12.09.13
|
#6
|
Yönetici
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELADAN
Mesajlar: 7.772
Rep Puani : 76
|
Cevap: Amaç Asimilasyon
3
Katliamlar ile cephe gerisi temizlendikten sonra artık sıra Şah İsmail ile savaşa gelmişti. Şah İsmail ile Yavuz’un ordusu 1514 yılında Çaldıran Ovasında karşı karşıya gelmiştir. Savaşta bölgede bulunan Aleviler Şah İsmail’i, Sünni Şafiler ise Yavuz’u desteklediler. Dersim bölgesi de Şah İsmail yanlısıydı. Şafi Palu Beyi Çemşid, Molla İdris-i Bitlisi ve Bıyıklı Memed Paşa’da Yavuz’un önemli destekçileri arasındaydı. Savaşta Osmanlı ordusu, silah donanımı bakımından, özellikle ateşli silahlar açısından üstün bulunmaktaydı. Safevi Ordusunda hiç top yoktu; buna karşın Osmanlı'da önemli sayıda topçu kuvvetleri bulunuyordu. (Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Büyük Osmanlı Tarihi, - Hammer ) Bu koşullar altında meydana gelen savaş, Yavuz Selim’in üstünlüğü ile sona erdi. Savaşta Şah İsmail’de yaralanmış son anda yetişen adamlarının kendilerini feda etmesiyle ile hayatta kalabilmiştir. Savaş sonrası ilerleyen Yavuz, Safevi başkenti Tebriz’e girmiştir. Bir müddet burada kaldıktan sonra askerleri arasında artan huzursuzluklar nedeniyle geri dönerek Amasya’ya çekilmiştir. Bu çekiliş sırasında da Osmanlı askerleri yine Alevi köylerini yağmalamış birçok insanı öldürmüştür. Osmanlı ordusunun Tebriz’den geri çekilmesiyle de Şah İsmail, kaybettiği toprakları savaşmadan geri almıştır. Çaldıran Savaşı’ndan sonra Amasya’ya dönen Yavuz Selim, Doğu Anadolu’da düzeni tertipleme işini Molla İdris-i Bitlisi’ye vermiştir. İdris-i Bitlisi de kendisine yakın aşiret ağlarını toplayarak Alevilerin kökünü kazıma ve Kızılbaşlara karşı cihat etme yemini yaptırmıştır.
Çaldıran Savaşı Anadolu için bir anlamda kader savaşı olmuştur. Yavuz’a kadar Osmanlı için Rum devleti şeklinde ibareler kullanılmaktaydı. Yavuz’dan sonra ise “Osmanlı ya da “Devlet-i âl-i Osman” denilmeye başlanmıştır. Osmanlıda hem yönetimde hem de tebaada Rum, devşirme etkisi çok büyüktü. Bu nedenle yabancı birçok tarihçi Yavuz ile Şah İsmail arasındaki Çaldıran savaşını Rum-Türkmen savaşı olarak dillendirmektedir. Çaldıran Savaşını Şah İsmail kazansaydı çok farklı gelişmeler Anadolu’da yaşanabilirdi. Ancak Safevi ile devletleşen Alevilik bu niteliğini fazla koruyamayarak sonradan, burada da Şiiliğe dönüşmüştür. Şii inanç tarzının ise Hz. Ali sevgisi dışında Alevilik ile hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır.
Bu dönemlerde Dersim bölgesi ise, Safeviler’in hakimiyeti öncesi Osmanlıya bağlı olan Çemişgezek beyi Hacı Rüstem tarafından idare edilmekteydi. Daha sonra Şah İsmail’in halifelerinden olan Nur Ali Halife bölgede etkisini artırmaya başlayınca, Hacı Rüstem kendi isteği ile beyliği Nur Ali Halife’ye devrederek Şah İsmail’e yanaşmıştır. Ancak Çaldıran savaşı sonrası tekrardan Yavuz Selim’e yanaşınca çok sayıda adamı ile birlikte Yavuz tarafından öldürülmüştür. Ölümü sonrası oğlu Pir Hüseyin babasını öldüren Yavuz’a bağlılığını bildirerek biat etmiştir. Bunun üzerine Yavuz, babasını öldürmesine rağmen kendisine itaat eden Pir Hüseyin’i Çemişgezek beyi olarak Dersim yöresi sorumluluğuna atamıştır. O dönem Dersim’i etkileyen şahsiyetlerden biride Yavuz Selim tarafından Erzincan Valiliğine atanan Bıyıklı Mehmed Paşadır. Dersim bölgesinde baskıcı yöntemleri ile tam bir terör estirmiştir. İdrisi-i Bitlisi ve Palu Beyi Çemsid’in de katılımıyla birlikte Ovacık’da, Nur Ali Halifeye bağlı binlerce Kızılbaşın kafasını kesip Erzincan’a getirerek, şehirde Kızılbaş kafataslarından kuleler oluşturmuştur. Erzincan Valisi olan Bıyıklı Mehmed Paşa benzer faaliyetlerinden ötürü defalarca kez Yavuz Selim tarafından takdir edilmiştir. Yavuz Selim, Çaldıran Seferine giderken Bıyıklı Mehmed Paşa'yı Bayburt aldıktan sonra Erzincan beylerbeyliği ile görevlendirmişti. Ayrıca kendisi Mısır Seferi'nde Yavuz’un ordusuna aktif şekilde yardım etmiştir. Bundan sonra Yavuz onu Safevi Devletinin, batı hududunda, elinde tuttuğu kalelerin en önemlisi olan Diyarbakır komutanı olarak atamıştır. İdris-i Bitlisi ile birlikte hareket eden Bıyıklı Mehmed Paşa, Diyarbakır’ı diğer Kürt beyleri ile anlaşarak zaptetmiştir. Şehri geri almak için gelen Karahan kumandasındaki Safevi kuvvetlerini de yenilgiye uğratmışlardır. Daha sonra İdris-i Bitlisinin Yavuz’a önerisi ile Bıyıklı Mehmed Paşa, yeni oluşturulan Diyarbekir eyaletine ilk beylerbeyi olarak tayin olunmuştur.(Şerefhan-Şerefname) İdris-i Bitlisi'nin de yardımıyla Mardin de Osmanlı topraklarına katılmış, böylelikle Urmiye, İmadiye, Siirt, Eğil, Hasankeyf, Palu, Bitlis, Hizran, ve Cizre; Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.
Safevileri sindirdikten sonra Yavuz gözünü Mısıra ve tüm İslam alemine çevirmiştir. Bu sırada Mısır Seferi hazırlıklarını yaparken, Yozgat Kızılbaşlarından olan Bozok’lu Celal ayaklanması meydana gelmiştir. Turhal kasabasında yaşayan Bozok’lu Şeyh Celal dini bir önder vasfındaydı ve Aleviler tarafından çok seviliyordu. Yavuz’un artan mezhepsel baskıları ve halkın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıların etkisiyle Tokat yöresinde ayaklandı. Kısa sürede Anadolu Alevileri ve göçebe yaşayan diğer gruplar tarafından desteklendi. Osmanlının ağır vergi yükü altında ezilen binlerce köylünün katılmasıyla ayaklanma hızla yayılmıştır. Ayaklanmanın üzerine paşalarını yollayan Despot Yavuz bu ayaklanmayı da kanla bastırmış ve bölgede geniş çaplı bir katliam daha yapmıştır. Bu ayaklanmadan kurtulmak için de binlerce insan yine Safevi devletine sığınmıştır. Bu ayaklanma, sonraki tarihlerde meydana gelen diğer Alevi ayaklanmaklarına da ismini vermiştir. Sonraki ayaklanmalar artık Celali ayaklanmaları olarak adlandırılmıştır.
Saltanat dönemi Aleviler açısından kan ve gözyaşı dönemi olan Yavuz, Mısır’ı ele geçirdikten sonra İslam Halifeliği unvanını da alarak Hicaz’da bulunan kutsal emanetleri İstanbul’a getirmiştir. Artık din Osmanlı’da çok güçlü bir üst yapı kurumu niteliğine bürünmüş, iktidarı tehdit eden bütün unsurlar din adamlarının yardımıyla dinden sapma ve zararlı olduğu ileri sürülerek baskı altına alınmıştır. Bu tarihten sonra halkın her türlü talebi bu anlayışla bastırılmış, katliamlar ve vahşetler meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Günümüzde de Yavuz’un torunları atalarını unutmamış katliamlarla Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta bu zihniyeti devam ettirmişlerdir.
|
Sponsor Reklamlar
|
|
|
Alinti
|