KEVSER SURESİ
Biz sana Kevser'i vahyi, kuranı, hikmeti, rehberliği, nuru, aklı, ilmi, gücü, enerjiyi, muhakemeyi, vicdanı, dünyada her ne gerekli ise tümünü, her türlü nimeti, donanımı verdik.
Öyleyse Rabbin için Onun ilke ve ölçülerine ulaşmak, terbiyesine girmek, Kuran ahlakıyla dirilmek ve diriltmek için, tüm öncelik verdiklerini, uğruna ölesiye koştuklarını, inançlarını, kabullenimlerini, değerlerini, ölçülerini, ilkelerini kurban et, kes, feda et, değiştir, bu konuda çıkacak tüm zorluklara, baskılara karşı dayan, göğüs ger, nahret ki,
Salli yapabilesin Salat, “namazı da içine alan bütün tevhid içerikli eylemler(M Okuyan)” , “Şirke ve tâğûta karşı çaba gösterme/sosyal yardım yapma(H Yılmaz)”, vahyi uygulamaya hazır kulun “Allah karşısında esas duruşudur(M İslamoğlu)” ve bağlılığı eylemle gösterme, uygulama olduğu bilinciyle Allah’a Kurana itaat edesin. Rabbin hizmetine girip, ikra yapıp, vahyi insanlığa, hayata ulaştırabilesin. Kuran ahlakıyla tüm insanlığa örnek ve destek olasın. Kul olmanın, itaat etmenin bağlılık göstermenin, destek olmanın, yardım etmenin ve bunun her hal ve şartta şahidi, örneği, emsali olasın. 6/162 De ki: "Benim salatım, kulluğum, hayâtım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allâh içindir." Ayetini gerçekleştiresin.
Yoksa manası, içi, ruhu ve amacı yok edilmesi sonucu aynı 8/35 namazları da, ıslık çalmadan ve el çırpmadan yani ses ve hareketten ibaret hale getirilen, yerlerde sürünen, diriltilmeyi ve ayağa kaldırılmayı bekleyen, sadece anlamadan ezberlerin tekrar edildiği birkaç rutuel değildir salat ya da namaz.
Salat, aynı zamanda, Allah’a Kurana tam bağlılıktır, eylemdir, uygulamadır. Bağlılığın ve kulluğun idraki, hatırlanması, tazelenmesi, ilanı ve itirafıdır. Vahyi yeryüzüne hakim kılmaya çalışmaktır, destektir, değişimdir, eğitimdir, ikradır, değiştirmektir. 11/87 "Ey Şu'ayb, dediler, senin salatın mı sana, babalarımızın taptığı şeylerden, yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor? Oysa sen, yumuşak huylu, akıllı(bir insan)sın!". 19/59 Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, salatı/Allah’a bağlılığı terk ettiler, şehvetlerine/istek ve arzularına uydular. Onlar kötülük bulacaklardır.
O zaman Asıl sonu kesik olanlar, sana buğzedendir. Kurana, vahye, ikraya, sallaya, bağlılığa, yardıma, desteğe, hayatı değiştirmeye engel olan, olmaya çalışandır. Onlar ebterdir, kesiktir, bitiktir, mahrumdur. Allah’ın hayrından Kurandan kopukturlar. Dünyada zelil olmaya, azap yaşamaya, ahirette de ateşe gitmeye mahkumdurlar.
Gelin bizler de böyle yapalım.
Yaşamımızı gözden geçirip, Allah’tan gayrı bağlandıklarımızı, amaçlarımızı islah edelim, tövbe edip/geri dönüp Rabbimizi, Kuranı yaşam gayesi yapıp, ikra yapalım, sallayı; bağlılığı, destek olmayı, yardımı, bireysel ve toplumsal Kurani eğitimini, değişimini, değiştirmeyi başaralım ki ebter, sonu kesik, bitik olmayalım.
http://aaldemira.blogspot.com/
KEVSER SURESİ ÇALIŞMA NOTLARI
(١٠٨-١)
اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
108.1 - İnnâ ağtaynâ kel kevser.
108.1 - Biz sana Kevser'i verdik.
(١٠٨-٢)
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
108.2 - Fesalli lirabbike venhar.
108.2 - Öyleyse Rabbin için SALLA ve nahret
• 23/2 Ki onlar, salatlarında saygılıdırlar. 23/3Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. huşu ile yani kalp ve beden olarak Allah'a yönelişte yoğunlaş
• 29/45 Kitaptan sana vahyedileni tivalet et/ oku uy ve salatı ikame et. Çünkü salat kötü ve iğrenç şeylerden meneder. Elbette Allâh'ı anmak, en büyüktür.. Allâh, ne yaptığınızı bilir.
• 4/142 İki yüzlüler, Allâh'ı (gûyâ) aldatmağa çalışırlar. Oysa, O, onları aldatır. Salata kalktıkları zaman da üşene üşene, insanlara gösteriş yaparlar, Allâh'ı pek az anarlar.
• 2/45 Sabırla, salatla Allah'tan yardım dileyin, şüphesiz bu, (Allah'a) saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir. 2/153Ey inananlar, sabır ve salatla yardım isteyin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
• 20/14"Muhakkak ben, ben Allâh'ım, benden başka tanrı yoktur, bana kulluk et ve beni anmak, hatırlamak ve hatırlatmak için salat yap."
• 4/102 Sen de içlerinde bulunup onlara namazı başlattığın zaman onlardan bir bölük seninle beraber namaza dursun ve silâhlarını da yanlarına alsınlar. (Namazda olanlar), secde edince arkanıza geçsinler; bu kez namaz kılmayan öteki bölük gelsin, seninle beraber namaz kılsınlar, korunma(tedbir)lerini ve silâhlarını da alsınlar. İnkâr edenler istediler ki siz silâhlarınızdan ve eşyanızdan gaflet etseniz de birden üzerinize bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir günâh yoktur. Ama korunma tedbirinizi alın (uyanık bulunun). Allâh, kâfirlere alçaltıcı bir azâb hazırlamıştır. 4/103 Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allâh'ı anın; güvene kavuştunuz mu namazı (tam) kılın. Çünkü namaz, mü'minlere vakitli olarak farz kılınmıştır.
Salat kavramının daha iyi anlaşılabilmesi açısından Hakkı Yılmaz’ın Tebyinil Kuran adlı eserinden aynen alıntı yapıp aşağıda yer verilmiştir.
“2. Âyet: Öyleyse Rabbin için haniflik et/destekle[şirke ve tâğûta karşı çaba göster/ sosyal yardım yap] ve nahr yap!
Arap edebiyatının önemli sanatlarından biri olan ve daha önce Fatiha sûresinde gördüğümüz “İltifat” sanatı bu âyette de hemen dikkati çekmektedir. Birinci âyette “إنّا - Biz” zamiri kullanılmış ve ikinci âyette bu akışa uygun olarak “لنا - Bizim için” denmesi gerekiyorken üçüncü tekil kişiye dönülerek “لربّك - Rabbin için” denilmiştir.
“Biz” zamirinden “Rabb” ismine dönülmek sûretiyle yapılan “İltifat” sayesinde hem ikinci âyet hükmünün etkinliği arttırılmış, hem de Alak sûresinden bu yana hep ön plânda tutulmuş olan Allah’ın “Rabb” olma özelliği bu sûrede de ön plâna çıkarılmıştır. Çünkü dünyadaki ve âhirettekiyaşamımızın her anı, Allah’ın “Rabb”lığı, programcılığı ile tasarladığı üzere gerçekleşmekte ve insanların da bunu akıllarından hiçbir zaman çıkarmamaları gerekmektedir.
haniflik et/destekle [şirke ve tâğûta karşı çaba göster/sosyal yardım yap]
Âyette geçen “صلّ - salli” sözcüğünün dil bilgisi kurallarına göre “صلى - saly” kökünden de, “صلو - salv” kökünden de türemiş olması kabildir. Hem “صلى - saly” hem de “صلو - salv” sözcükleri nakıs sözcüklerdir. Nakıs sözcüklerin so’nundaki illet harfi, sözcüklerin değişik kalıplardaki çekimlerinin birçoğunda ya “ى - ya” harfine dönüşerek “ى - ya” ile gösterilir, ya da cezm hallerinde düşer. Bu durumda anlamları birbirinden farklı olan bu köklerden türemiş sözcüklerin gerçekte hangi kökten türediğini anlamak zorlaşır. Buna bağlı olarak bu sözcüklerin ne anlama geldiği hakkında da bazı karışıklıklar ortaya çıkar. Bu nedenle sözcüklerin hangi kökten türediği konusunda dikkatli bir tahlil yapmak, Kur’ân’ın mesajını doğru anlamak bakımından çok önemlidir.
Âyetteki “صلّ - salli” sözcüğünün hangi kökten geldiği araştırılırken ilk bakılacak şey, köklerin anlamlarıdır. Bu köklerden “صلى - saly” sözcüğü; “ateşe atmak, ateşe girmek” demektir. Bu anlama göre “صلّ - salli” sözcüğünün “saly” kökünden türemiş olması, ko’numuz olan âyetin peygamberimize “ateşe gir, kendini ateşe at” emrini vermesi anlamına gelir ki, bu mantıksızdır, dolayısıyla yanlıştır. Şu hâlde âyette geçen “صلّ - salli” sözcüğünün “صلى - saly” kökünden türemediği kesindir. Türkçe’deki “sallamak” ve “yaslamak” sözcüklerinin de kendisinden türediği ve “ateşe atmak, ateşe girmek” anlamına gelen “صلى - saly” sözcüğü, bu anlamıyla Kur’ân’da kullanılmıştır:
Sonra o’nu cahîme [cehenneme] sallayın “صلّوه - sallûhu”. Hakka; 31.
Ayrıca, bu kökten türemiş ve bu anlamda olan “صلّوه - islavha , يصلى - yeslâ, وسيصلون - ve seyeslavne, ساصليه - seuslîhi, lâ yeslâha” gibi sözcükler Kur’ân’da bir çok yerde geçmektedir.
Bu âyette geçen “صلّ - salli” sözcüğünün “صلى - saly” kökünden türemediği kesin olduğuna göre, sözcük “صلو - salv” kökünden türemiş olmalıdır.
“صلو - salv” sözcüğü, isim olarak “uyluk”, fiil olarak da “uylukları hareket ettirmek” demektir. Bir kimsenin herhangi bir yüke destek vermek istediği zaman, uyluğunu [bacağın diz ile kalça arasındaki bölümünü] yatay hâle getirip yükün altına sokarak destek sağlaması da bu sözcük ile ifade edilir. Emir kipi olarak “صلو - salv” kökünden türediği kabul edildiğinde “صلّ - salli” sözcüğü, “uyluklarını hareket ettir, ayağa kalk, yürü, çabala, şirke ve tâğûta karşı çık, çok çalış, çok gayret et, destek ol, sosyal yardım yap” anlamındadır. “صلّ - salli” sözcüğünün “tef’il” babından olması, bazen fiile, bazen özneye, bazen de tümlece “çokluk” anlamı kazandırmaktadır.
“صلو - salv” sözcüğünün mastarı aslında “صلوة - salvet” olduğu halde sözcük nakıs olduğu için genel dil bilgisi kuralları gereği “صلوة - salât” şekline dönüşmüştür. Ancak sözcüğün illetli olan üçüncü harfi elif ile yazılmayıp “vav” harfiyle “صلوة - salât” şeklinde yazılır. Zaten “صاوة - salât” sözcüğünün çoğulu olan “صلوات - salâvat” sözcüğünde de “صلو - salv” kökünün “و - vav” harfi açıkça ortaya çıkmakta ve okunmaktadır. Bu durumun başka kelimelerde de birçok örneği vardır.
Meselâ “غزى - ğazâ” sözcüğünün mastarının “غزوة - ğazve”, bunun çoğulunun da “غزوات - ğazevât” olmasına rağmen fiil çekimlerinde “و - vav” harfi ya “ى - ya”ya dönüşür, ya da düşer, yok olur.
Bütün bunlar bize göstermektedir ki, bu âyette geçen “صلّ - salli” sözcüğü kesinlikle “صلو - salv” kökünden türemiştir. Dil bilgisi kurallarına göre; aslı “صلوة - salvet” olan “salât” mastarının, geçmiş zaman belirten bir fiil olan “salla” sözcüğünün, emir kipi olan “صلّ - salli” ve çoğulu “صلّو - sallû” sözcüklerinin hepsinin birden “صلو - salv” kökünden türediği açıkça belli olsa da, konunun öneminden ve bugüne kadarki yanlış anlamlandırmalardan dolayı zihinlerde bir “acaba” sorusu kalabilmektedir. Ancak Kur’ân bu soruya da cevap vermiş ve Kıyâmet sûresinin 31 ve 32. âyetlerinde “صلّى - sallâ” sözcüğünü karşıt anlamı ile birlikte kullanmak sûretiyle bu ko’nuyu açıklığa kavuşturmuştur:
Felâ saddaqa velâ sallâ velâkin kezzebe ve tevellâ” “ (O, ne tasdik etti ne de çaba harcadı/destekledi. Ama yalanladı ve geri durdu.) Kıyâmet;31,32.
Âyette geçen dört eylemin ikisi, diğer ikisinin karşıtı ve zıt anlamlısı olarak gösterilmiştir. Yani “كذّب - yalanlama” nın karşıtı “صدّق - tasdik etme” olarak belirtilirken, “sürekli geri durmak, sürekli yüz dönmek, lâkayt kalmak, ilgisizlik, pasiflik ve yapılmakta olan girişimleri kösteklemek” anlamlarına gelen “تولّى - tevellâ” sözcüğünün karşıtı olarak da “صلّى - sallâ” sözcüğü kullanılmıştır. Bu durumda “صلّى - sallâ” sözcüğü; “sürekli ileri atılmak, ilgisiz kalmamak, pasif olmamak, hep aktif olmak” anlamlarına gelmektedir. Asr sûresinde geçen ve anlamı, “yanlışları, bozuklukları, çirkinlikleri ortadan kaldırmak için çalışmak” olan “عملوا الصّالحات - sâlihatı işlemek” fiili de “sallâ” fiilinin farklı bir ifadesidir.
Namaz anlamına gelen “الصّلوة - es-salât” ile ilgili olarak, gerek “es-salât”ın ifası, icrası, namaz kıl/kılınız emirleri, gerekse namaz kılmakla ilgili diğer cümleler Kur’ân’da “صلّ salli” şeklinde değil de “اقامة - iqâme” fiili ile birlikte “اقم الصّلوة - eqımi’s-salâte , قيموا الصّلوة - eqîmu’s-salâte” şeklinde kullanılmıştır. Bu ikili kavram Kur’ân’da toplam 67 yerde geçmektedir.
Sözcüklerin asıl anlamları bazen yan anlamlarına doğru kayar; bu durum doğaldır. Ancak bu kayma esnasında “نحر - nahr” ve “ابتر - ebter” sözcüklerinin tahlilinde de göreceğimiz gibi ana eksen kaybolmaz. “صلوة - salât” sözcüğündeki anlam kayması ise biraz daha fazladır. Bunun nedeninin “İsrâîliyât” olduğu kanısındayız. Çünkü “salât” sözcüğü İbranicede de vardır. İbranice’deki “salât” sözcüğü “selâmlama, selâm durma” anlamına gelen “saluta” fiilinden gelmektedir. Bu sözcük, İbranilerden Araplara, onlardan da Endülüs yoluyla batı dillerine [Fransızca, İtalyanca ve İngilizceye] geçerek “salutation” şeklini almıştır. Görünen o ki, sözcüğün İbranice anlamı Arapça anlamını bastırmış ve Müslümanlar ile Kur’ân arasına yüce dağlar gibi girip oturmuştur. Dikkat çekicidir ki, “saluta” sözcüğünün türevlerinden olan “صلوات - salavât” sözcüğü, Hacc sûresinin 40. âyetinde İbranice “manastırlar” anlamıyla yer almasına rağmen bu husus İslam bilginlerce dikkate alınmamıştır. Üstelik hâlâ da alınmamaya devam edilmektedir.
Müfredât’ın müellifi ünlü bilgin Râgıb el-İsfehânî bile eserinin “salât” maddesinde “الصّلوة - salât” sözcüğünün anlamı ko’nusunu “Lügat ehlinin çoğu ‘الصّلوة - es-salat dua, tebrik ve temcittir demiştir” diyerek âdeta geçiştirivermiştir.
Bu anlam kaydırması ya da cehalet nedeniyle yanlış anlamlandırma so’nucunda “salâvat getirme, salâvat-ı şerife okuma” gibi ritüeller ortaya çıkmıştır. Piyasadaki bütün ilmihal kitaplarına göre “Allahümme salli” ya da bunun değişik versiyonlarını söylemek olan salâvat, Kur’ân’da bambaşka bir anlamda kullanılmıştır. Ne gariptir ki, Kur’ân’ı değil de rivâyetleri ön plâna çıkaran bu kitaplar, “salâvat” kavramını da bizzat Kur’ân’a, Ahzab sûresinin 56. âyetine dayandırdıklarını iddia etmektedirler. Ne var ki, Türkçe diye sundukları sözler de Arapça olduğundan kimse o sözcüklerin gerçek anlamlarını öğrenememekte, ko’nunun gerçek içeriği asılsız yorumların veya cehaletin örtüsü altında kalmaktadır. Yukarıda yaptığımız tahlillerin ışığı altında konunun anahtarı olan âyet şudur:
Şüphesiz Allah ve melekleri peygamberi destekliyorlar/ona yardım ediyorlar/o’nun için gerekeni yapıyorlar. Ey müminler! Siz de ona destek olun/ona yardım edin/o’nun için gerekeni yapın ve o’nun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın! Ahzab;56.
Asılsız rivâyetlerin peşinden giden cahiller bu âyete dayanarak aslında şunu söylemiş olmaktadırlar:
“Allahümme salli alâ Muhammed ve sellim…” yani “Ey Allah’ım! Muhammed’e sen yardım et, ona gerekli desteği sen ver ve o’nun güvenliğini sen sağla!”
Böyle bir yakarış gerçekten de yakışıksız bir taleptir. Öyle ki, tıpkı Maide sûresinde anlatılan Mûsâ peygamber ile İsrailoğulları arasındaki ilişkiyi andırmaktadır:
Dediler ki: “Ey Mûsâ! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbinle birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız.” Maide; 24.
Bu âyet indiğinde sahabenin bir köşeye çekilip “Allahümme salli ve sellim” demediği, varıyla yoğuyla harekete geçip Allah yolunda peygamberimize destek olduğu ve güvenliğini sağladığı tartışmasız olarak bellidir. Böyle olmasına rağmen Allah’ın dinine bu tür uydurmaları sokmaya çalışanlar ya kasıtlı bir ihanet içindedirler ya da özendirme amacıyla kapıldıkları koyu bir cehaletin temsilcisidirler.