Sponsor Reklamlar
Sponsor Reklamlar



Maraş Katliamı

 Alevi'lik Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar Forumunda Bulunan  Maraş Katliamı Konusunu Görüntülemektesiniz.=>alevilerin sitesine hoşgeldiniz!!! 20/12/2008 - 30. YILINDA MARAŞ KATLİAMI 30. YILINDA MARAŞ KATLİAMI Kanrevanmaraş, Karamaraş.. Maraş bizler için hafızalarımızda ızdırabı, vahşeti ve hüznü her an diri kalan, asla ama asla kapanamayacak derin bir yaradır! O gün orada kurban seçilenler sadece aleviler değildi, alevilik nezdinde maraşta tüm insanlık kurban edildi. Artık orası Kahramanmaraş değildir, Kanrevanmaraş'tır, Karamaraş'tır, gayrı o günden sonra kıyımı en acı tecrübeleri ile yaşayan bölgedeki aleviler için maraş dendiğinde sadece bu sözcüklerle anılır.. Aslında Maraş katliamı ile ilgili söylenebilecek ...

 
Seçenekler
Alt 19.09.09   #1
ayyil
ayyil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özel üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2009
Nereden: İSTANBUL / SARIGAZİ
Yaş: 29
Mesajlar: 291
Rep Puani : 20
Standart Maraş Katliamı


alevilerin sitesine hoşgeldiniz!!!

20/12/2008 - 30. YILINDA MARAŞ KATLİAMI
30. YILINDA MARAŞ KATLİAMI


Kanrevanmaraş, Karamaraş..



Maraş bizler için hafızalarımızda ızdırabı, vahşeti ve hüznü her an diri kalan, asla ama asla kapanamayacak derin bir yaradır! O gün orada kurban seçilenler sadece aleviler değildi, alevilik nezdinde maraşta tüm insanlık kurban edildi. Artık orası Kahramanmaraş değildir, Kanrevanmaraş'tır, Karamaraş'tır, gayrı o günden sonra kıyımı en acı tecrübeleri ile yaşayan bölgedeki aleviler için maraş dendiğinde sadece bu sözcüklerle anılır.. Aslında Maraş katliamı ile ilgili söylenebilecek çok söz vardır.. Daha önce yine bir maraş katliamı yıl dönümünde kelimelere döktüğüm şu aşağıdaki yazıyla bitirmek istiyorum..




Maraş'ta İnsanlık Unutulur!

Maraş katliamının yıldönümüne sayılı günler kaldı, 30 yıl once 24 Aralık 1978'de Maraş için insanlık kavramını yitirmiştir. Tek bilinen sözcük ölümdür, o gün orada her ne olursanız olun aleviyseniz ölümü en feci şekilleri ile haketmişsinizdir. İşin en trajik ve çelişik tarafı ise insanlar allahın evi olarak kabul ettikleri camilerden çıkıp sürüler halinde alevi mahallerine, evlerine, işyerlerine dalarak allahın yarattıklarını, çocuk, bebek, kadın, yaşlı demeden en acımasız şekillerde katletmişlerdir.


Dar mantalitelerinde ölen aleviler zındıktır, kafirlerdir, çünkü onlar gibi namaz kılmamışlardır, camilerine gitmemişlerdirki, bu ne büyük bir günahtır..! İnsan kanı içmekten, yaradılanı feci şekillerde katletmekten bile büyük bir günahtır bu..! Yaradanın adı kullanılarak parselledikleri dini inançları, onların canlıları var oluşlarından dolayı katletmelerine engel değildir.. Çünkü aleviler zındık, onlar ise mümindir, inanandır, onlar sözde müslümandır!

Öldürdükleri sol görüşlü öğretmenlerin cenazelerinde alevilerin isyanının, yakılan ağıtlarının ardından, varlıklarının boşlukta yer kaplaması bile artık fazladır. Öyle ya; bir zındıkla, bir müminin aynı toprakta bulunması, aynı oksijeni paylaşması hiç kabul edilebilinir mi? Alevilerin toptan ceza faturasının kesilme zamanı geldiğine inanılır ve bu cezanın kesilmesi hiç zaman kaybetmeden gerçekleşir.

Maraşta olanları 'çatışma' veya 'olaylar' gibi hafif kaçan kelimelerle ifade etmek, o yıl yaşananları tam olarak nitelendiremez. Bu daha çok bir 'katliam' planlı bir cinayetler silsilesidir. Hedef ailelerin oturduğu evler haftalar öncesinden teker teker kontrol edilmiş ve işaretlenmiştir. Faşist militanların yönettiği gruplar bu evlere saldırılar düzenleyerek içlerindekilere işkenceler gerçekleştirip, yaş, cinsiyet veya herhangi bir insani kavram tanımamaksızın hunharca katletmişlerdir.

Katliamlar devam ederken, maraş şehri, alevi mahalleleri mezbahaneye dönerken her yer suskundur. Ankara bile ancak günler sonra bu sessiz çığlığı duyabilir, ordu müdahale etmek için girdiğinde neredeyse çürümeye yüz tutmuş cesetleri toplamaya yetişebilmişdir. İçlerinde yavrusuna sarılarak ebediyete beraber intikal eden anneler, yaşını doldurmamış bebeler, daha ellerindeki bez bebekleri düşmeden katliamın en feci şekilde kurbanı olmuş 4-5 yaşındaki kız çocukları, dedeler, nineler, hiç biri için katlin ayrımı yoktur. Maraş susar, yobazlar içlerindeki kin tohumlarını kusar, insanlık, merhamet ve vicdan gibi kavramlar maraşta günlerce unutulur..

Maraşta aleviler için 24 Aralık 1978'de kıyamet mahşeri beklememiştir. Tarumar olmuş hayatların, umutların ardından geriye sadece gidenlerin arkasından yakılmış ağıtlar ve göz yaşları kalmıştır. Yüreklerden hiç çıkamayacak o sessiz çığlıkların tüyler ürpertici esintisi canlarda her dem diri kalmaya mahkumdur. Alıntı..
Sponsor Reklamlar

ayyil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 19.09.09   #2
ayyil
ayyil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özel üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2009
Nereden: İSTANBUL / SARIGAZİ
Yaş: 29
Mesajlar: 291
Rep Puani : 20
Standart Cevap: Maraş Katliamı


AKP, oligarşinin her alandaki politikalarının sürdürücüsü olduğu gibi, Alevi halkı düzen içine çekme politikalarını da sürdürmek istiyor. Fakat bunu AKP'nin yapabilmesi, diğer düzen partilerine göre daha da zor. Çünkü AKP geleneği, Aleviler'e yönelik hakaretleriyle bilinen bir gelenektir. AKP bu "imajını" değiştirmek için iktidarı içinde çeşitli manevralara başvurdu.

Tayyip Erdoğan'ın bu yılın başında işbirlikçi Alevi bezirganlarıyla birlikte "Muharrem Orucu" açması, işte bu manevralardan biriydi.

O zaman "AKP'nin Alevi Açılımı" olarak adlandırıldı bu manevra.

Muharrem Orucu açma(!) töreninde işbirlikçi Alevi bezirganlar önünde kürsüye çıkan Tayyip Erdoğan, inançların özgürlüğünden, Alevi kültüründen söz edip bir çok vaatte bulundu:

Cemevleri yasal bir statüye kavuşturulacak, inanç özgürlüğü sağlanacak, 3 bin dede ve Zakir'e maaş bağlanacak, hatta zorunlu din dersi kaldırılacak, ders kitaplarında Alevilik de tanıtılacaktı...

Kısacası, vaat çoktu. O günden bugüne aylar geldi geçti. Ancak, AKP iktidarı vaatleri doğrultusunda tek bir adım atmadı. Tersine, Alevi halkını aşağılamaya, inançlarını yok saymaya devam ettiler. Öyleki ders kitaplarında Aleviler'e ilişkin verdikleri üç beş satırlık yer bile, Aleviliği inkar ve asimilasyonun yeni bir göstergesi olmaktan öteye geçmiyordu.

Kısacası, AKP'nin bu ilk "Alevi Açılımı", boş bir paketten ibaretti.

AKP'nin Aleviler'den "devşirilmiş" Milletvekili Reha Çamuroğlu ile birlikte geliştirilen bu manevralar sırasında verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Yalan ve manevralar öyle deşifre olmuştu ki, devşirme milletvekili Reha Çamuroğlu'nu bile Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığından istifa noktasına getirdi.

Sözler tutulmamıştı ama, Alevi halkı aldatmak, boş beklentiler yaratıp, onları bir biçimde düzenin yedeğinde tutmaya yönelik politikalar ve manevralar devam edecekti elbette.

*

Alevi halkın, 9 Kasım'da Ankara'daki bir mitingle taleplerini güçlü bir biçimde dile getirmesinin hemen ardından ortalığa yeni vaatler saçıldı.

Mitingte dile getirilen taleplerle ilgili ilk tepkileri "bunlar uç fikirlerdir, kabul etmemiz mümkün değildir" şeklinde olan AKP'liler; bunun dönem açısından çok "kârlı" bir politika olmayacağını düşünmüş olacaklar ki, hızla yeni vaatlerde bulundular.

AKP yalakası basın hemen müjdeyi verdi; "2. Alevi Açılımı" geliyordu. Vaatler yine bol:

"Aleviler için Genel Müdürlük kurulacak... Cemevleri yasal statüye kavuşturulacak... Cemevlerinin su giderleri karşılanacak... Dedelere, Zakirlere devlet maaşı verilecek...


AKP' nin Alevilik Politikası, Aleviliği Yok Sayma ve Dışlama Üzerine Kuruludur

Yaklaşık 1 yıl önce benzer vaatleri sıralayan AKP, aynı manevrasını sürdürmektedir. Ders kitaplarına üç beş satır ekleyebilir, Cemevlerinin su elektirik parasının karşılanması için yasa çıkarma gibi düzenlemeler de yapabilir, fakat AKP Alevilerin inanç özgürlüğünü hiçbir zaman tam olarak karşılayamaz. Onların yüzyıllardan bu yana uzanan taleplerini yerine getiremez.

Çünkü, AKP'nin zihniyeti ALEVİLİĞİ DIŞLAMA üzerine kuruludur. AKP 6 yılı aşkın süredir iktidardır ve bu sorunların, taleplerin hiçbiri yeni gündeme gelmiş değildir. AKP Aleviler'in sesini duymazdan geldi, çünkü esas zihniyeti budur. Talepleri duymadığı gibi, Cemevlerinin yapılmasına engeller çıkardı, Alevi köylerine cami dayatmasını, Aleviler'e yönelik aşağılamaları sürdürdü.

AKP, Aleviliğin bir inanç olup olmadığına, Cemevleri'nin ibadet yeri olup olmadığına kendi karar vermek ve bu kararı Aleviler'e dayatmak istiyor. Politikası budur.


AKP'nin Tüccar Mantığı

İşin diğer yanı ise AKP'nin tüccar mantığının bir kez daha ortaya çıkmasıdır. AKP, yalanlarıyla elde edemediğini, bu kez parayla "satın almaya" çalışıyor. Halkı aşağılayarak sadaka politikalarıyla dilenci yerine koyan AKP, bu kez aynı şeyi Alevi halkın dedelerine, Zakirlerine yapmak istemektedir.

"Dedelere, Zakirlere devletin maaş bağlaması" projesi, aslında Alevi halkı aşağılamaktır. Alevi halkına bir hakarettir. Alevi halkın inançlarını özgür kılacak adımların atılması yerine onların "inançlarını parayla satın almak", düpedüz inançlara saygısızlıktır.

Alevi halkın inançları, ibadeti parayla alınıp satılamaz. Düzen, Sünni din adamlarını, Diyanet'ten verilen maaşlar vasıtasıyla devlete bağladığı gibi, Aleviliği de bağlamak istiyor olabilir. Ama Alevi halk buna izin vermeyecektir.

Dedeler, Zakirler, devletin parasıyla Dedelik yapmayı reddetmeli, ve reddettiklerini de bugünden ilan etmelidirler. Devlet parasıyla Dedelik, Dedelik'in bir süre sonra şu veya bu şekilde yozlaşmasını getirecektir. Bu kaçınılmazdır ve düzenin amaçladığıdır. Alevi halkın inançları devlet maaşının emrine verilemez. Devletin kadrolu imamları gibi kadrolu Dedelerini yaratmaya çalışmak, Alevi halkın inançlarını yozlaştırma, Alevi kitleyi devlete bağlama amaçlıdır. Bu gerçeklerin bilinmesinde ve AKP'nin oyununun bozulmasında Dedeler'e ve Zakirler'e büyük bir sorumluluk düşmektedir.


'Tek İnanç, Tek Din' Dayatanlar, İnanç Özgürlüğünü Sağlayamaz

AKP; Aleviliği bir İNANÇ olarak görmüyor. Bir sapkınlık olarak görüyor. Böyle bir kafa yapısı taşıyanlar inanç özgürlüğünü savunabilir mi? Aleviliği, Sünnilik gibi, bir İNANÇ olarak görse, o zaman onu yasal bir statüye kavuşturmak zorunda kalacaklar; bu ise Aleviliğin geleneksel ve gerçek isyancı özünün gelişmesi için bir zemin ortaya çıkaracak; düzen bu yüzden ısrarla Aleviliği inkardan geliyor.

Alevilik karşısındaki tutum ve dayatma, AKP'nin "demokrasisi"nin sınırlarını da gösteriyor. Kendi gibi düşünmeyenlere, milli ve dini anlamda "kendinden" olmayanlara, "Ya sev, ya terk et" diyor AKP'nin lideri. "Tek millet, tek devlet" diyen bu faşist kafa elbette dayatmacılığını "TEK İNANÇ, TEK DİN" diye sürdürecektir.

Alevi halkını katledenlerin, Alevi-Sünni çatışmasını körükleyenlerin kafa yapısı tam da budur.

AKP, tüm halka olduğu gibi Alevi halka da düşman ve yabancıdır. Kendi gibi düşünmeyenleri, kendi inancını taşımayanları dışlayan bu anlayış, elbette sorun çözemez. Bu zihniyet değişmediği sürece, Alevilere dair ne söylerlerse söylesinler, sonuç değişmeyecektir. Verecekleri sözlerin, üçüncüsü, dördüncüsü de gelecek olan "Alevi Açılımlarının" hiçbir kıymeti olmayacaktır.


'Mutsuz' Diyarbakır

Atatürk'ün Diyarbakır'a gelişinin 71. yıldönümü nedeniyle Diyarbakır tren garında temsili bir tören düzenlendi. 15 Kasım'daki törende, askerler yürüyüş yaptılar ve yürüyüş boyunca da "Ne Mutlu Türküm Diyene" sloganı attılar.

Diyarbakır halkı, büyük oranda Kürtler'den oluşuyor. Ve 'Türküm' demediğine göre, mutsuz bir halk olmaya mı mahkum?

Hangi hakla kim bir halkı mutsuzluğa mahkum edebilir?

Oligarşi, Diyarbakır'da yaptığı bu yürüyüşle diyor ki, "Türk" değilsen, zulümlerden zulüm beğen, mutlu olmayı bekleme...

Diyarbakır'da "Ne mutlu Türküm Diyene" sloganı eşliğinde asker yürütenler, oligarşik düzenin mantığını da en yalın haliyle ortaya k****ktadırlar. Bu kafa yapılarıdır ki, bu ülkede yaşayan7 Türkler dışındaki milliyetlerden halkımıza her türlü zulmü uygulamışlardır. Bu ırkçı kafa yapılarıdır ki, ülkemizdeki Türk olmayan halkları aşağılamış, baskı ve zulmün her türlü biçimiyle, "Türküm" dedirtmeye çalışmışlardır.

Oligarşi bu dayatmayı, onyıllarca "Kürt yok" diyerek sürdürdü, şimdi Kürt'ün varlığını kabul etmek zorunda kalıyor, ama içine sindiremiyor. Her fırsatı, Kürtler'e "Türk olmayı" dayatmak için kullanarak gösteriyor.

Gerçekte, sorun tam da bu ırkçı kafalardadır. Tüm Anadolu halkına "Türküm" dedirtmeye çalışan bu özürlü beyinlerdedir. Bölücü olan da, halkları birbirine düşmanlaştırmaya çalışan da bu kafalardır.

Anadolu'da 1915'lerden günümüze, Türküyle, Kürtüyle, Ermenisi, Rumuyla, yüzbinlerin kanını döken de bu ırkçı zihniyettir.

Oligarşi, halkımızın şu ya da bu kesimine "mutsuzluğu" dayatamaz. Anadolu halkları kendi kimlikleriyle, kendi dilleri, kültürleri ve gelenekleriyle bu ülkede mutlu olma hakkına sahiptir.

Hiç bir halk, oligarşinin aşağılamalarına, mutsuzluğu dayatmasına katlanmak zorunda değildir. Kürt halkı da, bu dayatmayı onyıllardır haklı olarak kabul etmemiştir.

Oligarşinin dayatmalarının aksine, bir halk için mutsuzluk, dahası onursuzluk, kendi dilini, kimliğini, tarihini, değerlerini, kültürünü inkar etmektir. Diyarbakır halkı, oligarşinin "Ne mutlu Türküm diyene" dayatmalarına direndiği sürece mutlu bir halktır.


ABF'den Suç Duyurusu

Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevilerin taleplerini dile getirdikleri 9 Kasım Ankara mitingine yönelik provokatif haberlerinden dolayı Vakit, Yeni Şafak, Zaman gazeteleri ile, mitingin haberini vermeyerek, bu gazetelerin haberlerine yer veren TRT hakkında, suç duyurusunda bulundu.

Bir suç duyurusu da CEM Vakfı Başkanı Prof. İzzettin Doğan hakkında yapıldı. Sivas'ta katledilenlerin yakınları, Sivas katliamına ilişkin, katilleri bırakıp yakılanları suçlayan açıklaması nedeniyle Doğan hakkında suç duyurusunda bulundular.


Siz Önce Maraşlar'ın Hesabını Verin

Eli sayısız kez Aleviler'in kanına bulaşmış olan MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, Alevilerin sorunlarının çözümünü istediklerine dair bir açıklama yaptı.

MHP'nin, Aleviler'e dair herhangi bir söz etmeden önce, elindeki Alevi kanlarının hesabını vermesi gerekir. Maraş'tan, Sivas'a, Çorum'a, Madımak'a bu ülkede Alevilerin kanlarını dökenlerin başında MHP gelir. Alevi halk, bu kanlı tarihi unutmuş değildir
Sponsor Reklamlar

ayyil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 19.09.09   #3
ayyil
ayyil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özel üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2009
Nereden: İSTANBUL / SARIGAZİ
Yaş: 29
Mesajlar: 291
Rep Puani : 20
Standart Cevap: Maraş Katliamı


7/12/2008 - ALEVİLİK BİLDİRGESİ
ALEVİLİK BİLDİRGESİ

Bu bildirge, İslamiyetin Türkiye'de yaşayan bir kolu olan Aleviliğin, sorunlarını duyurmayı ve Alevilerin bazı isteklerini kamuoyuna yansıtmayı amaçlıyor.

Aleviler; başka inançlara, “doğru, güzel, kutsal” gözüyle bakarlar. Kendi inanç ve kültürleri için de aynı olumlu duygu ve yaklaşımı beklerler... Alevi öğretisinin tanınması, Türkiye için barış ve zenginlik kaynağı olacaktır...

Gerçekler

Türkiye'de 20 milyon Alevi yaşıyor.

60 milyona ulaşan Türkiye nüfusunun yaklaşık 20 milyonunu, Aleviler oluşturuyor.

Alevilik de, Sünnilik gibi İslam inancının bir koludur. Sünnilik kadar eskidir. Türkiye'de dinsel, siyasal, kültürel, sosyal yönleriyle Alevilik, halkın bir bölümünün yaşama biçimi olarak halen varlığını sürdürmektedir.

Sünni halkımızın Alevilik hakkındaki bilgisi yetersizdir.

Ülkemizdeki çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlar, Alevilik hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyor. Bu kesimin Alevilik hakkındaki görüşleri, tamamen olumsuz önyargılardan, söylentilerden doğan yakıştırmalardan oluşuyor.

Geçmişte şeriatçı Osmanlı devleti zamanında Alevilere karşı yaratılan iftiralar, bugün de bazı insanlar tarafından gerçek gibi kabul ediliyor. Osmanlı zihniyetini bu çağda yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur...

Diyanet İşleri, İslam'ın sadece Sünni kolunu temsil ediyor.

Türkiye'de çoğunluğu oluşturan Sünni İslam, Türkiye Cumhuriyeti'nde Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla resmen temsil ediliyor. Devlet okullarından din ve ahlak eğitimi ile; camilerde imamlar vasıtasıyla Sünni İslam yaşıyor ve yaşatılıyor.

Alevi varlığı yok sayılıyor

Buna karşın 20 milyonluk Alevi kitlesi resmen yok sayılıyor, görmezlikten geliniyor.

Devlet yetkilileri, yaptıkları açıklamalarda, Türkiye'nin tümünü “Sünni” göstermeye çalışıyorlar. Halbuki Türkiye nüfusunun yaklaşık 3'te 1'i Alevidir...

Alevilere karşı olanlara birtakım yarı aydınlar da, “Alevilik öldü!” diyerek Osmanlıcı tavrından yana çıkıyor. Alevi geçinen bazı okumuşlar da kraldan daha fazla kralcı kesilerek bu görüşlere destek veriyor.

Kimileri de, Alevi kültürünün canlandırılmasını “gericilik” olarak görüyor. Bunlar, Aleviliği yok sayma tavırlarıdır. Unutulmamalı ki, Alevilik yok olursa, meydan Osmanlı kafalılara kalacaktır...

İnanç ve anlatım özgürlüğü bir insanlık hakkıdır.

İnsan Hakları Bildirgesi'nin 9. maddesi ve Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası'nın 24. Maddesi, herkese “Vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğü” garantisi veriyor. Ülkemizde, cumhuriyetin kurulması ile birlikte Alevilere yönelik resmi devlet baskısı sona ermişse de eskiden gelen sosyal, psikolojik ve siyasal baskı varlığını sürdürmektedir. Aleviler, bu baskılar yüzünden “vicdan, dini inanç ve kanaat” özgürlüğünü kullanamıyorlar. Aleviler, halen Alevliklerini gizlemek zorunda kalıyorlar.

Aleviler, Atatürk devrimlerini hep destekledirler.

Cumhuriyeti yaratan temel güçlerden birisi de Alevi kitledir. Aleviler, her zaman Atatürk devrimlerinin, laik güçlerin yanında olmuşlardır. Fakat, sıkıntıları Cumhuriyet döneminde de bitmemiştir.

Türkiye'de Hıristiyanların, Yahudilerin, Süryanilerin bile kendilerine ait ibadethaneleri olduğu halde, Aleviler bundan yoksun bırakılmıştır. Bugün, Alevi kültürünü yaşatacak hiçbir kurum bulunmamaktadır.

İstekler

Aleviler üzerinde baskı olduğu kabul edilmelidir.

Bugün Türkiye'deki 20 milyonluk Alevi kitle üzerinde, Osmanlı Devleti zamanından gelen ve halen sosyal, kültürel ve psikolojik ağırlıklı olarak süren ağır bir baskı vardır. Bu baskının adını, açık yüreklilikle koymanın zamanı gelmiştir.

Aleviler, çekinmeden “Ben, Aleviyim” diyebilmelidir.

Alevi kitle bugün bile Alevi olmaktan korku duymaktadır.

Buna gerek yoktur.

Bu kesimden insanlar, gerektiğinde, açıkça “Aleviyim” diyebilmelidirler. Bu, onların doğal insanlık haklarından birisidir. Politik veya maddi kaygılarla Aleviliğini gizleyenleri, bu tavırlarını bırakmaya, kültürlerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Her insanın kendi kimliğini açıkça söyleyebilmesi, insanlık hakkıdır. Bu kimliğin “mezhepçilik” veya “Şovenistlik” ile damgalanması, temel insanlık hakkına saygı duymamaktır.

Sünni aileler, Alevilik hakkındaki düşüncelerini değiştirmelidir.

Türkiye'nin gerçek bir huzur toplumu olabilmesi için, Sünni ve Alevi kitlenin, birbirleri hakkında iyi düşünceler beslemesi gerekir. Aleviler hakkında görmediği şeyleri söyleyerek iftira etme olayına, Sünni aileler izin vermemelidir. Kafalara yerleşmiş olan olumsuz düşünceler atılmalıdır. Her inanç, her kültür; diğerlerine saygı duyarak ayrı ayrı yaşamalı, yaşatılmalıdır. Avrupa'daki Protestan ve Katolik mezhebinden aileler, bugün, yan yana, dostça, gül gibi yaşayıp gidiyorlar. Türkiye için de aynı samimi birliktelik mümkündür.

Aydınlar, Alevi varlığını, insan hakları bağlamında savunmalıdırlar.

Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de, insan haklarını savunmak ve korumak, devletten önce aydınlara düşmektedir. Aydınlar, kendi sorunlarının dışındaki toplumsal sorunlarla ilgilenen toplumun seçkin elemanlarıdır. Bu nedenle, onlar, Alevi varlığına dikkati çekmek ve Alevilere yapılan baskılara karşı tavır almak zorundadırlar. Bugün ülkemizde insan hakları sorunları ve demokratik sorunlar bulunduğu gerçektir. Bunların en önemlilirinden birisi de Alevilerin durumudur.

Alevilerin sorunlarını duyurmada önderlik, aydınlara, demokrasiyi isteyen politikacılara, işadamlarına ve serbest meslek sahiplerine düşmektedir.

Türk basını, yayınlarında Alevi kültürüne yer vermelidir.

Bugün, Türk toplumunun en seçkin, en demokratik, en laik kafalı insanları, emekçisinden patronuna basın sektöründe yoğunlaşmıştır.

Buna karşın basınımızda, 20 milyonluk Alevi kitleyle ilgili bilgiye veya habere az rastlanıyor. Alevi kültürünün tanıtılmasına basınımız daha geniş olanaklar sağlamalıdır. İnanıyoruz ki Aleviler üzerindeki baskının kalkması, Türkiye'yi daha demokratik bir yapıya kavşuturacaktır. Bu durum basınımız için de bir kazanım olacaktır.

TRT, Alevi varlığını da dikkate almalıdır.

Türkiye radyo ve televizyon istasyonları, Alevi kitlenin varlığından habersiz gibi görünüyorlar. Radyo ve televizyonda, Alevi kültürü de yer almalıdır. Alevi büyükleri, Alevilerin kutsal günleri, şiiri, müziği, folkloru tanıtılmalıdır.

Alevi köylerine cami yapmaktan vazgeçilmelidir.

Diyanet İşleri, son yıllarda, Alevi köylerine cami yapmak, imam göndermek gibi, etkisiz bir baskı yöntemi daha geliştirdi. Kendi varlığından başkasına tahammül edemeyen zihniyetin bu uygulamasına, devletin alet edilmemesini bekliyoruz. Bu uygulamalar da derhal durdurulmalıdır. Aleviler, köylerine cami değil okul ve cem evi (kültür evi) istiyorlar...

Okullarda Alevi öğretisi de tanıtılmalıdır.

Bu ülkede, 20 milyonluk Alevi kitle devlete vergi veriyor. Tahminen üçte birisi Alevilerden alınan devlet bütçesinden Diyanet İşlerin’e, her yıl yüzlerce milyar lira para aktarılıyor. Laik bir ülkede, zorunlu din dersi uygulaması ve Diyanet İşlerine para verilmesi, yanlıştır.

Okullarda, din ve ahlâk eğitiminin zorunlu hale getirilmesi sonucu, Alevi kökenli öğrenciler, kendi öğretilerini değil, Sünni öğretiyi öğrenmektedirler. Bu yanlış uygulama yetmiyormuş gibi, okullarda Alevilik her fırsatta kötülenerek genç yürekler yaralanmakta, beyinlere düşmanlık tohumları ekilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı'nın buna mutlaka engel olmasını bekliyoruz...

Bu durum, din ve vicdan hürriyeti ilkelerine uymadığı gibi toplumsal barışı da zedelemektedir. Bunu engellemek için, okullarda, isteyen Alevi öğrenciye, Aleviliği öğrenme olanakları yaratılmalıdır.

Hükümetlerin, Alevilere bakış açısı değişmelidir

Alevilere yönelik olumsuz şartlanmalar, iş başına gelen hükümet üyelerini de etkilemektedir. Bunlar, Aleviliği görmezlikten geliyor, yok sayıyorlar. Bakanlar ve milletvekilleri “Alevi” sözünü ağızlarına almaya korkuyorlar.

Bizim gibi çok kültürlü toplumlarda; hükümetler, bütün inançlara saygı duyacak bir politika izlemek zorundadırlar. Diyanet İşleri'nin; Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu açıdan yeni baştan düzenlenmesi, hükümetlerin önünde çok önemli bir görev olarak durmaktadır.

Aleviler, laik devletin güvencelerinden biridir.

Alevilik; bütün Ortaçağların sevgi ve sohbete dayalı tek canlı kültürü olarak bugüne dek geldi.

Aleviler; kültürleri gereği, hoşgörülü, bilime saygılı, ilerlemeye açık bir toplumdur. Bağnaz düşünceye karşıdırlar. Laik devletin, şeriat devleti kurma çabalarına karşı korunması için, bugün Alevi varlığı bir güvencedir. Devlet, bu güvenceyi eritmeyi değil, kuvvetlendirmeyi düşünmelidir. Demokratik, laik, çoğulcu güçler, Alevi varlığının netleşmesi için çaba göstermelidir.

Dedelik kurumu, çağdaş anlamda yeniden yapılandırılmalıdır

Dedeler; yüzyıllarca Alevi kesiminin hem öğretmenleri, hem din görevlileri, hem yargıçları olarak çalıştılar. Bu insanlar; Alevi kültürünü kuşaktan kuşağa aktardılar.

Zamanımızda, camilerde ve okullarda yetişen yüz binlerce imam, ülkenin her tarafında maaşlı olarak çalıştırılırken, dedelik, Aleviliğin baskı altında tutulması sonucu, sıkıntı içindedir. Dedelere; kendilerini geliştirme ve yetiştirme olanakları sağlanmalıdır. Alevi kültürünün yaşatılmasında kendisini yenilemiş, çağdaş kafalı ayını dedelerden yararlanılabilir...

Yurt dışındaki Aleviler için acil programlar şarttır

Bugün; yalnız Federal Almanya'da 350 binle 400 bin arasında Alevi işçimizin bulunduğu sanılıyor. Yurt dışındaki Alevi işçiler; çocuklarına kendi kültürlerini vermek için yoğun istek duyuyorlar. Fakat; onlara Sünni programlardan başka seçenek verilmiyor. Bu da kabul görmüyor. Böylece yeni yetişen gençler; kültürel boşluğa itiliyor. Yurt dışındaki Aleviler için; Alevi kültürünü tanıtıcı programlar; Alevi çocukları için de bu konuda dersler şarttır. Devlet, bu işçiler için, din adamı yollarken Alevilik gerçeğini göz önünde tutmalıdır. Türkiye'de olduğu gibi yurt dışındaki Alevilere de, imamlar aracılığıyla din hizmeti sunmak mümkün değildir. Bu gerçek, artık kabul edilmeli ve aydın Alevi dedelerden yararlanılmalıdır.

Alevilik ile bugünkü İran Şiiliğinin ilgisi yoktur.

Alevilere karşı tavır içinde olanlar, geleneksel iftiralarını sürdürerek, Türkiye Aleviliği ile İran'daki molla düşüncesini aynı paralelde göstermeye çalışıyorlar. Bu yanlıştır. Gerek felsefede, gerek uygulamada Anadolu Aleviliği ile bugünkü İran Şiiliğinin bir benzerliği yoktur. Aleviliğin temeli; hoşgörü, insan sevgisi, canlıya saygı, zorbalığa karşı olmaktır. Aleviler; bağnaz güçlerin değil, demokratik kitlelerin yanındadırlar. Bu, geçmişte de günümüzde de böyle olmuştur...

Sonuç

Türkiye, tek değil, birçok kültürün bulunduğu bir toplumdur. Bu durum da ülkemiz için zenginliktir. Değişik kültürlerin kendilerini açık açık ortaya koyması, insanları bireysel planda demokratik, hoşgörülü, insancıl bir kimliğe sokar. Bu da tüm insanlığın arzuladığı bir hedeftir.

Temeli insan sevgisi ve barış olan Alevi kültürü, bugün hiç deseklenmiyor. Hükümetlerin, bu insan kültürünü koruması, yaşatması için aydınlarla işbirliğine girmesi şarttır. Siyasetçiler tarafından dile getirilen, “İnançlar ve fikirler üzerindeki baskıların kaldırılması gerektiği” yolundaki açıklamaların sözde kalmamasını diliyoruz. Bu konuda demokrat aydınlar olarak, tüm Türk halkından destek bekliyoruz...

Yaşar KEMAL, Aziz NESİN, İlhan SELÇUK, Tarık AKAN, Zülfü LİVANELİ, Berker YAMAN, Kıvanç ERTOP, Çetin YETKİN, Ataol BEHRAMOĞLU, Atilla ÖZKIRIMLI, Emil Galip SANDALCI, Süleyman YAĞIZ, Bekir YILDIZ, Muharrem Naci ORHAN, Erdal Atabek, Nejat BİRDOĞAN, Vedat GÜNYOL, Cemal ÖZBEY, Mesut MERTCAN, Battal PEHLİVAN Cengiz BEKTAŞ, Müjdat GEZEN, Recep BİLGİNER, Lütfü KALELİ, Jülide GÜLİZAR, Nevzat HELVACI, Nart BOZKURT, Tanıl BORA, Adnan SÖZEN, İhsan ATAR, Ahmet BULUT, Akın GÜRDAL, Musa ATEŞ, Rıza ZELYUT

YIL 2002

Yukarıya alınan bildirgede dile getirilen istekler konusunda ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti hükümeti gereken adımları atmamıştır. Başlangıçta belirtildiği gibi Alevi toplumu hâlâ Türkiye için bir tehlike olarak görülmektedir. 2002 yılında alınan mahkeme kararına göre, “Alevi” adı ile dernek açmak yasaklanmaktadır.

Öte yandan Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de dini ve devleti yönetme konumunu sürdürüyor. Bu kurumun Türkiye Cumhuriyeti’nin laik yapısını değiştirmek isteyen kişileri yetiştiren, besleyen yapısı görmezden geliniyor.

Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokma hedefindeki Türk siyasi kadroları, Diyanetçi/gerici tavrı beslerken Alevi toplumunun doğal isteklerini bastırmak için değişik yolları buluyor ve devreye sokuyor. Alevilerin bir araya gelmelerini engellemek için değişik provakasyonlar düzenleniyor. 1993’te Sivas’ta, 1995’te İstanbul Gazi Mahallesi’nde olduğu gibi. Bütün bu olumsuzluklar karşısında Alevi toplumunun temel dayanağı demokrasi, hukuk, sivil toplum örgütleri gibi yasal kurumlar ve kuruluşlardır.

Günümüzde çağdaş haklardan yararlanmanın yolu, diğer demokratik kuruluşlarla birlikte yürümektir. Alevi toplumunun daha demokratik haklar kazanmasının birinci yolu da budur.

Kimliğine bağlı ama demokrat, ülkesinden yana, atalarından aldığı ve kendisini bugüne taşıyan insan sevgisi gereği hoşgörülü Alevi... İşte bütün ibadetin sonucu buraya ulaşmaktır
Sponsor Reklamlar

ayyil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 6 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 6 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Maraş Katliamı 33.Yılında Gelin Maraşda Olalım Alevi Alevi Konser - Alevi Dernek Etkinlikleri 3 20.12.11 00:23
31. Yılında Maraş Katliamı! Alevi Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar 2 24.12.09 13:55
Maraş Katliamı tuncer yilmaz Şiir ve Türkü-Ezgi Bölümü 0 10.09.09 23:50
Yasin Hayal Maraş Katliamı'nı Hatırlattı Alevi Alevi'lik Tarihinde Üzücü Olaylar 0 07.09.09 00:29






Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

SEO by vBSEO 3.6.0 PL2