin fizikî olarak gelmesi ve bizim de O’nu görmemiz söz konusu olmadığına göre, takdir edilecek anlamlar şöyle olabilir: Rabbinin hesaba çekmeye dair emri geldiği vakit. Gücü, haşmeti, kahrı geldiği zaman. Yüce ayetleri geldiği zaman vb.HY
Kelimeler :
Meleke:Meleke, yetenek, güç, mülk, melik, saltanat, idare, düzen, melek, haberci,
Ceyee :Gelmek, tahakkuk etme, yapma, işleme
23- وَجٖیءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰى Ve ci'e yevmeizim bicehenneme yevmeiziy yetezekkerul'insanu ve enna lehuzzikra.
S. Ateş Ve cehennem de getirildiği zaman. İşte o gün insan anlar, ama artık anlamanın kendisine ne yararı var?
Yb o gün (eski düzen sahiplerine) cehennem de getirilmiştir (bir zamanlar zulmettikleri insanlara yaşattıkları cehennem hayatı şimdi kendilerinin olacak); o insanın, o gün aklı başına gelecektir, artık aklının başına gelmesinin kendisine ne yararı var ki!
Kelimeler :
Zekere: Hatırlamak, anmak, söylemek, tefekkür, kadrini bilme, övme, yaparak hatırlama,kitap,nebi,şan, şeref, kıssa
24- يَقُولُ يَا لَيْتَنٖى قَدَّمْتُ لِحَيَاتٖی Yekulu ya leyteni kaddemtu lihayati.
S. Ateş (O zaman insan): "Âh, keşke ben bu hayâtım için (iyi işler yapıp) gönderseydim!" der.
Kelimeler :
Kademe:Başa geçme, yönetme, öncü, ileri geçme, önceden yapma, , hazırlama, eski, ayak
25- فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ اَحَدٌ Feyevmeizil la yu'azzibu 'azabehu ehad.
S. Ateş O gün O'nun yapacağı azâbı kimse yapamaz.
Artık o gün O'nun ettiği azabı kimse edemez/artık kimseye azap yoktur
Kelimeler :
Azebe:Tatlı, lezzetli 25/53; azap, işikence,
26 -وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ اَحَدٌ Ve la yusiku ve sakahu ehad.
S. Ateş Ve O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz!
ve O'nun vurduğu bağı kimse vuramaz. /artık herkes özgürdür.
Kelimeler :
Veseka:Saglam söz, ahid, emniyet etme,güvenme, bağ,
25-26 ncı âyetlerdeki zamirlerin Allah'a gitmesi de, insana gitmesi de muhtemeldir. Zamirlerin Allah'a gitmesi durumunda mânâ şöyledir: "Hiç kimse, o gün Allah'ın yapacağı azâb gibi azâbedemez. Hiç kimse O'nun vuracağı bağ gibi bağ vuramaz". O gün hiç kimse onun azabını etmez, onun bağını başkası vurmaz. O kendi yaptığı işlerle kendisine azâbeder, kendi işleriyle kendisine bağ vurur. Yani kimse kimsenin cezasını çekmez. Herkes kendi cezasını çeker, kendi zincirlerini taşır."SA
27- يَا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ Ya eyyetuhennefsulmutmeinneh.
S. Ateş Ey huzûra eren nefis!
Kelimeler :
Tamene:Tatmin olma, huzur ve sukun bulma
Ra’d 28- Allah’ı anmak, akılda tutmak ve unutmamakla mümkündür
Yüce Allah: "Nefse ve onu biçimlendirene" Şems Sûresi: 7. âyetinde olduğu gibi nefsi genel zik'rettiği gibi " Muhakkak nefis, kötülük emredicidir" Yûsuf Sûresi: 53. âyetinde olduğu gibi bazan onu "kötülük emredici" sıfatı ile; " Yoo, kınayan nefse and içerim" Kıyamet Sûresi: 2. âyetinde olduğu gibi bazan "kınayan" sıfatı ile ve burada olduğu gibi bazan da "mutmainne" sıfatı ile anmıştır.
28- اِرْجِعٖى اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً İrc'i ila rabbiki radiyetem merdiyyeh.
S. Ateş Râzı edici ve râzı edilmiş olarak Rabbine dön!
Kelimeler :
Radave:Sevmek, razı olma, tercih etme, kanaat etme
Racea

önme, çevirme, iade, yağmur
29- فَادْخُلٖى فٖى عِبَادٖی Fedhuli fi 'ibadi.
S. Ateş (İyi) Kullarım arasına gir!
YB Hemen gir hizmetime/insanlığın hizmetine!
Kelimeler :
Dehale:Girmek, katılmak, cima, hile tuzak, aldatma,
30- وَادْخُلٖى جَنَّتٖی Vedhuli cenneti.
S. Ateş Cennetime gir!
Kelimeler :
Fussılet; 30–32-Şu bir gerçek ki, “Rabbimiz Allah’tır!” deyip sonra dosdoğru gidenler üzerine melekler [Kur’ân âyetleri] habire iner [içlerine işler] de şöyle derler: “Korkmayın, üzülmeyin! Size vaat edilen cennetle sevinin. Biz sizin, dünya hayatında da âhirette de [yardımcı, yol gösterici] yakınlarınızız. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var. Sizin içindir orada ne istiyorsanız.” Gafur ve Rahîm Allah’tan bir ağırlama olarak…:
Rabbimizin kastettiği kullar, yaşayan Kuran olan ve bu yolda çaba sarf eden kişiliklerdir.