KULU
Zor gündeyim bugün seslenirim erenlere,
Dedi korkma, zeval olmaz beresinde duranlara.
Dedi, budur senin çaren dost ilen pak ile arın,
Kar eylemez tir-u baran doğru yola varanlara.
Doğru olan alır payın, do dil olan olur hain,
Şahtan halet olur yakin, kulluğunda duranlara.
Bugün bir gül açılır, günahkârın suçu geçilir,
Yahşi yamandan seçilir günahlı gönüllere.
Kulu, kulların kemidir, O deminde kimidir,
Vakit ve saatin demidir, car eylerem erenlere.
İZAHLAR:
Zeval: Zarar, ziyan dokunma, bulaşma, suç, kabahat
Beresinde: Çeperin etrafını çeviren, koruyan anlamında kullanılıyor.
Pak: Temiz
Arın: İç âleminde temizlen
Kar: İş
Tir-u baran: Ok yağmuru
Pay: kısmet
Do dil: İki yürekli
Halat: Hediye
Yahşi: İyi
Kem: bütünleşmemiş
Dem: nefes, burada An anlamında
Car: çağrı
AÇIKLAMASI:
Zor gündeyim bugün, seslenirim erenlere,
Dedi, korkma zeval olmaz beresinde duranlara.
Kulu gibi pirler maddi sorunlar için erenlere seslenmezler. Her insanın içinde zaman zaman fırtınalar kopar. İnsan hem kendi nefsiyle dövüşmekte, hem de dışarıdan gelen belalarla mücadele etmektedir. Kulu da manevi anlamda zor günler yaşadığını erenlere söylüyor. Kulu’nun karşılaştığı zorluklar hakaret okları, bir dostun vefasızlığı, etrafında olan cahil insanların cahillikleri olabilir. Ama Kulu gibi pirlerin mana âlemi seyranlarında karşılaştıkları düğümlerde olabilir. Bazen seyran ve akıl miracında karşılaşılan sorunlar yalnız erenlerin tecrübesi ve kâmil ruhların vasıtasıyla çözülebilir. Onun için Cem, yani toplu makam her zaman bireyden yüksektir. Bu nedenle de Kulu erenlere sesleniyor. Belli ki, Kulu’nun mana âleminde korktuğu bir şey olmuştur. Batıni âlemde dünya ve dünyadan gelen korkular büyük suç sayılır. Nitekim Hz. Ali şöyle buyuruyor: “En büyük suç korkudur”.
Ama Hak yolunda Hakka varamama korkusu doğal sayılır. Bu nedenle Kulu erenlerden imdat diliyor. Erenlerden buyruk olmuş, Kulu’ya korkmamasını, erenlerin beresinde durana zarar gelmeyeceğini söylemişlerdir. Onlar ki, Hakkı savunmuşlar ve Hakkın penahındadırlar, onların korkmasına gerek yoktur ve onlar için hiçbir zaman yoldan düşüş ve zeval de yoktur. Zeval kemaletin karşısındadır. Her insan yüzünü kemalete doğru çevirmelidir. İnsanı kemalete götüren yol ise Sıratül Müstakimdir. Başka yollarsa zeval ve sapmaktır. Diğer yollara gidenlere Hakkın gazabı vardır ve onlar zalle fırkasındandırlar.
Dedi budur senin çaren, dost ilen pak ile arın,
Kar eylemez tir-ü baran doğru yola varanlara.
Erenler Kulu’ya “Senin çaren budur ki dost ile pak ol ve arın” demişler. Batini yolda dostun derecesi yarlık ile aynı olmasa da birbirine yakındır. Dost ile pak olmak ve arınmak ise Hak yolunda ilerlerken farklı tercihlerle yola birlikte devam etmektir. İnsanın dostuyla arasında hicap ve perde olmamalıdır. Her ne kadar yar gibi tam iç içe olmasan da, dost ile de aranda sır olmamalıdır. Bu da paklık gerektirir. İnsan yâriyle bir bütündür, Hak yolunda ilerlerken de tercihlerde birdir. Arınmak pak olmaktan mutlak değildir. Zaten hiçbir şey mutlak değildir, nispidir.
Kulu’nu halkla kıyasladığımızda onun bing ve bangdaki o küçük nokta kadar pak olduğunu görürüz. Kulu’daki küçük nokta büyüklüyündeki kusuru kimse görmez, fakat Kulu için o nokta o kadar büyük ki, erenlerden, cemden ve Haktan bu noktadan da kurtulmak için yardım istiyor. Tir-ü baran ok yağmuru dur. Belaların şiddeti ve çokluğuna işaret etmektedir. Çünkü âşık çıktığı yolda her zaman belalarla karşı karşıyadır. Bu belaları aşamazsa hakikate varamaz. Bu diyalektiklerin hikâyesidir. Negatif ve pozitif enerji olmasa ışık meydana gelmez. Onun için tüm âşıklar Hakka varabilmek için bu belaları Haktan dilemişlerdir. Bunu en güzel ifade edenlerden biri Fuzuli’dir:
“Yarab, belayı aşk ile kıl aşina beni,
Bir dem belayı aşkıdan etme cüda beni”.
Her âşık mantığıyla bu belaları atlatabileceği için, bu ok yağmurlarının doğru yolda olana kar etmeyeceğini de söylüyor.
Doğru olan alır payın do dil olan olur hain,
Şahtan halat olur yakin kulluğunda duranlara.
Doğru yola varanları iki şekilde gruplandırabiliriz:
1.Doğru olup yola varanlar
2.Doğru yola girmek isteyenler.
Birinci maddede yola varmak için doğru ve sadık olmak lazımdır. İkinci maddede ise doğru yolu Sıratül müstakim olarak adlandırabiliriz. Kulu’nun bu beytinin ikinci mısrasına birinci madde uygun görünüyor. Çünkü nasibini alan kişinin doğru olduğuna işaret ediyor. Burada doğruluğun eş anlamlısı sadık kelimesidir. Sadık, batini âlemde çok önemli bir kelimedir. Müminler ve şehitlerden de üstün tutulur. Sıdk kelime olarak doğruluk anlamındadır. Yani bütünlüktür. Bu bütünlüğü B harfinin altındaki nokta olarak düşünebiliriz. Hatta bir rivayete göre Hz. Ali: “Kuranın bütün sırrı Fatihatül Kitaptadır. Fatiha’nın sırrı Bismillahirrahmanirrahim’de, Onun sırrı Bismillah’ta, Bismillah’ın sırrı B’ de, B’nin sırrı altındaki noktadadır ve o nokta benim” demiştir. Ali burada noktayı vahdet-i vücut gibi görüp söylemiş olabilir. Çünkü tüm dünya noktalardan var olmuş, hatta Ali’nin ismi dahi o noktalardan oluşmuştur. Ali burada ben demekle Zat-i insan’ı ( İnsanın zatını ) kastetmiştir. Nesimi bunu söyle tarif ediyor:
“ Göz hatadan iki görmüştür biri”
Doğru olanlar temiz ve sadık bir yüreğe sahip olanlardır. Çünkü iki yürekli olmak, yani müşrik olmak ve Hakka şerik tanımak doğru yola ihanet etmek demektir. Hakkı severek dünyayla oynamak olmaz. Bir gün hakkın, bir gün dünyanın sofrasında oturmak olmaz. Şah Hatai nasihatidir:
Bir yolun yolçusu olayım dersen,
Elde iki karpız tutmalı degil,
Derviş olub, şalvar geyeyim dersen,
Gâhî geyib, gâhî atmalı degil.
Bir gün Muaviye’nin ordusunda yer alan birine: Ya sen Ali’yi sevensin Muaviye’nin ordusunda ne yapıyorsun? diye sorduklarında karşılığında “Doğru ben Ali’yi sevenlerdenim, ama Muaviye’nin çorbası çok lezzetli” cevabını alırlar. İşte bu do dilliler ve iki yüreklilerin yüzünden Hüseyin Kerbala’da yetmiş iki kişi ile yalnız kaldı. Pişmeden lebbeyk dediler, kaçtılar ve Hak yalnız kaldı.
Yine Şah kelimesi ile insan-i kâmil, pirlerin muradı, insanın zatı kastedilmiştir. Şahtan doğru olanlar için yakinen bir halet gelir. Halet giysi kumaşıdır. Eskiden bir misafir ağırlarken veya birine hediye gönderileceği zaman bu halet denilen elbiselikler ve güzel kokular bir bohça içerisine koyularak gönderilirmiş. Bu gelenek Anadolu’nun bazı bölgelerinde hala uygulanmaktadır. Burada halet derece ve seviye anlamına gelmektedir. Haletler nasıl bedenin her yerini sarmalıyorsa Haktan gelen beratta öyle sarıyor. Hatta Fuzuli’nin “ Libasi ardan urem” sözü de bu anlamı taşımaktadır. Bu halet bir tür yeni bilgi ve görevler demektir.
Yakinlik makamı: İlmül Yakin, Aynel Yakin, Hakkel Yakin olmak üzere bölünmüştür. Şahın kulluğunda, yakinde duranlara Hakkel Yakinlik haleti gelebilir. Yakin etmek sadakat gibidir. Çünkü doğrular yakin eder ve yakınlar da sadık olur. Bu iki kelimenin birbiriyle buluşması esnasında Hakkın tahtgâhı kurulur.
Cavit Murtezaoğlu'nun Yarizm adlı kitabından alıntıdır.