NEMAME
Mesiha tutun bu demi, her dem var ele gelmez,
Bir ahdi bütün sözü gerçek yâr ele gelmez.
Bir ahdi bütün sözü gerçek yâr yolunda ver canını,
Bir bele bey ile bazar ele gelmez.
Can can dediğin hak evidir kadir bilene,
Kadrin bilmeyene yâr haberdar ele gelmez.
Yârı haberdar kıbledir gözü olana,
Gözü olmayanın eyninde bidar ele gelmez
Âşık Nemame hakkın buldu bu kadehte
Yarlık danıkta deme didar ele gelmez
İZAHLAR:
Dem: nefes
ahd: söz vermek, peyman
bey: ticareti garantiye almak için önceden verilen para
bazar: Pazar
haberdar: haberi olan
eyninde: gözünde
bidar: ayık
danık: tanık
AÇIKLAMA:
Nemame Mesih gibi dem tutalım diyor. Dem ne demektir? Dem: an, hal ve nefestir. Bu kelime ehli haklar, aleviler, sufiler ve tüm batınilerde çok önemlidir. Bu kelimeyi hal kelimesiyle de eş değerlendirebiliriz.
“Biz hal ehliyiz kal (gal) ehli değiliz”
Dem ve hal çok güçlü bir trans ve meditasyon içinde olur. Bana göre zaman
bu transı gerçekleştirmekte çok önemli rol oynamaktadır. Bir dem ve hali yaşamak için iki tür zaman düşüncesini çözmemiz lazımdır. Çünkü dem ve hali bir kaç dakika içinde olsa bile yaşamak için güçlü bir enerji ve potansiyele ihtiyaç vardır. Bir uzay yolculuğuna çıkan uzay mekiğini düşünelim. Bu mekiğin yerden kalkması için yer çekimini çözmesi ve bunun için de büyük miktarda enerjiye sahip olması gerekiyor. Havalandıktan sonra ise fezada hiçbir şey lazım olmuyor ve senelerce orada kalabiliyor. Şimdi burada da trans yapan batini insanın maddi dünyanın çekiminden kurtulması için enerji sarf etmesi ve zaman meselesini kendi içinde çözmesi gerekmektedir. Bu zamanlardan biri geçmiş diğeri ise gelecektir. Bu çok ferah ve mutluluk verici bir düşüncedir. Bir derviş geçmişi ve onun içindeki korkusunu, sorunları, acıları, kederleri ve hatta suçlarını çözerek ve hallederek onları geride bırakarak muradına ermiştir. Gelecekteki endişeleri, ben ne yapacağım ve nasıl olacağım gibi soruları bırakmalıdır (tarikat). Yanlış anlaşılmasın. Bu insanlara programsızlar demiyoruz. Tabii ki her şahsın geleceğine göre plan ve programları vardır. Her planı çok dikkatle kurmalı ve onu yerine getirmelidir. Bizim derviş sonucu Hakka bağlar ve hayatında amacı hak yolunda yürümek olduğu için hiçbir endişesi olmaz. Çünkü Tanrı “Beni çağırın bende sizi cevaplayayım” diyor. O, hakka güveniyor. Hak onun avukatıdır. Bir babanın evladını uyuduğu halde bile koruduğu gibi Hak da onu korumaktadır. Böyle bir irtibatı olduğu için de endişe etmiyor. Hakka varmak için geçmiş suçlarını taşımamalıdır. Çünkü suçla birlikte Hakka varılmaz ve bu yükle varmamalıdır da. Bu nedenle yolcunun ilk adımı kendini af etmektir. Ama bunun burada Mesih ile ne alakası vardır? Haktan sonra ( Âdemin yaratılışından sonra ) ölüleri diriltmek Mesih’in simgesi olarak görülmüştür. Mesih de ölüleri diriltirdi. Onun için demek ki, bu demde dem tutanlar artıyor. Ruh hacimleşir, büyür, güçlenir, şeffaf olur, mutlu olur ve ruhta bir artış olur. Dirilikte zaten bu değil mi? Nemame, “Mesihi göze alıp transa varsak, o demde çok şeyler yoktan var olacaktır” diyor.
Var sözü çok tartışılan sözlerden bir tanesidir. Tarih boyu beşer var ve yok kelimesini bir arada kullanmış. Ama hiçbir zaman var nedir çözülmemiştir? Var acaba vardan mı doğmuş? Veya var olmak için önce ne olmak lazım? Yokun kendisi var değil mi? Var, yokun içinde mi? Yok, varın içinde mi? Bu gibi sorular beşerin var oluşundan beri vardır. Ve beşer var olmanın nedeninin peşindedir. Şimdi elimizde big bang gibi bir oyuncak var. Onu atıp tutuyoruz. Ve para bulmuş çocuklar gibi illetül evvelinin sübutuna kalkıyoruz. Kendimizi var etmeden nedenlerin peşinde koşuyoruz.
Ezel kendin kendin tanı
Sonra ele nazar eyle (Şah Hatai)
Aslında Mevlana’nın ham olup, pişip ve yanmasında var olmanın sırrına ermeliyiz. O önce taş imiş, sonra bitki olmuş, sonra hayvan olmuştur (ruhani tekamül). Daha sonra da insan olmuş ve en sonda da Hakkın huzurunda olmuş. Bu Mevlana süper Mevlana’dır.
“Ben bir dil bilmez lal idim” yine bu yokluktur. Ve ne güzel bir yokluktur ki, var içindedir. Yok dünyasında yaşayanlarda bir gün var olacaklardır. Bu dem bir ganimet ve fırsattır.
Ahdi bütün ise sözünü yüzde yüz tutandır ve gerçek bir yardır. Bu yar kimle ahd etmiş ve bu ahdı bütün tutmuş? Ve nasıl o bütünlük aşamasına getirmiş? Demek ki ahdi bütün yârin sözü gerçek olurmuş. Yani ahdinde gerçek var ki, sözü gerçek olur. Gerçeklik onun kendisindedir ki sözüne de yansıyor. Ehli haklara göre her insan doğmadan önce Hakla ezeli ve ebedi ahdini yenileyip bu dünyaya geliyor. Ama daha sonra dünyanın etkisiyle o ahdini unutuyor. Gerçeklikte zaten herkes kendi inancını gerçek sayabilir bu tartışılmaz. Üstadımız Kuşçuoğlu çok nazik, latif ve ince söylemiş:
Gittim gördüm gerçekler yaslanmış yarın haki derine,
Keşke bende yaslanaydım bu gerçekler arasında.
Ama tüm gerçeklerde de bir gerçek vardır ki, o da sevgidir. O noktada saygı ve irtibat başlar.
Bir ahdi bütün sözü gerçek yâr yolunda ver gel canını
Bir bele bey ile bazâr ele gelmez
Bu gerçek yar can vermeye değer diyor. Çünkü sen can verdiğinde bir şey alıyorsun.
“Dökmüşem hurda furuşumu, lal ile gevher almaya”
Yani güzel bir alış-veriş var arada.
Can can dediğin hak evidir kadrini bilene
Kadrin bilmeyene yâr-ı haberdar ele gelmez
Nemame canı Hak evine benzetmiş. Çünkü batinilere göre kalp canın menzilidir. Bir insan beyin felci yaşadıktan sonra hayat devam etse de, kalbi durduktan sonra yaşamını devam ettiremez. Bilinen budur ki, “Tanrı kırık kalplerdedir”. Eğer gönülde Hakkın hasreti varsa, kalbin dünyadan kırılmışsa, Hak işte o gönüldedir. “İnnallahe fi gulubün münkesire”
Yufka yürekli, O’nun visaline can atan kırık kalplilerdir. Bu nedenle can atan kelimesi güzel bir isimdir. Hem can var orda, hem de hakkın visaline bir can atma var, bir çaba var.
Herkes bu kalbi taşıyabilir. Çünkü çoğu insanlar ister istemez aşkın ve hakikatin vuslat özlemini taşıyorlar. Ama Nemame kadir bilenler o haberci yâre sahip olabilir diyor. Bir çiçek alıp eve getirdiniz, kadir kıymetini bilip soğuktan, yakıcı güneşten ve her türlü zararlı şeyden korudunuz. Ona bakıp zevk aldınız, müzik ikramında bulundunuz, dibindeki zararlı otları aldınız, suyuna baktınız ve tabi ki o da sizin yüzünüze bakıp gülecek. Tıpkı vefalı bir eş gibi. Böylesi kadir kıymet bilene çiçek de, eş de, Hak da güler. Kadir kıymet bilen insan her kadir kıymet bildiğinde bilgisi de çoğalacaktır. Dünkü cehaletinin yerini bugünün bilgisiyle dolduracak. Ve yarın için o bilgiyi veren haberin habercisini bekleyecek. O yar-i haberdarı bekleyecek.
Yarı haberdar kıbledir gözü olana
Gözü olmayanın ayninde bidar ele gelmez
Müslümanlara göre kıble Allah’ın evi, ondan bir işaret ve nişandır. Nemame de burada Haktan haberdar olan yâri kıbleye benzetmiştir. Eğer yar ve kıble Hakkı gösterir ve onu işaret ederse kutsaldır. Yani yar ve kıblenin kutsallığı Hakla olan bağlantılarındadır. Yoksa Hakkı göstermeyen yar sadece et, kemik ve ilikten, Kıble de taş ve topraktan başka bir şey değildir. Eşyalar ve insanlar taşıdıkları mahiyete göre değerlendirilirler. Örneğin normal içme suyu ile Mekke’den gelen su arasındaki fark kutsallıktır. Çünkü Mekke Müslümanlar için kutsal bir şehirdir ve oradan gelen su da bir kutsiyet taşımaktadır. Bu suyu içenler kendilerini daha ferahlamış hissederler. Bunun nedeni ise sudan ziyade, geldiği yerin ona yüklediği kutsallıktır.
Ehli haklarda bu beyte benzer ifadeler taşıyan deyişler çoktur:
Kabem candır kıblem yar,
Sıtkım saftır hakkım der kar.
Nemame dolayısıyla bakmakla ve görmek arasındaki farklılıkları anlatıyor. Bu farklıların en önemlisi bidar diyor. Bidar, ayık insan, uyumayan anlamındadır. Yalnız buradaki uyanıklık her fırsatı nefsi için değerlendiren anlamındaki uyanıklık değildir. Doktor Ali Şeriati “ biri uyuyorsa seslendiğiniz zaman muhakkak uyanacaktır. Ama biri de var ki kendini uykuya vermiş, ne yapsanız onu uyandıramazsınız. Çünkü amacı uyanmak değildir” demiştir. Nemame’nin bahsettiği bidarlık (uyanış ) ayn kelimesi ile ifade ettiği gözün bebeğindedir. Ayn sözü bana babamdan duyduğum bir hikayeyi hatırlattı:
Cavit Mürtezaoğlu'nun Yarizm adlı kitabından alıntıdır.