Yunus
Bir kadehten içtik bade, arştan yüce meyhanesi,
O sakinin mestleriyiz cemdir onun peymanesi.
Ol sakinin bikrileri, İbrami Ethem gibi,
Her köşede yüzbin vardır Belh şehri tek viranesi.
Ol cem ki bizim vardır, onda ciğer kebap olur,
Ol çırağ ki bizim yanar, ay-ü gündür pervanesi.
Bizim aşk aşiklerinin ciğeri pare paredir,
Bu od hiç oda benzemez, belli değil suzanesi.
YUNUS, hazine gevherin harceyleme nadanlara,
Ta görelim ne gösterir gerçeklerin zamanesi.
İZAHLAR:
Bikr: Yüreği bütün kalmış, şeytan onun yüreğine girmemiş.
Çirağ: kandil, lamba
Pervane: kelebek, ışığın etrafına dönen kelebek
Suzane: alevlenme
Nadan: cahil
AÇIKLAMASI:
Bir kadehten içtik bade, arştan yüce meyhanesi,
Ol sakinin mestleriyiz cemdir onun peymanesi.
Kadeh, peymane şarap bardağı anlamını taşır. Kadeh, irfan dünyasında çok sık kullanılan kelimelerden bir tanesidir. Çünkü her zaman saki meyhanede elindeki kadehle şarap dağıtır. Bu meyhanenin sakisi ve piri de var. Bu meyhane, kadeh, şarap ve saki gibi terimler sembolik kavramlardır. Daha önce de belirttiğimiz gibi şairler ve yazarlar toplandıkları yeri, konuşmalarını ve üstatlarını baskılar yüzünden başka isimlerin ardında gizlemek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle onların irtibatlarını bu beyitte bulmamız gerekir. Yunus toplandıkları yeri, yani tekkeyi meyhane olarak adlandırmış ve burada aldığı eğitime şarap demiştir.
Sırhanede duyduğu manevi sözler, orada var olan aşk onu şarap içmiş gibi sarhoş etmiştir. Yunus, pirinin sözlerini yudum yudum içerek kendinden geçmiştir. Bu sözler onu maddi âlemden alıp manevi âleme götürmüştür. Aslında iyi bakarsak iki âlemin de birbirine olan benzerliklerini görebiliriz. Yalnız amaçlar farklıdır. Yunus’un bahsettiği sarhoşlukta amaç kendini kaybederek yokluk dünyasında var olmaktır. Yokluk dünyasından hakiki varlık dünyasına geçmektir. Kendini unutmak, maddi alışkanlıkları unutmaktır. Yoksa neden insan kendini unutsun ki? Sadece kendindeki kötü alışkanlıkları unutmaktır. Kendini unutup O’nda var olmaktır.
Yunus arkadaşlarıyla birlikte bir kadehten bade içtiklerini söylüyor. Burada kullanılan bir rakamı Hakkın birliği ile alakalıdır. Bayrek Kuşçuoğlu “Hak birdir Hak bir Hak iki olmaz”, Nesimi “Göz hatadan iki görmüştür biri” derken aynı şeyi kastetmişler.
Kadeh bildiğimiz gibi şarap için bir zarftır. Buradaki kelimeler mananın zarfıdır. Demek ki kadeh diyalog anlamına gelebilir. Pirin huzurunda yüz yüze konuşmaktır. Bu kelimeler bizi Hurufiliğe götürür. Çünkü Hurufilikte kelimelerin ve sayıların özel ve gizli anlamları vardı.
Kadeh, şarapta olan hali taşıyor. Yani şarap manadır, kadeh de kelime. Yunus ve arkadaşları bu kadehten içtikten sonra mest olmuşlar. Aslında mest olmak da miraca aracı olmaktır. Örneğin bir yere gitmek için nasıl bir araca biniyorsak, miraca varmak için aşkla mest olmak gerekir. Niye miraç? Çünkü arşın yücesine gitmişler.
Nesimi bunu “Arş ile ferşü kâfü nun, bende bulundu cümle çün” deye ifade ediyor. Nesiminin bu sözlerine de dikkat edersek arş ile ferş arasında kafü nun gelmiştir. Kelimeler çok önemlidir. Tanrı da “kun” söylemiş yani „ol“ demiş ve istediği şey de “feyakun” yani olmuştur. Yunus ve arkadaşları cemde arştan daha yücelere varabilmişlerdir. Bir zamanlar insanoğlunun Aya gidebileceği hayal bile edilemiyordu. Bunu söyleyenlere deli deyip gülüp geçiyorlardı. İndi ise insanlar başka galaksiler hakkında bilgi sahibi olabiliyor. Bu galaksiler hakkında bilgi toplayıp buralara ulaşabilmenin yollarını arıyorlar. Bâtınilikte de aynıdır.
Aşamalar vardır. Batin tekâmüle uğramalıdır. Çünkü galaksiler her gün büyüyor. Demek ki Bâtıniler de büyümelidir. Zira biçim büyüyorsa içerik de büyümeli, içerik büyüyorsa biçim de büyümelidir. Bizim yazdığımız bu kelamlar bugüne kadar sır olarak kalmışlardı, ama şimdi bunlarla ilgili kitaplar yazılıyor. Birçok kişi tarafından açıklamaları yapılmıştır. Hafız diyor:“felek ra seht beşkafimo terhi no der endazim, yani “ Feleği delip geçip de yeni projeler sunmak lazımdır Bâtıni dünyada”. Yunus bize bu yüce aşktan ve tekâmülden bahsetmiştir. Bu beytin ikinci mısrasında Yunus bu meyhanenin cem olduğunu söylemiştir.
Ol sakinin bikrileri, İbrami Ethem gibi,
Her köşede yüz bin vardır Belh şehri tek viranesi.
Yunus’un bu beytini anlamak için İbrahim Ethem’i tanımamız gerekir. İbrahim Ethem, hicri 80 yılında Afganistan’ın Belh şehrinde doğmuştur. Ebu Müslim dönemlerinde yaşadı. Etrafındaki herkes haram yerken o hep helal kazanıp yedi. Hiçbir zaman yerleşik yaşamamış, göçebe olmuş ve savaşmıştır. Halkla birlikte söyler, gülerdi, fakat halktan değildi. Halk içinde daima yalnızdı. Halka çok yardım etmiştir. Kendisi aslında zengin bir ailenin evladıdır. Kendi rızasıyla bu zenginliği bıraktığı için onu Buddaya benzetirler. Hatta bazıları ona İslamın Buddası der. Ettar Nişaburi yazılarında ondan bahsetmiştir. İbrahim Ethem Hak yolunda çok riyazetler ve çileler çekmiştir. İrfan dünyasında İbrahim Ethem hakkında birçok hikâye ve efsaneler vardır. Lübnan’da okunan ağıtlarda hala onun ismi keçiyor. İbrahim Ethem’in ünü uzak doğuya kadar yayılmıştır. Bizanslılara karşı çıktığı için de Şam’da öldürüldü.
İbrahim Ethem, marifet dünyasının çok bilgin bir arifidir ve Belh gibi büyük şehri hiçe sayıp atmıştır. Dünya malını terk ederek mana âlemine yönelmiştir.
Ol cem ki bizim vardır, onda ciğer kebap olur,
Ol çırağ ki bizim yanar, ay-ü gündür pervanesi.
Bizim aşk, aşiklerinin ciğeri pare paredir
Bu od hiç oda benzemez, belli değil suzanesi.
Burada cemden bahsediyor. Bu cemde bir ışık, enerji ve nur vardır. Bu ışık, Batini değer taşıyan bir ışıktır. O kadar çekici bir çırağ ki, Ay ve Güneş bu çekimden kendini kurtaramıyor. Cemin sahibinin ışığının, yani Hakkın etrafındadırlar. Ay ve günü pervaneye benzetmiştir. Çünkü pervane de sabit durmaz. Aynı zamanda Yunus bize güneşin de hareket ettiğini söylüyor. Şimdi uzmanlar anladılar ki güneş de hareket ediyor. Bu beyitte tüm galaksilerin bir noktanın, bir ışığın etrafında büyüdüğünü anlatıyor.
Sonunda nokta patlamış ama noktanın tam ortasında bulunan nokta hala yerinde duruyor. İnsanın ciğeri iki şekilde kebap olur:
Dertten. Bu dert ayrılık veya batini âlem sorunlarının geç çözülmesi de olabilir. Ayrıca bir aşığın sorunları bir diğer âşıklara dert olabilir. Pervanenin ışığa çok yaklaştığı zaman yanma ihtimali vardır. Burada ciğerle tüm beden de kastedilebilir. Ama beden içerisindeki ciğerden bahsetmiştir muhtemelen. Çünkü dördüncü beyitte de o ateşin vasıtasıyla ciğerin yanmasını apaçık bir şekilde söylüyor. Ciğer nefesin zarfıdır. Cemde öyle bir ateş var ki yaklaşsan yakacak, uzaklaşsan üşüyeceksin. Mevlana “Ham idim, piştim, kavruldum” diyor. Yunus da bu tür kavrulmaktan bahsediyor.
Cavit Murtezaoglu nun Yarizm adli kitabindan alintidir.